CHP’nin Düşünmesi Gereken Tablo…


CHP’nin düşünmesi gereken tablo

CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “Yeni Tüzük” adı verilen tüzüğün uygulanmasını isteyen çağrısıyla birlikte başlayan tartışma sürüyor. Baykal, “CHP hantal örgütsel yapısından kurtulabilmek için bu tüzüğü mutlaka uygulamalı” diyor. Baykal’ın sözlerine itiraz eden bir kısım CHP’li ise “Öyleyse sen neden uygulamadın?” sorusunu yöneltiyor. Bunun iki sebebinin olduğu biliniyor. Bu sebepleri hatırlamakta fayda var…

Baykal, genel başkan olduğu dönemde, parti yerel seçimlere hazırlanırken, yeni tüzüğü işlerliğe koyup mevcut yönetim kadrosunu “kırıp dökmek” istemedi.

Çünkü; 2008 yılında kabul edilen yeni tüzüğe göre, 19 olan genel merkez yöneticilerinin sayısı 15’e inecekti. Baykal, tüzüğün uygulanması için yerel seçimlerin geçmesini bekledi. Ancaaak; daha önemli bir nokta daha vardı ki; bu gerçek ortaya çıktığında, Baykal’ın da yapabileceği fazla bir şey kalmamıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tüzükteki maddelerin bazılarının uygulanamayacağını söylemiş ve “tüzüğün elden geçirilmesi”ni istemişti. Medya bu gerçeği bilmediği için, tüzüğün neden uygulanamadığı sorusu ortada kaldı. Bu durumu ise sadece Gerçek Gündem ile Hürriyet Gazetesi’nden Yalçın Bayer yazdı. Medya, bunlara rağmen “Tüzük niye uygulanmadı?” sorusunun cevabını merak etmedi. Oysa; yeni tüzüğün kabul edilmesinin ardından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı CHP’nin “hesaplarını bile dondurmuş”tu. Yargıtay’ın bu kararı yüzünden, yerel seçime hazırlanan CHP örgütleri “hesaplarına gönderilen paraları” tahsil edemedi. (Para dediysek, önemli bir şey sanmayın. 2009 yılında yerel seçimler için İstanbul’da ilçe örgütlerine gönderilen para, ilçe başına 30 bin TL’ydi.)

Tabii tüzüğün uygulanmasının önündeki engellerden biri de CHP Genel Sekreteri Önder Sav’dı. Sav, yeni tüzüğün genel sekreterin yetkilerini kısıtladığını söylüyor ve değişikliğe şiddetle itiraz ediyordu. Sav, “genel sekreterlik makamının güçlü olması” gerektiğini söylüyordu.

CHP işte bu kısır tartışmalarla hayli zaman kaybetti. Yargıtay’ın CHP’yi uyarması, Sav’ın direnişi, Baykal’ın “yönetimi kırıp dökmeme” kaygısı, CHP’yi bugünkü noktaya getirdi. Politika üretemeyen, halkla kucaklaşamayan, sorunlara çözüm bulamayan ve “hep muhalefette kalmayı isteyen parti” imajı, CHP’nin “gerçekliği” haline dönüştü. Önder Sav’ın “örgütlere hakim” olduğu efsanesi, kimi zaman Baykal’ı da korkuttu. Bu korku, adım atmasını engelledi. Oysa ki; kimsenin örgüte hakim olmadığı, 22 – 23 Mayıs Kurultayı’nda açıkça görüldü. Baykal’la bir dakika görüşebilmek için “can atan” birçok delege, milletvekili, parti yöneticisi, bir gecede “hızlı Kemalci” oldu. Delege, “Kemal Bey’de iktidar olma umudu” gördüğü için tavrını ‘kolektif’ bir şekilde ortaya koydu. Sav, bu gerçeği gördü ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durmak zorunda kaldı. Oysa; herkes biliyor ki; Sav’ın kafasındaki genel başkan adayı Kılıçdaroğlu değil, Hakkı Suha Okay’dı. Ancak bu plan, Kılıçdaroğlu rüzgarı ortaya çıkınca ertelendi… Sav, Kılıçdaroğlu gerçeğini kabul etti, ona göre davrandı, pozisyon aldı. Baykal ise, zamanlama hatası yaptığı için, Kılıçdaroğlu’na destek veremedi. Böylece Kılıçdaroğlu, Sav’la birlikte hareket etmek zorunda kaldı. Çünkü; örgüt tecrübesi, kongre deneyimi yoktu. “Tek başıma kazananam” kaygısı, “zorunlu ittifak’’a mecbur bıraktı. Ve her şeyden önemlisi ise; Kılıçdaroğlu KENDİ GÜCÜNÜN FARKINDA DEĞİLDİ. Tıpkı bugün olduğu gibi…

Önder Sav’ın “örgütlere hakim olduğu” iddiası, dün olduğu gibi, bugün de doğru değil. Kılıçdaroğlu’nun iradesi, bu iddiayla “ipotek” altına alınmaya çalışılıyor. Oysa ki; bugün CHP örgütleri, Sav’a değil, Kılıçdaroğlu’nun ne diyeceğine bakıyor. Tıpkı dün olduğu gibi… 22 – 23 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu isteyen tabanın Baykal’dan çabucak vazgeçmesinin sebepleri doğru analiz edilirse, bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır.

CHP Büyük Kurultay Delgesi’nin Baykal’ı terk etmesinin en önemli sebeplerinden biri; “Baykal’ın yakın çevresi”dir. CHP’li belediye başkanları, delegeler, parti yöneticilerinin bir çoğu, “Baykal giderse, tüm çevresi de gider” umuduyla Kılıçdaroğlu’na sarıldı. Çünkü; Baykal’la birlikte hareket eden “yönetim kadrosu”nun partiyi taşıyamadığı görülüyordu. “Aynı isimler, aynı yüzler ve bitmek tükenmek bilmeyen istekler” CHP’li birçok belediye başkanını bıktırmıştı. “Kurultay” bu yüzden bir umuttu. Ancak beklenen olmadı. Baykal’ın çevresinin bir kısmı tasfiye oldu, bir kısmı ise görüntüde “daha da güçlendi.” Kılıçdaroğlu, “dar zamanda” bu tabloyu görme fırsatı bulamadı.

Oysa; şimdi önünde bir fırsat var Kılıçdaroğlu’nun…

Biliniyor ki; mevcut Parti Meclisi ile Merkez Yürütme Kurulu’nun yüzde sekseni, dünyaya Kılıçdaroğlu ile aynı pencereden bakmıyor. Bu kadro, Kürt ve türban sorununun çözümü ile özgürlüklerin genişletilmesi konusunda, statükocu bir noktada duruyor. Kılıçdaroğlu’nun bu yapıyla “değişim ve dönüşüm”ü gerçekleştirmesi zor görünüyor. “Yapısal” durum ise daha da iç karartıcı… Nazlı Ilıcak’ın Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde aktardığına göre, Genel Başkan Yardımcıları bile, bir yere gitmek için araba istediğinde genel sekreterin imzası gerekiyor. Bu yapının, CHP’yi iktidara taşıması çok ama çok zor görünüyor.

Peki bu tablo değişir mi?

Değişmesi için bir gerekli koşullar ve zorunluluklar var mı?

CHP’nin önünde 12 Eylül 2010 referandumunun sonuçları tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla duruyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “tartışmasız” bir şekilde genel başkanlığını sürdürmesinin “şart” olduğu bir süreçte, ortaya çıkan rakamlar, “acı bir gerçeğe” de işaret ediyor. Kılıçdaroğlu, her türlü aksaklığa rağmen, toplum nazarındaki itibarı ve karizmasını –yara almış olsa da- muhafaza ediyor. Keza; konuştuğum CHP’li delegeler, “değişim” için Kılıçdaroğlu’nun küçük bir işaretini bekliyor. Çünkü; hiç kimse, partinin bugünkü halinden memnun değil. CHP tabanı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sadece “genel başkan” değil, “LİDER” olmasını da talep ediyor. “Sav’ın gölgesinde kalıyor” görüntüsü, tabanı rahatsız ediyor. Sav’ın İzmir’deki bir internet sitesinde verdiği röportajda ortaya çıkan “Kılıçdaroğlu’nu ben yönetiyorum” mesajının yarattığı TRAVMA etkisini hala sürdürüyor. Bu travmanın yok edilmesi için Kılıçdaroğlu’nun “ipleri eline alması” gerekiyor. Çünkü; CHP tabanı iktidarı istiyor. Ve iktidara gidebilmenin yolunun da “doğru politikalar – sağlam örgütsel yapı ile güçlü liderlik”ten geçtiğini düşünüyor. Kılıçdaroğlu’nun bu tabloyu ortaya koyacak gücünün olduğunu düşünen CHP’liler, referandumda ortaya çıkan o gerçek karşısında ise kara kara düşünüyor.

O gerçek ne mi?

O gerçek şu:

“Örgütlere hakim” “Partinin hukukunu koruyor” “Partinin hafızası” şeklinde adlandırılan Önder Sav ve arkadaşlarının, ‘’parti içi iktidar”a sahip görüntüsü vermelerine rağmen, “sandıklarda iktidar olamadığı” görülüyor. Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay’ın Vatan Gazetesi’nden Can Ataklı’ya verdiği bilgilere göre, CHP referandumda tam 30 bin sandıkta görevli bulunduramadı. Okay, bu tabloyu şöyle anlatıyor:

“Referandumda toplam 151 bin 549 sandık kuruldu. Bunların 118 bin 491’inden kesin sonuç tutanaklarını aldık. Bu oran, yüzde 78’dir. Bazı yerlerde görevli bulmak bile sorundu. Ayrıca bazı doğu illerinde de sıkıntılar yaşadık.”

Okay’ın açıklamaları şöyle devam ediyor:

“CHP’ye ulaşan “kesin sandık sonuçlarına” göre 16 milyon 661 bin 875 evet, 13 milyon 497 bin 227 hayır oyu çıkmış. 30 bin eksiği ile sandıklardan çıkan oyların oranı evet yüzde 55.35, hayır yüzde 44.65. Eksik kalan 30 bin sandık sonucu ise yüzde 42 yüzde 58 olarak belirlendi.”

Okay’ın itiraflarına göre, CHP ‘’sandıkları tutamadığı” için, yüzde 3 oranında oy kaybetmiş. Bunu ben değil, Hakkı Suha Okay söylüyor…

Demek ki; “parti içinde iktidar olma görüntüsü” “gerçek hayata hiçbir işe yaramıyor.” Başına görevli koyamadığınız sandıklarda, “yüzde 3 oy kaybediliyor.”

CHP’lilerin bu tablo karşısında, şapkalarını önüne koyup sakince düşünmesi gerekiyor.
Bu tablo CHP’nin kaderi mi olacak? Yoksa “Bu bizim kaderimiz olamaz” mı denilecek?

Referandum sonrası, örgütlerin başında “demoklesin kılıcı”nı sallayıp “Başarısız olanları görevden alacağız” diyen genel merkez yöneticileri, yukarıdaki gerçek hakkında hangi acaba ne diyecek?

“Genel merkez başarılı, örgütler başarısız” demek size inandırıcı geliyorsa, buyurun örgütleri görevden alın! Bu size belki biraz zaman kazandırabilir… Ancak unutmayın ki; Kılıçdaroğlu’nu örgütlerle kavgalı hale getireceğiniz bu tablo, yine Türkiye’ye kaybettirir.

Soruyorum:

Eğer CHP başarılıysa ve bu referandum sonrası ilan edilmişse, o halde örgütler neden görevden alınıyor? Bir başarı varsa, bu kolektiftir… Yok eğer başarı yoksa, örgütler bunun için görevden alınmak isteniyorsa, buradaki çelişkinin de birilerince izah edilmesi gerekiyor…

Önce karar verin… CHP başarılı mı, başarısız mı?

Örneğin, CHP’nin örgütlerden sorumlu Genel Sekreteri Önder Sav ile Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, yukarıdaki tabloyu nasıl izah ediyor? Başarısız olduğu apaçık olan, oyları “oran olarak” düşüş gösteren Ankara, İstanbul ve İzmir örgütleri hakkında ne düşünülüyor? İstanbul’da bir milyon yeni seçmen seçime dahil olduğu halde, oylarını “reel” olarak 150 bin artıran, ancak “oran” olarak 1.32 düşüren CHP İstanbul Örgütü için hangi tasarruf düşünülüyor?

Referandum sonrası, bir dönem Baykal’a yakın olan isimler,“başarısızsın” gerekçesiyle görevden alınmak isteniyorsa, bu niyet, CHP’yi içinden çıkılmaz bir kavgaya sokar. Görevden alınan ilçe başkanı, yardımcısı, yöneticisi, partiyi kurultaya götürür. Bu tablo, Kılıçdaroğlu’nu da sıkıntıya sokar, örgütle kavgalı hale getirir… Bu kötülüğü kimsenin Kılıçdaroğlu’na yapmaya hakkı yok…

Referandumu sadece ve sadece 2.6 milyon dolarlık bütçeyle tamamlamakla övünen CHP yönetimi, Kılıçdaroğlu ile örgütlere haksızlık yapmaktan ve CHP’nin imajını zayıflatacak girişimlerle, kişisel hesaplaşmalardan artık vazgeçmelidir…

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: