Oltada Balık Türkiye…


Oltada Balik Turkiye...Rockefeller’a göre Türkiye’ye yapılacak yardımlar özünde ‘herhangi bir komünist saldırıyı ve ulusal hareketleri önlemeye’ yaramalıydı
‘Oltadaki balık Türkiye’
Anımsayalım, 11 Eylül’de (2001) New York’ta bulunan Dünya Ticaret Örgütü’ne / İkizlere yönelik saldırıları, NATO, NATO’yu oluşturan devletlere ve NATO ile korunan sisteme bir saldırı olarak nitelemiş, ABD dışındaki 18 NATO ülkesi, NATO statüsünün 5. maddesinin işleme konulması kararını almıştı.
Bu kararıyla NATO, ABD’ye yapılan saldırının terörist bir örgüt ya da örgütler tarafından değil, devlet ya da devletler tarafından yapıldığı görüşünü benimsiyor ve bu nedenle, NATO-dışı alanlara askeri müdahalenin NATO ile korunan sistemi savunmak olduğu görüşünde birleşiliyordu. Bir başka deyişle saldıran devletlere saldırı, özünde sistemin savunulmasıyla sınırlıydı. İşgal gibi, yayılmak gibi, herhangi bir ülkenin yönetimine ve zenginliklerine el koymak gibi amaçlar taşımıyordu.
Şöyle de düşünülebilirdi: İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminin ardından, Stalin döneminde, Sovyetler Birliği’nin, Boğazlar’ı iyi koruyamadığı, Montrö Antlaşması’na yeterince uymadığı için, Çanakkale ve İstanbul boğazlarını Türkiye ile birlikte korumak istemesi, Türkiye’yi ABD’den yardım istemeye yönlendirmiş, 1947’de, Truman Doktrini çerçevesinde, Yunanistan’a ve Türkiye’ye ulusal bütünlüklerini korumak ve özgür ulus olarak varlıklarını sürdürmek içinyardım yapılması yasası çıkartılmıştı.
Rockefellerin 1956’da Eisenhowera yazdığı gizli mektup, Türkiye’ye, ulusal bütünlüğünü korumak ve özgür ulus olarak varlığını sürdürmek içinyapılan yardımın ardındaki amacını açıklıyordu. Yapılacak yardımlar, özünde, herhangi bir komünist saldırıyı ve ulusal hareketleri önlemeyeyaramalı, bağımsızlık hareketlerini güçlendirecek nicelikte ve nitelikte olmamalıydı.
Komünist saldırıile ulusal hareketleri, birbirinin tamamlayanı olarak koyan Rockefeller grubunun mektubu, gizliydi, amaç ise açık ifade edilmişti.
oltada balık TürkiyeTürkiye’nin ulusal bütünlüğünü korumakiçin Türkiye’ye yapılacak yardımı, herhangi bir komünist saldırıyı önlemekiçin yardım olarak; özgür ulus olarak varlığını sürdürmek için yardımı da ulusal hareketleri ve bağımsızlığı önlemekiçin yardım olarak okumak gerekiyordu.
Başkan Eisenhower’e mektubunda Rockefeller, düşüncelerinin en somut örneği olarak İran’ı göstermişti:
Ekonomik yardımı harekete geçirerek, diyordu, İran petrolüne el koymayı başardık ve bu ülkenin ekonomisine yerleştik. İranda ekonomik konumumuzun güçlenmesi bu ülkenin dış politikasının kontrolümüz altına girmesini ve özellikle Bağdat Paktına üye olmasını sağladı. Bugünkü İran Şahı, elçimize danışmadan hükümetinde herhangi bir değişiklik yapmaya bile cesaret edememektedir.
‘Balığın yeme ihtiyacı var’
Bayrağın ticareti takip etmesinin bir Amerikan geleneği olduğu notunu düşen Rockefeller, Amerikan ekonomik yardımının bizimle dost olan ve bize uzun süreli, sağlam askeri paktlarla bağlanmış bulunan anti-komünist hükümetlerin iktidarda olduğu ülkelere yapılacak yardımların ve açılacak kredilerin öncelikle askeri nitelikte olmasıgerektiğini belirtiyor ve oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı olmadığını ifade ediyordu.
Örnek olarak Türkiye’yi göstermişti. M. Emin Değerin kitabına ad olacak Oltadaki Balık Türkiyeye yapılacak genişletilmiş iktisadi yardımın, bazı durumlarda, istenilenin tersi sonuçlar verebileceği, yani bağımsızlık eğilimini arttırıp varolan askeri paktları zayıflatabileceği kaygısını dile getiriyordu. Türkiye gibi ülkelere doğrudan yardım da yapılabilir, ama bu, ancak bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize muhalif hükümetleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdırdiyordu.
İran’da,Musaddıkile simgelenen ulusal başkaldırı, CIA’nın tertibiyle alt edilmiş, İran Şahı sığındığı Avrupa’dan eşiyle yurduna ve tahtına kavuşmuştu. Ne var ki, yurduna kavuşan şahdeğil, petrole ve yönetime el koyan ABD olmuştu.
İslam”, burada, emperyalist egemenliğe karşı, bağımsızlığın silahı olacak, sürgünde güçlenen Humeyninin önderliğinde, adı devrimolan emperyalist gericiliğe ve krallığa (monarşiye) karşı ilerici, ama aklın ve bilimin kılavuzluğunda çağdaşlaşmaya karşı ilkel, bağnaz ve gerici bir sürece kilitlenecekti İran. Humeyni’yi destekleyen İran Komünist Partisi TUDEH, desteğinin ödülünü idam sehpasında almıştı.
Türkiye’ye koşut bir süreçti İran’ın süreci. Bir farkla ki, okların hedefleri ters yöndeydi. Komünizmden ülkeyi ayıklamanın aleti, din değil, siyasallaşan İslam oldu ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin yatağında, dolaylı saldırıya karşı, özel savaşın bağrında, Saidi Nursi’nin CIA’dan olma gayrimeşru çocuğunu doğurdu. Humeyni, bağımsızlığı İslam zırhıyla sararak Gülen bağımsızlık zırhını İslam ile sararak biri yurdunda ABD’yi tutsak aldı, öteki ABD’nin Truva atı, CIA’nın robotu olarak yurdu, ABD’nin oda hizmetçisi yapmaya soyunduruldu.
***
Türkiye için bir zul
Rockefeller’in İran ile ilgili sözleri, bize savaş sırasında ve savaş sonrasında, ABD’den askeri yardım isteyen Cumhurbaşkanı İnönüyü anımsattı. 27 Mayıs 1960 sonrasında, 1963’te Başbakan olarak İnönü, Daha bağımsız ve şahsiyetli bir dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyordiyor, Bir görev veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washingtonın haberi oluyor. Sonucu memurumdan önce, Amerikan sefirinden öğreniyorum.
Bu sorunun üstüne, vakit geçirilmeden eğilmek gerekirdiyen İnönü Yoksa bağımsız dış politikadan bahsedilemez. Hatta iç politikada bile bağımsızlık düşünülemezdiyecekti; diyecek, ama Kıbrıs’a müdahale kararını uygulayamayacaktı.
İsmet İnönü’nün, Nisan 1964’te, Time’da yayımlanan demeci, Türkiye’nin girdiği labirentten çıkmak istese de çıkamayacağını görmeye yeterdi.
Bakanlar Kurulu, Kıbrıs’ta, EOKA’nın, Türkler üzerinde sürdürdüğü vahşeti durdurmak için müdahale kararı aldığızaman, Başbakan İsmet İnönü, bunu, ABD Başkanı’nın bilgisine iletmiş, Başkan Johnson, İnönü’ye yanıt vermiş ve 12 Temmuz 1947 günlü Türkiyeye Yapılacak Yardım Hakkında Antlaşmanın 4. maddesine gönderme yaparak, ABD’nin bağış, borç ve benzeri biçimde verdiği herhangi bir materyali, Birleşik Devletler hükümetinin oluru olmadan Türk hükümetinin kullanamayacağını yazmıştı. O zaman İnönü, Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye kendisine düşen yeri alırdiyecek, ne var ki, yeni dünyalar kurulsa da, Türkiye, ABD kapanından kendini kurtaramayacaktı. İnönü o zaman, Amerikanın mesuliyetine inanıyordum, şimdi bunun cezasını çekiyorum demektirderken, ABD’nin, Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve özgür ulus olarak varlığını sürdürmek için yardım yaptığını sanmakla yanıltıldığını dile getiriyordu, yanılmıştı, bunun cezasını çekiyordu: Başbakanolarak Beyaz Saray’da Johnson’la tokalaşan İnönü, Beyaz Saray’ın kapısından vatandaşİnönü olarak çıkıyordu. Türkiye için bu bir zuldü.
***
Değişen kimlik mi gömlek mi?
Eisenhover doktrini ile ABD, Uluslararası komünizmin, silah kullanmadan, dolaylı olarak da saldırıya geçebileceğigörüşünü savaş doktrini olarak benimsemişti. Açık, silahlı saldırılardan daha tehlikeli olduğu savlanan dolaylı saldırılarvardı. Bunlar, bazen devrimci hareket biçiminde, bazen demokratik akımlar biçiminde ve bazen reform biçiminde ‘maskelenmiş’, dolaylı komünist saldırılardı.”
Gladyo”, dolaylı saldırıya karşı, iç savaş, suikast, sabotaj ve benzeri yöntemlerle, komünistleri (ki, bunların komünistolması da gerekmiyordu), yok etme örgütü olarak kurulmuştu. Dolayısıyla, ulusal hareketler, bağımsızlık girişimleri, uluslararası komünizmin dolaylı saldırısı olarak, cinayet, suikast, sabotaj, iç savaş yöntemleriyle yok ediliyor ve bu, Türkiye’nin özgür ulus olarak varlığını sürdürmek için yapılıyordu!
Amerikan Dışişleri Bakanı Dulles ile Türk Dışişleri Bakanı Zorlu arasında, 5 Mart 1959’da Ankara’da imzalanan ve o zaman Büyük Millet Meclisi’nin bilgisine sunulmamış olan Türk-Amerikan İşbirliği Antlaşması”, Truman doktrininden kök alan Dolaylı Saldırıantlaşmasıydı. ABD’ye, Sızma, yıkıcı faaliyetler, sivil saldırı ya da dolaylı saldırıdurumunda, Türkiye’ye müdahale etme hakkı tanınmıştı. Neyin sızma”, “yıkıcı faaliyet”, “sivil saldırıya da dolaylı saldırıolduğunun takdiri (Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Yassıada’da yargılanması sırasında, mahkeme başkanının sorusuna verdiği yanıtta açıklığa kavuştuğu gibi) Amerika Birleşik Devletleri’ne aitti.
Ganser, şu bilgileri aktarıyordu:
Türkiye 4 Nisan 1952de NATOya katıldığında, ülkede çoktan bir gizli ordu kurulmuştu. Karargâhın adı Seferberlik Tetkik Kuruluydu (STK) ve Amerikan Askeri Yardım Heyetinin (JUSMATT) Ankarada Bahçelievlerdeki binasında faaliyet gösteriyordu. Seferberlik Tetkik Kurulu 1965te yeniden yapılandırıldı ve adı Özel Harp Dairesi (ÖHD) olarak değiştirildi. 1990 gladyo açıklamaları sırasında Türk gizli askerlerin komuta merkezi bu adla anılıyordu. Özel Harp Dairesi, teşhir edilen bu ismi bir kez daha değiştirmek zorunda kaldı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) adıyla faaliyet yürütmeye başladı.”
Paris’te bulunan Intelligence Newsletter 1990’da Türk gizli ordusu kontrgerillanın Özel Harp Dairesi tarafından idare edildiğini ve beş daldan oluştuğunu belirtiyordu: Sorgulama ve psikolojik savaş tekniklerini de kapsayan Eğitim Kurulu; 1984ten bu yana Kürtlere karşı yürütülen operasyonlarda uzmanlaşan Özel Birim; Kıbrıstaki operasyonları yürüten Özel Seksiyon, CIAnın Türkiyedeki gizli orduyu oluştururken kullandığı ve desteklediği hareket, Bozkurtlar olarak anılan bu milliyetçi faşist hareketti. Batı Avrupada NATO gizli ordularının keşfedilmesinin ardından Türkiyede, CIA irtibat subayı Türkeşin kontrgerilla adı altında faaliyet gösteren gizli gölge orduyu ağırlıkla Bozkurtlardan oluşturduğu açığa çıkartılmıştı.” (s. 394-399.)
Batı’da cinayet dükkânları kapandı
Sovyetler Birliği dağılmaya başladığı zaman, Batı’da, NATO ülkeleri gladyoyu/kendi cinayet dükkânını kapattıklarını açıkladılar. Türkiye hariç.
11 Eylül’de, 2001’de, NATO ülkelerini ve NATO ile korunan sistemi korumakla görevli NATO, terörü ve teröristi, örgüt ve örgütlerden yalıttı, devlet ya da devletlerin üstüne sıvadı. Afganistan bunların başında geliyordu. Ama ABD, Irak’a aynı şekilde müdahale etmek için NATO’yu kandıramadı. Kendisi müdahale etmeye karar verdi. Türkiye’de Çankaya’da Ahmet Necdet Sezer, Başbakanlık’ta Bülent Ecevit, Genelkurmay’da Hüseyin Kıvrıkoğlu vardı.
Mart 2003’te Irak’a müdahale etmeyi kararlaştırmıştı. Birleşmiş Millletleri ikna edecek veriler elde edememişti. NATO ülkeleri müdahale için yeterli kanıt bulunmadığı için ABD’nin kendi çıkarına alet olmamışlardı.
Saldırı süreci hızlandırıldı. ABD, halkın isyan halinde bulunduğunu savladığı Güneydoğu Anadolu’ya askerini konuşlandırmak için, daha önce Öcalan’ı Suriye’den çıkarttırmış İmralı’ya kapattırmış; Hizbullah İlim Grubu etkin olduğu Batman-Mardin-Diyarbakır üçgeninden Batı’ya, göçe zorlanmış, Başkanı Hüseyin Velioğlu aynı amaçla İstanbul’da öldürülmüş, Güneydoğu sıcak çatışma alanı olmaktan çıkartılmıştı. Ecevit’in hastalığı, partisinin ikiye bölünmesi, Kıvrıkoğlu’nun süresinin uzatılmayarak Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığına getirilmesi ve Tayyip Erdoğan’ın neredeyse anayasayı değiştirecek sayıda milletvekiliyle iktidara oturması üç ayda tamamlanmş, ama 1 Mart tezkeresi, üç oyla, kaplumbağa olmuştu. Ne olduysa burada oldu.
Dışardan doğrudan gelecek komünist saldırıya karşı ve içerde oluşan dolaylı komünist saldırıya karşı ülkenin bütünlüğünü ve özgür ulus olarak varlığını koruduğunu sanan asker, özel olarak bu amaçlarla ABD’de ve NATO’da eğitilmiş ve eğitmiş askerden farklı olarak, ülkenin bölünmesi ve ulusun prangalanması için kol kestiğinin, kan döktüğünün, dahası kendi kolunu kestiğinin, kendi canını aldığının bilincine ve bilgisine varmaya başladı.
Asker askerdi, ama iki asker olduğu da göz ardı edilemezdi. Ulusal kurtuluş savaşından kök alan, ulusal bağımsızlık karakteriyle doğrulan asker ile cemaat ve tarikatların çerçevelediği, Said Nursi’nin yolunda secdeye varan, Birleşik Devletler’in, ülkeyi, komünizmden, ateizmden kurtaracağına inanan asker. Orada burada Biz artık Mustafa Kemalin askeri değiliz!diyen asker. Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla, Türkiye Cumhuriyeti’nin kimliğiyle bütünleşmiş ulusalcı ve bağımsızlıkçı kimliğin, yeni Osmanlı halifesi kimlik tarafından tutsak alınmasını amaçlayan, ona egemen olan ve ABD’nin kölesi yapmayı hedefleyen bir balyoz darbesidir yaşanan. Bu 1950’li yıllardan bu yana imam hatip okullarıyla eğitimde olduğu kadar toplumsal yaşamda, siyasette, yargıda, orduda, dıştan içe, içten içe büyüyen, ülkenin bütünlüğünü, ulusun özgürlüğünü tehdit eden teokratik faşizmden kök alan, küresel faşizme kan ve can verenler dönemidir, bu dönem.
Şaşılacak bir şey yoktu doğal ki!.. Çünkü küresel egemenlikmantığı, ulusal egemenlikmantığını kalın bir zırhla örtmüş, gerici olan ilerici olanla yer değiştirmişti. ABD’nin küresel egemenliği ve çıkarları için, o, kendisi, kardeşini Filistin askısına asmıştı; şimdi, astığı kardeşi gibi ulus olarak özgür olmak, yurdunu (siyasal, ekonomik ve askeri) işgalden kurtarmak istediği için, bu kez kendisi filistin askısına geriliyordu. Gerekçe aynıydı: Vatan hainliği!Ne zaman biri vatanı kurtarmaya doğrulsa, idam gömleğinde bu yafta okunurdu.
Bizim burada sorguladığımız, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi öz kimliği değil, Silahlı Kuvvetler’in özüne yabancılaşmış, kendini kendine düşmanlaştırmış, halkını halkına kırdıranlarla elleştiği ve dilleştiği kimliktir. ABD’nin, NATO zırhlı, Türkiye üzerinden kimlik değiştirme, Türkiye’nin kimliğini değiştirerek kendi kimliğini geliştirme, Türkiye’yi bölerek küresel bütünleşme oyunudur bu oyun…
Reblog this post [with Zemanta]
  1. demiralişbozope
    01/12/2014, 00:21

    OHA ya OHA!

  2. Hhdal
    20/04/2017, 12:15

    Allah belanizi versin yafidiler ve bunlarin oyununa alet olanlar

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Evrim Teorisi Online

Evrim hakkında herşey...

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: