Yıl 2050…


geleccekAkıllı bazı bilimadamlarının gelecek hakkında bazen iyimser, bazen endişeli öngörüleri var.2050’nin sorunlarını sıralayanların, listenin başına yazdıkları dört önemlisorun:
1. Global riskler
2. Enerji sorunu
3. Nüfus artışı
4. İnsanın başkalaşımı
Bugün doğanlar 2050 yılında 40 yaşlarını yaşıyorolacak. 25-65 yaş kuşağı, her ülke nüfusu için çalışan, üreten kuşaktır. Demekki, bugün doğanlar ve şimdi çocukluğunu yaşayanlar 2050 yılında esas işgücünüoluşturacak. Öyleyse siyaset kurumları, inanç kurumları ve eğitim sistemleri,bugünün çocuklarının 2050 yılında nasıl bir dünya ile karşı karşıyakalacaklarını öngörebilmeli ve eğitimin hedeflerini o dünyanın sorunlarınayönlendirmeli.
Kuşkusuz, 2050 yılındaki sorunlar bugünküsorunlarımızdan çok farklı olacak. 2050 yılından geriye doğru bakanlar, bugüntartıştığımız şeylerin onlar için ne kadar anlamsız ve yararsız olduğunugörecekler; onları eğitmek adına onların yaşamlarından çaldığımız her derssaatinin heba edilişine acı acı gülecekler.
Anaokulundan yükseköğrenimin sonuna dek, heröğrenciyi yaklaşık 20.000 saat ders çalıştırıyoruz. Bu, insan hayatından alınançok büyük bir zaman dilimidir. Bu zaman dilimini, onların 2050 yılındakidünyaya uyum sağlamaları için harcamalıyız.
Geçmiş zamanlarda dünyayı yönetenler hiçbirzaman yarım asır sonrasını öngöremedi. Dünyanın şimdiki yöneticilerinin buöngörüde bulunabilecekleri umudunu yeşerten bir iklim henüz yok.
Ama, ciddiye alınmasalar bile, akıllı bazı bilimadamlarının gelecek hakkında bazen iyimser, bazen endişeli öngörüleri var.2050’nin sorunlarını sıralayanların, listenin başına yazdıkları dört önemlisorun:
1. Global riskler
2. Enerji sorunu
3. Nüfus artışı
4. İnsanın başkalaşımı
Elbette bu liste uzatılabilir, benzer konularıiçeren farklı başlıklarla ifade edilebilirler. Başlıklara takılmadaniçerdikleri sorunları tartışabiliriz. Evrende değişmez kalan şey “değişim”dir.Ne var ki insanın (daha genel olarak canlının) doğası değişime tepki gösterir.O nedenle, dünya politikasında muhafazakarlar daha avantajlı görünürler. Ama, tutuculuk,uzun sürede hep başarısız kalmıştır. Çünkü doğal olan değişimdir, yenilenmedir.Değişmeyen, yeni çevre koşullarına uyum sağlayamayan hiçbir canlı, kendi türünüdevam ettiremez. Aynı kural, sosyal kurumlar için de geçerlidir.
PEKİ, DEĞİŞIM NEGETİRECEK?
University of Southern California’da (USC) IBMfirmasının beş ünlü bilim adamı, 2050 yılında sanat, bilim veteknolojide neler yaratılmış olacağını tartıştı. Bu beş bilim adamının “alegorik”sayılacak öngörülerini, CBS Interactive News’ün baş editörlerinden birisi olan DanFarber’ın (http://news.cnet.com/)izlenimleriyle özetledikten sonra, konuya başka açıdan bakacağız.
Bill Pulleyblank, günümüzün süperbilgisayarlarının, 2050 yılında avuçlarımıza sığacağını söylüyor ve ekliyor “ogün mini cooper’ın içine konacak bilgisayar, şimdi Apollo-13 içindekibilgisayardan daha güçlü olacak”.
Sharon Nunes geleceğe çok iyimserbakıyor. “İnsanlık 4 milyon yıllık geçmişinden ders almayı öğrenecektir. Kimyave biyoloji bilgilerimiz fotosentez sürecini teknolojiye taşıyacak, güneşpilleri yapmamızı sağlayacaktır. Bunun sonucu olarak, 2050 yılında bütün dünyatemiz enerjiye ve temiz suya sahip olacaktır.”
Don Eigler, “Tıpta nanometreölçeğindeki yapılar keşfedilecek ve insan bedenine yerleştirilecek cihazlarla,bünyeye gerekli olan kimyasal bileşimler kendiliğinden belirlenecektir. Basitdizüstü bilgisayarlar, günümüzün en güçlü bilgisayarlarından 100.000 kat dahagüçlü olacak. İnsan aynı anda birden çok sorunu düşünebilecektir (paralelcomputing). Kulaklarımıza takacağımız bluetooth cihazları ile daha çok şeyigörecek ve duyacağız.” Anlaşılan, o zamanki Ergenekonlar’da koca-kulaklar yerinebluetooth algılayıcılar kullanılacak!..
Ajay Royyuru, “2050 yılında herkeskendi genomunu biliyor olacak. Bu sayede genlerinde istediği değişikliğiyapabilecek. Genlerin okunmasıyla, bireyin bütün özelikleri biliniyor olacak.Sentetik biyoloji, belli organların değişimine olanak yaratacak ve dolayısıylahastalıkların tedavisi mümkün olacak.” Royyuru’nun öngörüsü doğru çıkarsa,insan kendi kaderini Tanrı’nın elinden alacağa benziyor.
Jeff Jonas’a göre 2050 yılında 14yaşındaki bir çocuk kendi yatak odasından çıkmadan büyük bir şirketiyönetebilecek. Her konuyla ilgili ortak akıl (collective intelligence) çiplerisüper marketlerde satılacak. Karşılaştığı bir sorunu çözmek isteyen kişi, gidipakıl çipleri satın alabilecek.
ÖNGÖRÜDE KİM DAHABAŞARILI
Daha ilginç bir görüş, dinleyiciler arasında yeralan USC Sinema Sanatları Okulu öğretim üyesi Richard Weinberg’dengeliyor. Weinberg diyor ki “Gerçek şu ki, bilimkurgu yazarları ve filmyapımcıları geleceği öngörmekte bilim adamlarından daha iyidir, çünkü bilimadamları bugünkü bilgileriyle sınırlıdırlar, ama bilimkurgucular geleceğiserbestçe hayal edebilirler.”
Bu görüşe katılmamak mümkün değil. JulesVerne’in 1870 yılında yazdığı “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah – Vingtmille lieues sous les mers adlı bilimkurgu romanı yazılırken, o günlerin hiçbirbilim adamı, deniz altında aylarca kalabilen, dünyayı denizler altındandolaşabilen bugünkü nükleer enerjili denizaltıların olabileceğini hayal bileedemiyordu.
Son elli yılda bilim ve teknolojideki hızlıgelişimi dikkate alınca, bu beş bilim adamının öngörülerinin gerçekleşeceğikonusunda çok az kuşkumuz kalır. Ancak, sorun o noktada başlar. Gerçekleşen bugelişimden hangi halklar yararlanacak? Hangi halklar yararlanamayacak?
İstemesek de globalleşme riskleriyle karşıkarşıyayız. İletişim ve ulaşım araçları dünyayı giderek küçültüyor. Ülkeler veinsanlar şimdi birbirlerine çok daha yakınlar. Bu yakınlık, ister istemez son2000 yılın yarattığı bütün değerleri yıkıp, yerlerine yenilerini koyuyor.İnsanoğlu, kendi refahı için sayıları her gün artan yeni buluşlar yapıyor.
Yeni buluşlar insanın karada, denizde vehavada etki alanını hızla genişletiyor. İnsanın etki alanının genişlemesi,öteki canlıların yaşam alanını daraltıyor. Ekosistem bozuluyor. Doğa hızlatahrip ediliyor. Artık, doğa kendisine yapılan tahribatı onaramıyor. Dünyanınkarbon-oksijen dengesini ayarlayan ormanlar yok oluyor. Akarsular, denizlerkirleniyor. Buzullar eriyor, atmosfer deliniyor. İklim değişiyor, ısıyükseliyor, çöller büyüyor. Üretimi arttırsın diye kullandığımız tarımilaçları, kentsel atıklar ve sanayi atıkları temiz su kaynaklarını kirletiyor,öteki canlıları yok ediyor.
10 MİLYAR İNSAN
Endüstri devriminden önce dünya nüfusu 800milyondan azdı. 1950 yılında 2,5 milyara; 2010 yılında 7 milyara ulaştı. Binde11’lik bir artış olduğunda 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyarı geçecektir. Buen iyimser öngörüdür. Bu iyimser bakışla, ülkemizin nüfusu 100 milyonugeçecektir. Bazı siyasetçilerimizin isteğine uyulursa, yüzde 3’lük bir artışladünya nüfusu 22 milyarı, ülkemizin nüfusu 230 milyonu geçecektir.
Dünyanın şimdi besleyemediği 7 milyarın 22milyara çıkmasının yaratacağı felaketleri azıcık hesap bilen her insangörebilir. Gelişmemiş ülkelerin siyasetçileri, dünyada nüfusu arttırmayauğraşmak yerine, nüfus artışını dengede tutup mevcut nüfusun beslenme, barınma,eğitim, ulaşım, haberleşme ve sağlıklı yaşam sorunlarını çözmeye uğraşmalıdır.En basit iş olarak, her insana içeceği temiz suyu verebiliyor musunuz?Dünyadaki her insanın, avrupalının ya da Kuzey Amerikalı’nın yaşadığı yaşamkoşullarına erişmesi doğal hakkıdır. Dünyanın hızlı nüfus artışı buna olanakverebilir mi? 7 milyar nüfusa zor yeten dünya nimetleri 10 milyar, 20 milyarnüfusa yeter mi? Neden gelişmiş ülkeler nüfus artışını dengede tutarken, yoksulülkelerde nüfus patlaması yaşanıyor? Yoksul ülkelerdeki nüfus patlaması kiminişine daha çok yarıyor?
BU KAVGA KİME YARIYOR
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan dünyadüzeni, artık dünyayı yönetemiyor. Global finans global siyaseti alt etmişdurumda. Dünyanın yarısı açlık ve sefalet içindeyken, öteki yarısı dünyanimetlerini soğuruyor. Etnik ve inanç temellere dayandırılarak kazanıldığıvarsayılan özgürlük ve demokrasi mücadeleleri, kendi halklarını daha çokyoksulluğa ve sefalete düşürüyor. Örnekse, bakınız Mandela’nın GüneyAfrika’sına, Taliban’ın Afganistan’ına, Hamas’ın Gazze’sine… Bu örnekleriçoğaltabiliriz.
Bu örneklerin her birinde liderler özgürlük,demokrasi ya da inanç uğruna halkları kendi peşlerinden sürükledi. Giriştiklerizorlu savaşımı (bazen daha genel statükoyu korumak isteyen dış desteklerle)kazandılar. Ama o halklar daha çok yoksulluğa itildiler. Açlık, sefalet vehastalık daha çok yaygınlaştı. Bu olgu, sömürgeciliğin kılık değiştirmiş biçimimidir?
İkinci Dünya Savaşı’nda 50 milyon insan öldü.Ama ondan sonra dünyanın şurasında burasında çıkarılan etnik ve inanç temelliküçük savaşlarda ölenlerin sayısı 20 milyonu aştı. Öyleyse, özgürlük, demokrasiya da inanç uğruna yapılan bu kavganın kime yaradığını, kimi yaraladığınıdüşünmek zamanıdır.
Çağdaş dünyadaki yaşamımız tümüyle enerjiyebağlıdır. Enerji kaynakları global sermaye tarafından bölüşülmüştür. Fosilyakıtlar doğayı tahrip ederken, nükleer yakıtlar sivil enerji üretiminden dahaçok nükleer bomba yapımında kullanılıyor. Bir zamanlar temiz enerji ürettiğinisandığımız büyük barajların doğayı ve tarihi hazineleri tahrip ettiğini yeniyeni öğreniyoruz. Acaba, Sharon Nunes’in öngördüğü gibi, 2050 yılında bitkilereöykünüp fotosentezle temiz enerjiyi üretebilecek miyiz?
Gelişen teknoloji, gelişmiş ülkeleri daha çokgeliştirirken, yoksul ülkeleri hep geride mi bırakacak? Çağın iletişim, eğitimve ulaşım araçlarını kullanamayan halkların durumu 2050 yılında nasıl olacak?Kuşkusuz nanoteknoloji gelişecek. Hastalıklarımız çabuk teşhis edilecek, kolaytedavi edilecek. Ama nanoteknoloji komşumuzu gizlice dinlememizi ve izlememizide sağlayacak.
Bütün bu olacak şeyler, insanı değiştirecek,başkalaştıracak. Geçmiş yüzyılların yarattığı gelenekler, görenekler, etikdeğerler kaçınılmaz olarak değişecek.
Peki, siyaset kurumları, inanç kurumları veeğitim sistemleri, insanın değişen değerleri yerine koyabileceği şeyleribiliyor mu?
Prof.Dr.Timur KaraçayBaşkent Üniversitesi, tkaracay@baskent.edu.tr

2050 DÜNYA EKONOMİSİ VE ÜLKELER

2050 yılında dünyada ekonomi dağılımı şöyle olacaktır: Çin 44,5 katrilyon dolarla dünya ekonomisinde birinci sırayı alacak. ABD 35,2 katrilyon dolarla ikinciliğe düşecek. Hindistan 27,8 katrilyon dolarlık pay ile üçüncülüğü kapacak. Japonya 6,7 katrilyon dolarlık pay ile dördüncü, Brezilya hızlı bir yükselişle 5,5 katrilyon dolarlık pay ile dünyanın beşinci büyük ekonomisi olacak. Batı Avrupa düşüş yaşayacak. Rusya 5,3 katrilyon dolarlık pay ile Brezilya’nın gerisinde kalacak. Bu oluşumda Türkiye’yi 19.sıraya yerleştirenler var.

Bu beş bilim adamının söylemedikleri önemli bir şeyi başka bilim adamları söylüyor. Goldman Sachs verilerine göre 2050 yılında dünyada ekonomi dağılımı şöyle olacaktır: Çin 44,5 katrilyon dolarla dünya ekonomisinde birinci sırayı alacak. ABD 35,2 katrilyon dolarla ikinciliğe düşecek. Hindistan 27,8 katrilyon dolarlık pay ile üçüncülüğü kapacak. Japonya 6,7 katrilyon dolarlık pay ile dördüncü sırayı alırken, Brezilya hızlı bir yükselişle 5,5 katrilyon dolarlık pay ile dünyanın beşinci büyük ekonomisi olacak.

Batı Avrupa ülkeleri düşüş yaşayacak ve hepsi bir arada dünya ekonomisinden toplam 18,8 katrilyon dolarlık pay alabilecekler. Rusya 5,3 katrilyon dolarlık pay ile dünya ekonomisinde Brezilya’nın gerisinde kalacaktır. Bu oluşumda Türkiye’yi 19.sıraya yerleştirenler var.

Hatta, şimdiden o sıraya koymuş olanlar vardır. O sıraya yerleşebilse bile, dünya ekonomisinde bir ağırlık taşıyabilecek gibi görünmüyor. Katrilyon dolarlarla ifade edilen bir ekonomide milyar dolarlarla ifade edilen ekonomilerin bir ağırlık taşıması söz konusu değildir. Üstelik, bir ülkede ekonominin gücü, ortalıkta dönen paradan çok, üretimin çokluğu ile doğru orantılıdır.

Türkiye en hızlı gelişen 10 ülke arasında değil. Dünya ticaret hacmi büyüklük sıralamasında ilk 30 arasında değildir. Üretmediği sürece o sıralara giremez. Bu karamsar tablonun değişebilmesi için, akıllı politikalara gerekseme vardır. Fen derslerinden kısıp, din derslerine ağırlık veren bir eğitim sistemi, çağı yakalayacak yaratıcı (innovative) insanları yetiştiremez. O insanları yetiştiremeyen hiçbir ülke dünya ekonomisinde söz sahibi olamaz.

Goldman Sachs verilerine göre 2050 yılında dünyada ekonomi dağılımı

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: