Köy Enstitüleri Neden Kuruldu, Neden Kapatıldı?…


Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda.

69. yılda, Orhan Veli’nin dizeleriyle: “Yarınlara ümitle yürüyenler bir selam uçuralım.”

Prof. Dr. İsa EŞME Maltepe Üniversitesi…

Köy Enstitülerini konu alan etkinlik ve yazılarda, genellikle doğrudan bu kurumların eğitim biçimi, eğitim ortamı ve mezunlarının nitelikleri üzerinde durulur. Bunlardan belleklerde kalanlar ise, tarım, güzel sanatlar ve kültür etkinliklerine öncelik verilen uygulamalı eğitim ile eğitim mekânlarının öğrenciler tarafından yapıldığını gösteren fotoğraflardır. Kuruluşunun üzerinden 69 yıl geçmesine rağmen halen üzerinde tartışılan Köy Enstitüsü gerçeğini kavrayabilmek için resmin bütününe bakmak gerekir. Bu yapılmadıkça, Köy Enstitülerinin neden kuruldukları ve neden kapatıldıkları sorularına gerçekçi bir yanıt bulabilmek zordur.

Eğitim devriminin üç adımı

Türk aydınlanmasının omurgası eğitim devrimidir. Eğitim devriminin üç ayağından ilki 3 Mart 1924’te gerçekleştirilen Öğretim Birliği Yasası, ikincisi, 1 Kasım 1928’de yapılan harf devrimidir. Bunlar, Türk aydınlanmasının hayata geçmesi için “olmazsa olmaz” koşullardandı. Ancak Türk aydınlanmasının kalıcılığı, devrimlerin benimsenmesi ve aydınlanma dalgasının ülkenin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmesiyle mümkündü.

Bu da nüfusun yüzde seksenini oluşturan köylünün eğitilmesini gerektirmekteydi.

Ülke genelinde yüzde 6-7 civarında olan okuryazarlık oranı köylerde çok daha düşüktü. Harf devrimine rağmen okuryazarlığın düşünülen hızda yayılmamasında en büyük etken öğretmen sorunuydu. 1930’lu yılların ortalarında, 40 bin köyün 35 bini öğretmensizdi. Öğretmen okulları yılda 300-350 kadar mezun verebiliyordu. Basit bir hesaba göre, sorunun çözümü için on yıllarca beklemek gerekiyordu. Peki bu sorun nasıl aşılabilecekti?

Önce köy eğitmen kursları

Çözüm, Cumhuriyetin kurucusu ve Türk devriminin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ten geldi. Çözümün ilk adımı, “Köy Eğitmen Kursları” uygulamasıydı. Böylece eğitim devriminin üçüncü ayağının temeli atılmıştı. Büyük önderin ömrü, projeyi tamamlamaya yetmedi. Bayrağı devralanlar projeye sahip çıktılar. Türk devriminin gerçekleşmesinde Mustafa Kemal’in hep yanı başında olan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, projenin sahipleri, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’a destek oldu. 17 Nisan 1940’ta çıkarılan yasa ile, dünyanın en özgün eğitim atılımı uygulamaya geçirildi.

Devrimci düşüncenin adamını yetiştirmek

Enstitüler, klasik öğretmen okulu mezunu vermeyeceklerdi. Mezunların yükleneceği görevi Köy Enstitülerinin mimarlarından dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel şu özlü sözleriyle ifade etmişti: “Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü, ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi isteriz.”

Devrimci düşüncenin adamı Köy Enstitülerinden yetiştirilecekti. Peki devrimci düşüncenin adamı bunu nasıl başaracaktı? Bunun yolunu da, adı enstitülerle bütünleşen Tonguç şöyle özetliyordu: “Köylüye bir şey öğretebilmek için ondan birçok şey öğrenmek gerekir. Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köylüyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği sudan içmek, yediği bulgurdan yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir.”

Köy Enstitülerinden yetişeceklerin niteliği elbette bunlarla sınırlı değildi. Laik, ulusal, uygulamalı ve karma eğitim verilen bu kurumlarda, özgüveni yüksek, eleştirel düşünebilen, sorun çözebilen ve “Cumhuriyet için fedakâr olabilen” gençlerin yetiştirilmesi ana hedefler arasındaydı. Bu başarılıyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nın zor koşullarına karşın ülke coğrafyasına eşit aralıklarla serpiştirilen 21 aydınlanma ocağı ışık saçmaya başladı. 20 bine yakın mezun verildi. Ancak eğitim devriminin üçüncü adımının tamamlanması için en az 40 bin mezun yani 10-15 yıl daha gerekliydi. Olmadı, buna izin verilmedi. Demokrasiye geçişle birlikte, Cumhuriyetin en ışıltılı eğitim atağı olan Köy Enstitüleri projesi yarım bırakıldı.

Köy Enstitüleri neden kapatıldı?

Bu soruya cevap olabilecek en saydam açıklamalardan biri, dönemin CHP Milletvekili Kinyas Kartal’dan gelmişti. Aynı zamanda toprak ağası olan Kinyas Kartal, yıllar sonra, Köy Enstitülerinin neden kapatıldığına ilişkin soruya şu açıklamayı getirmişti:

“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.”

Köy Enstitüleri kapatılmakla, “Devrimci düşüncenin adamını” yetiştiren kaynak kurutuldu. Böylece Türk aydınlanmasının, yurdun tüm kılcal damarlarına yayılması engellenmiş oldu. Sonrasında olanları zaten biliyor, konuşuyor, yazıyor ve yaşıyoruz. Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda.

69. yılda, Orhan Veli’nin dizeleriyle: “Yarınlara ümitle yürüyenler bir selam uçuralım.”

14 Nisan 2009 Cumhuriyet…

  1. ucnoktaaforizma
    15/04/2009, 14:21

    Köy Enstitülerinin Özlemle Anılması

    Prof. Filiz KAMACIOĞLU

    Eğitim, bireye doğduğu andan itibaren hayatı boyunca etkisinden kurtulamadığı bilgi, görgü, inanış ve davranışları kazandırdığımız süreçtir. Amacı da algılaması gelişmiş, çağımızı anlayabilen, kendi ayakları üzerine basabilen, problem çözme yeteneği olan, demokratik davranmayı öğrenmiş, doğruyu eğriyi görebilen, işini kendi duygu ve menfaatına göre değil işin doğrusu ne ise ona göre yapabilen bireyler yetiştirme olmalıdır.

    Yıllardır yaptığım gözlemlerden edindiğim izlenim, birçok öğrencinin ve öğretim üyesinin kafalarının karışık olduğudur. Çoğu insan, birçok bilgiyi ediniyor, çok konuşuyor ama iş yapabilme güçleri çok az. Öğrenciler okul bitirmek için not peşinde koşuyor. Öğretim elemanı da yalnız işini yapıyor. Öğrencinin eğitim süreci ne yönde gelişiyor belli değil. Verilen formasyon bilgilendiriyor ama geliştiriyor mu?

    Hoyratça değil ustaca

    Eğitim sistemini örnek olarak aldığımız Fransız düşünür Bergson, kendi eğitim sistemlerini eleştirmiş; lafazan insan yetiştiren ezberci eğitime çatarak okullarda elle çalışmanın yani iş eğitiminin daha önemli bir yer tutmasını istemiş ve şöyle demiştir:

    “Elle çalışma bir eğlence sayılıyor, yalnız unutuluyor ki zekâ, madde ile oynama gücüdür; hiç değilse öyle başlamıştır. Doğa da onu bu iş için yaratmıştır. Böyle olunca zekâ nasıl olur da eğitiminden yararlanmaz? Daha ileri gidelim. Çocuğun eli kendiliğinden bir şeyler kurmaya yeltenir. Ona bu kuruculuğunda yardım etmekle, hiç değilse ona kurma fırsatları vermekle çok daha verimli bir insan olması sağlanabilir. Çocuğun bu kurucu yanını beslemekle insanlığın yaratma, bulma gücü şaşırtıcı ölçüde artabilir dünyada. Başlangıçta yalnız kitapla sınırlı kalan bilgi, insanın serpilmeye hazır nice yapıcı ve yaratıcı çabasını ortaya çıkmadan köreltip yok eder. Çocuğu işe alıştıralım ve bu iş eğitimini de herhangi bir işçiye bırakmayarak gerçek bir ustaya verdirelim ki çocuğun maddeye dokunuşu hoyratça değil ustaca olsun. Zekâ, o zaman elden kafaya doğru çıkacaktır. Fen bilimlerinde olsun, edebiyatta olsun, bizim öğrettiklerimiz sözel kalıyor. Oysa bugün artık zaman, güzel konuşmalarla, eyleme geçmeyen bilgilerle yetinilecek zaman değildir. Okullarda bilim alanında yapılan nedir? Bilimin vardığı hazır sonuçları öğretmek! Oysa gençleri metotlara alıştırmak daha iyi olmaz mı? Gençleri gözleme, denemeye, yeniden bulmaya çağırırsanız bakın nasıl can kulağıyla dinlerler sizi o zaman, nasıl anlarlar ne istediğinizi. Çünkü çocuk, arayıcı ve bulucudur, hep yeniliğin peşindedir. Kurallar sıkar onu. Kısacası çocuk yetişkin insandan daha yakındır doğaya. Yetişkin insansa doğadan çok toplumdan yanadır, öğretme işi de onun elindedir. İster istemez topluma miras bırakacağı ve haklı olarak övündüğü bilgi kazançlarına, varılmış bütün sonuçlarına en büyük önemi verecektir. Oysa öğretim programlarını istediğiniz kadar geniş tutun, öğrencinin benimseyebileceği hazırlop bilim pek sınırlı kalacak, hiç de seve seve öğrenilmeyecek ve hep çabuk unutulacaktır.”

    Bergson’un iş eğitimi dediği sistemi, Tonguç ve arkadaşları İş Okulları olarak Köy Enstitüleri ile uygulamışlardır.

    İsmail Hakkı Tonguç, Atatürk tarafından köylerdeki koşulları incelemekle görevlendirilmiş bir komisyonda görev almış ve bir gözlemini şöyle dile getirmiştir: “Bazı köylerde çocuklar, okulda öğrenmiş olduklarını hemen hemen bütünüyle unutmuşlardı ve yaşantılarında hiçbir şey değişmiş değildi; okuma yazmayı bile bilmiyorlardı artık.”

    Bu gözlem, İ.H. Tonguç ekibine farklı bir eğitim sistemi olması gerektiğini düşündürmüş, Köy Enstitüleri kurularak “iş eğitimi” denemesi yapılmış ve destan yazılmaya değer sonuçlar elde edilmiştir.

    Dersler, kültür dersleri, ziraat dersleri ve çalışmaları, teknik dersler ve çalışmalar olarak planlanmıştır. Resim, müzik, spor gibi dersler kültür dersleri içine alınmış ayrıca yetenekli öğrencilerle sanatsal çalışmalar yapılmıştır. Derslere her sabah yarım saat halk oyunları, yarım saat müzik yapılarak başlanırdı. Teknik derslerin içinde ise ayrıca biçki dikiş dersleri ilave olarak konmuştur. Derslerin planlamasına gelirsek Köy Enstitülerinin haftalık, aylık veya mevsimlik çalışma planları, her enstitünün özelliğine, işlerinin durumuna, talebesinin seviye ve sayısına, öğretmenlerin özelliklerine, iş alanlarının genişliğine göre yapılır, tespit olunan hafta sayısında ziraat, teknik ve kültür dersleri olarak uygulanırdı.

    Enstitülerde çok önemli olan bir konu da demokrasi eğitimidir. Her işin öğrenciler tarafından yapıldığı bu okullarda öğrencilerin kendi kendilerini yönetmesi ve kontrol etmesi ile demokrasi eğitimi de almaları sağlanıyordu. Hafta sonları eğlenceler tertiplendiği gibi ay sonlarında da okul işlerinin tartışıldığı toplantılar yapılırdı. Bu toplantıları toplantı başkanı yürütür, müdür dahil her toplantıda bulunan, toplantı başkanından söz alır, cevap, istek veya eleştirilerini dile getirirdi.

    Sonuç:

    Bugün Köy Enstitülerinin unutulmamasının, özlemle anılmasının en önemli sebeplerinden biri de bu okulların eğitim sisteminin farklılığıdır.Son yıllarda çok revaçta olan çoklu zekâ kuramı, yaratıcı öğretiler gibi projelere dayalı eğitimin daha sağlıklı uygulanabilmesi için okul programlarını gözden geçirmek gerekmektedir. Köy Enstitüsü programları bu tip çalışmalara örnek olabilir. İnsanların iş yaparak eğitilmesi, algılarını genişletecek, kendi ayakları üzerine basmalarını sağlayacak, öz güvenlerini geliştirecektir. Kendi kendilerini idare etmeyi öğrenmek tüm hayatları boyunca onlar için çok önemlidir. Demokratik toplumlar, demokrasi eğitimi alan bireylerden oluşabilir.

    İNSAN eğitimi için doğru bir program örneği önümüzde bulunuyor. Dışarıdan adapte programlara gerek yok. İş ki İNSAN yetiştirmeyi isteyelim.

    Cumhuriyet 15.04.2009

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: