Bilim, iyi ve keyifli hayatın anahtarını 9 maddede özetliyor…


 

100 yaşına kadar yaşamak herkesin harcı değil. Uzun yaşam sadece büyük ölçüde doğru genlere bağlı değil. Gelişmiş ülkelerde en hızlı büyüyen demografik grup, yüz yaşındakiler son yüz yılda insan genomunda ani bir 100 yaş mutasyonumeydana gelmediğe göre, geriye tek bir neden kalıyor: Yaşam şeklindeki değişiklik. Peki, bu durumda uzun ve mutlu bir yaşamın sırrı ne? New Scientist uzun ömür konusundaki son bilimsel gelişmeleri dikkate alarak, insan ömrünün nasıl uzatılabileceğini ve bu yolculuğun nasıl keyifli bir hale getirilebileceğini 9 madde altında topluyor:
1-) Güneş ışınlarından maksimum yararı sağlamaya bakın
2-) Yalnız yaşamayın
3-) Uzun yaşama potansiyelinin yüksek olduğu bölgelere gidin
4-) Kötü alışkanlıklarınızı yararlı hale dönüştürün
5-) Beyninizi çalışır halde tutun
6-) Gülümseyin
7-) Erken teşhis için rutin sağlık taramalarını ihmal etmeyin
😎 Yediklerinize dikkat edin
9-) Yaşamınıza heyecan katın; risk almaktan korkmayın.
Sosyal temas, beyin ve bağışıklık sisteminin gelişimini tetikler. Ayrıca ileri yaşlarda çıkabilecek depresyonu tetikler
1) GÜNEŞTEN KAÇMAYIN
Çok sayıda bilim adamı makul dozda içki, radyasyon ve ısıya maruz kalmanın yarar sağlayacağını ileri sürüyor.
X-ışınları, aşırıya kaçmadan güneşlenmek, bir iki bardak bira ve sauna. Böyle bir gençlik reçetesine ne dersiniz? Bütün bunların genç kalmakla ne ilgisi var diye düşünmeyin. Giderek artan sayıda bilim adamı makul dozda içki, radyasyon ve ısıya maruz kalmanın yararlı olacağını ileri sürüyor. Hatta o kadar ki, bu reçete yaşlanma sürecini tersine bile döndürebilir. “Hormesis” denilen bu geri çevirme etkisinin son yıllarda maya, meyve sineği, protozoan (tekhücreliler) solucan ve kemirgenlerde yaşam süresini uzattığı görüldü. Laramie’deki Wyoming Üniversitesi’nden Joan-Sonneborn, bu bulguların insanlara kadar uzanması durumunda ortalama bir insan ömrünün 90 yıla çıkabileceğini söylüyor.
Bu nasıl oluyor? Stresör denilen vücutta stres yaratan unsurların, aralarında ışı-şoku proteinleri ve DNA-onarım enzimlerinin bulunduğu doğal onarım mekanizmalarını tetiklediği ileri sürülüyor. Hasar çok vahim değilse, onarım sistemi gereğinden fazla çalışıp, ilgisiz hasarları da onarmaya kalkışabilir. Eğer hasar eşittir yaşlanma eşitliğine inanıyorsanız, bu reçete mucize yaratabilir.
Hormesis’in insan ömrünün uzamasına pozitif yönde etkisi olduğuna ilişkin dolaylı kanıtlar elde edilmiş durumda. 1980 ve 1988 yılları arasında Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi’nden bilim adamları, 28.000 nükleer tersane işçisi üzerinde gerçekleştirilen araştırmada düşük dozda radyasyonun etkisini inceledi. Sonuç oldukça şaşırtıcıydı: Bu işçilerin ölüm oranı radyasyona maruz kalmamış 32.500 tersane işçisinden oluşan kontrol grubuna kıyasla, yüzde 24 daha düşüktü.
Ünlü epidemiyolog Richard Doll’ un yaptığı daha önceki bir çalışmada, radyologlarda ölüm oranının diğer doktorlara kıyasla daha düşük olduğu ortaya çıkmıştı. Belki de daha şaşırtıcı olan Boston Üniversitesi’nden Barbara Gilchrest’ in yaptığı araştırmadan alınan sonuçlardı. Gilchrest, kültür içinde geliştirilen yaşlı insan hücrelerinin, DNA parçaları ile beslenmesi durumunda, DNA onarım yeteneklerinin ancak genç insanlarda görülen düzeye çıktığını keşfetti.
İnsanların, hormesis’ten yararlanması için zehirli kimyasal maddelere maruz kalmaları veya radyasyon almaları gerekmez. Çok sayıda gerontolog, kalori kısıtlamasının, düşük düzeyde stresör özelliği taşıdığı için yarar sağlayacağını düşünüyor. Daha da iyisi, E vitamini ve melatonin gibi yaşlanmayı engelleyici özellikler taşıdığına inanılan bazı bileşimler tekhücrelilerde hormetikal etki yaratması. Ancak bu bileşimlerin yararlı olması için küçük dozlarda alınması gerekli.
Bu noktada sorulması gereken kritik soru şu olmalı: Yüksek dozlarda zararlı olan bir madde hangi dozda alındığı zaman yarar sağlar? Kuşkusuz, çok fazla miktarda radyasyon veya zehirli madde sağlığa zarar verir. Ne var ki vücudun onarım mekanizmasını normalin üzerinde çalıştırmanın güvenli bir yolu olmalı. Smith-Sonneborn ve diğerleri egzersizin yaşam uzatan etkisinin hormesis’i de olumlu etkilediğini düşünüyor. Optimum tepkiyi almak için makul düzeyde egzersiz yaptığını belirten Smith-Sonneborn, “70 yaşındayım. Fakat kemik yoğunluğum 35 yaşındakiler gibi” diyor.
2) YALNIZ YAŞAMAYIN
Hareketli bir sosyal yaşamın ömrü uzattığı düşünülüyor. Geniş kapsamlı araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre evlilik erkeklerin ömürlerine 7 yıl, kadınların ömürlerine 2 yıl katıyor.
Aile, dostlar, komşular hatta ev hayvanları ile ilişkiler, yaşam süresini uzatan unsurlardır. Ancak bunların içinde yaşamı en fazla etkileyen evlilik veya uzun süreli romantik ilişkidir. Bu tür bir ilişkinin olumlu yanlarına ilk kez dikkati 1858 yılında demografinin babası William Farr çekti. Farr dul erkek ve kadınlarda ölüm oranının evli yaşıtlarından daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı. Bu tarihten sonra yapılan geniş kapsamlı araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre evlilik erkeklerin ömürlerine 7 yıl, kadınların ömürlerine 2 yıl katıyor. Bu etki hastalık, kaza veya kendi kendine zarar verme gibi tüm ölüm nedenlerini kapsıyor.
Koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun evlilik bu olumsuzlukları telafi eder; hatta daha fazlasını da yapar. Chicago Üniversitesi’nden Linda Waite , kalp hastası yaşlı bir evli adamın, aynı yaştaki evli olmayan sağlıklı bir adama göre ortalama 4 yıl daha uzun yaşadığını ortaya çıkardı. Benzer şekilde günde bir paketten fazla sigara içen evli bir adamın ömrü, sigara içmeyen dul bir adam kadardır. Ancak evliliğin yarattığı olumsuzluklar da vardır. Evliliklerde çiftlerden birinin ölümü veya hastaneye yatması, diğer çiftin birkaç yıl içinde hastalanma veya ölme riskini artırır. Ayrıca eşinde bunama belirtileri olan kişilerde de ciddi bilişsel sorunlar ortaya çıkabilir. Bunun bir nedeni de uykusuzluk olabilir. Dahası 10.000 kişi üzerinde yürütülen 30 yıllık bir araştırmada, Harvard Tıp Fakültesi’nden Nicholas Christakis sosyal ağ şekillerinin tümünün benzer etkiler yarattığını kanıtladı.
Bu mekanizma nasıl çalışıyor? Bu etkiler karmaşıktır; sosyo-ekonomik unsurlara, sağlık hizmetlerinin kalitesine, bilgi dağılımına, duygusal desteğe ve diğer fizyolojik mekanizmalara bağlı olarak değişir. Örneğin sosyal temas, beyin ve bağışıklık sisteminin gelişimini tetikler. Ayrıca ileri yaşlarda çıkabilecek depresyonu engeller. Destekleyici ilişkiler içinde olan insanlar stresle daha kolay başa çıkabilir. Bunların yanı sıra destek sağlayan, saygılı ve düşünceli bir eşin sağladığı psikolojik yararları da hesaba katmak gerekir. Sevgi dolu sözcükler duyan yaşlıların hareketlerinin daha canlı olduğu da izleniyor.
Eğer yüz yaşına kadar yaşamak istiyorsanız bir eş, çocuklar ve iyi dostlar edinin. Christakis bu konuda şöyle konuşuyor: “İnsanlar birbirine bağlıdır. Dolayısıyla sağlıkları da birbirine bağlıdır.”
3) YER DEĞİŞTİRİN!
Radikal bir karar verip dünyanın en uzun ömürlü insanlarının yaşadığı Japonya’nın Okinawa Adası’na göç edebilirsiniz, ancak Okinawa’dakiler gibi yaşamaya çalışmanız daha doğrudur.
Dünya üzerinde 100 binde 10 kişinin yüz yaşının üzerinde olduğu bazı sıcak noktalar vardır. Bu insanların bu kadar uzun yaşamasının sırrı nedir? Belki yerli halkın genomu yüz yaşına kadar yaşamak için gerekli olan genleri içeriyordur. Belki de neden sularındaki bir özellikten kaynaklanıyordur. Bir diğer olasılık da bunun tamamen istatistiksel rastlantı olmasıdır (Bu bölgelerde yaşlılar gençlerden sayıca fazla olabilir). Neden ne olursa olsun, bu sıcak noktalar şu soruyu akla getiriyor: Uzun bir yaşam için nasıl bir ortam gerekir?
Az miktarda radyasyon ve zehirli madde yararlı olmakla birlikte, bu unsurları bol miktarda içeren bir ortam doğal olarak zararlıdır. Bunun yanı sıra uzun ve sağlıklı bir yaşam için uzak durmamız gereken başka çevresel unsurlar da vardır. Missouri’de St.Louis’in yoksul bölgelerinde yaşayan yaşlı nüfus üzerinde yürütülen bir çalışma, düşük hava kalitesi ve çöplük halindeki sokakların ileri yaşlarda sağlığı olumsuz yönde etkilediğini ortaya çıkarttı. Ocak ayında bir İskoç gazetesi olan “The Scotsman” de yer alan benzer bir çalışma, Glaskow’un en yoksul mahallelerinde yaşayan insanların ortalama ömürlerinin 54 olduğunu ve bu sürenin zengin mahallelerde yaşayanlara göre 30 yıl kısa olduğunu ortaya koydu.
Bütün bu çalışmalar ne yazık ki uzun yaşam için baskın öğenin genetik yapı mı yoksa çevresel koşullar mı olduğunu kesin olarak söyleyemiyor. Aralarında Chicago’daki Illinois Üniversitesi’nden S.Jay Olshansky ‘nin de bulunduğu bir grup bilim adamı, ağırlığın genlerde olduğunu söylüyor. Ancak bu kamptakiler bile çevrenin yaşam süresini etkilediğini kabul ediyor. İnsanlar yanlış gıdalarla besleniyor, yanlış sıvıları içiyor, sigara kullanıyor ve güneşe çıkıyor. Olshansky, “Bütün bunlar yaşam süremizi kısaltır” diyor.
Boston Üniversitesi’nde New England Yüz Yaşındakiler Araştırması isimli çalışmayı yürüten Tom Perls, bu spektrumun diğer ucunu temsil ediyor. Perls’e göre uzun yaşam aile içinde yaygın gibi görünse de, çevresel faktörler bu etkinin yüzde 70’ini oluşturur. “Uzun yaşamın köklerinin aile içine uzanması, bu özelliğin genetik olduğunu göstermez” diye konuşan Perls, “Aile üyeleri çoğunlukla aynı çevresel koşullarda yaşar” diyor. Perls şu örneği veriyor: Kaliforniya’da kendilerine “Seventh Day Adventist” adını veren bir grubun ortalama yaşam süresi 88 yıldır. Bu süre ortalama bir ABD vatandaşının yaşam süresinden 10 yıl fazladır. Bu grup genetik olarak kendi içinde büyük çeşitlilik gösterir, ancak yaşam şekilleri birbirine benzer. Çoğu vejetaryendir, sigara ve içki kullanmazlar, aile ve din bağları güçlüdür. Bütün bunlar uzun yaşam için uygun bir zemin oluşturur.
Ne var ki ortak görüş fiziksel yaşam alanının, insanların davranışlarıyla oluşturduğu kişisel yaşam koşulları kadar önemli olmadığıdır. Radikal bir karar verip dünyanın en uzun ömürlü insanlarının yaşadığı Japonya’nın Okinawa Adası’na göç edebilirsiniz, ancak Okinawa’dakiler gibi yaşamaya çalışmanız daha doğrudur. Okinawa’daki yüz yaşındakileri inceleyen Bradley Willcox, “Uzun yaşam sonunda dört etmene dayanıyor: Diyet, egzersiz, pisikolojik-ruhsal etmenler ve sosyal etmenler” diyor.
4) KÖTÜ ALIŞKANLIKLARI YARARLI HALE DÖNÜŞTÜRMEK
Spot: Size keyif veren kötü alışkanlığınız ister çikolata, ister içki olsun, önemli olan bu kötü alışkanlığın size keyif vermesidir.
Sağlıklı yaşlanma ile ilgili bugüne dek yapılmış en bilgilendirici çalışma Minnesota, Mankato’daki School Sisters of Notre Dame adlı manastırda kalan rahibeler üzerinde yapıldı. 10 rahibeden birinin yüz yaşının üzerinde olduğu bu manastırdaki çalışma, sağlıklı bir yaşlanmanın erdemli bir yaşam sürmekten geçtiğini gösteriyor. Bu da içki ve sigara içmemek, sağlıklı ve normal ölçülerde yemek yemek, sakin ve dengeli bir yaşam sürmek anlamına geliyor. Ancak bu kadar “temiz” bir yaşam sürmek herkesin harcı değil. Ayrıca 100 yaşına kadar yaşamak adına dünyanın tüm nimetlerinden el ayak çekmek ne gibi bir yarar sağlayabilir? Birkaç kötü alışkanlığınız olduğunu varsayım. Burada önemli olan bunlar arasında akıllı bir seçim yapmaktır.
Bir kadeh şarabın yararlı olduğu iddiası artık popüler bilinç içinde kendine sağlam bir yer edindi. Bazılarına göre şarap, “Fransız paradoksu” adı veriler çelişkiyi işaret ediyor. Bu paradoksa göre Akdeniz popülasyonunda kalp krizi daha az görülüyor. Şarabın içinde meyve antioksidanları bulunsa da pek çok ham meyvenin içinde de bu kimyasal maddeler bulunuyor. Biranın da yararlı olduğu söyleniyor. Kaldı ki araştırma literatürü bunca bulgunun içinde biraz kaybolmuş gibi görünüyor. Kaldı ki konu üzerinde kuşkuların henüz giderilmemiş olduğu bir ortamda içki içmeme riskini göze almak ne denli doğrudur?
Bir diğer kötü alışkanlık da uyku düşkünlüğüdür. Almanya’da Münih Üniversitesi’nden Till Roenneberg’in bulguları uykuyu sevenleri biraz rahatlatacak. Roenneberg’e göre vücut saatinizi parlak ışık ve sıkı bir disiplin ile yeniden ayarlamadıysanız, erken yatmak veya geç kalkmak gibi eğilimlerinizi doğal seyrine bırakmanızda yarar vardır, çünkü bu eğilimlere karşı çıkmak sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.
Bir diğer kötü alışkanlık da çikolatadır. Flavonoid denilen bileşimleri içeren çikolata, son yapılan araştırmalara göre tansiyonu düşürür ve hatta inme riskini azaltır. Bazı araştırmalara göre çikolata vücudun nitrik oksit üretimini artırarak kan damarlarını genişletir ve arterleri rahatlatır. Bu da kan akışını artırır. Çikolata severler tüm çikolataların flavonoid içermediğini bilerek, siyah çikolatayı tercih etmelidir. Bu durumda çikolata üreticilerinin flavonoid açısından zengin çikolatalar üretmesi en doğru yaklaşımdır.
Özetle neden keyif alırsanız alın, keyifli olmak sağlığınız için iyidir. Bu yalnızca stresi gidermekle kalmaz, hücrelerinizin “enkelitin” adı verilen doğal bir antibiyotiği salgılamasını sağlar. Size keyif veren kötü alışkanlığınız ister çikolata, ister romantik bir ilişki olsun, önemli olan bu kötü alışkanlığın size keyif vermesidir.
5) BEYNİNİZİ ÇALIŞIR HALDE TUTUN!
Yüz yaşını aşan yaşlıların zihinsel sağlıklarının bu kadar iyi durumda olmasının nedeni, yaşamlarını fiziksel ve zihinsel faaliyetlerle doldurmalarıdır. Bu faaliyetler bahçe ile uğraşmak, bilmece çözmek, kitap okumak, yürüyüş yapmak, sohbet etmek ve yün örmek olabilir.
20’li yaşların ortalarında, muhakeme yürütme, uzamsal bilinç ve bellek açısından zihinsel becerilerimiz en üst noktaya ulaşır. Bu noktadan sonra her şey inişe geçer. Bu durumla baş etmenin en iyi yolu başlangıçta fazla kapasiteye sahip olmaktır. Birbiri ardına yapılan bilimsel çalışmalar, zeka, iyi bir eğitim, kitap okuma merakı, üst düzey görevlerde bulunmanın ileri yaşlarda ortaya çıkan zihinsel çöküşü yavaşlattığını ve azalttığını gösteriyor. Beyin araştırmalarıyla ilgilenen bilim adamları ve doktorlar bu duruma “bilişsel rezerv-cognitive reserve” diyor.
Bugün bilişsel rezerv üzerinde en fazla araştırma yapılan konulardan biridir. Zihinsel kapasiteyi geliştirmek, bunamaya karşı bugün piyasalarda satılan ilaçlar kadar yarar sağlar. Daha da önemlisi, bilişsel egzersizlere başlamak için hiçbir zaman geç kalınmamasıdır. Zihinsel jimnastik ­yeni kitaplar okumak, yeni şeyler öğrenmek, yeni insanlarla ilişki kurmak gibi- her zaman gündemde kalmalıdır ve süreklilik kazanmalıdır. Son yapılan bir çalışma, egzersiz programlarına tabi tutulan yaşlı farelerin, hareketsiz farelere göre daha fazla ve daha hızlı yeni beyin hücreleri ürettiğini gösteriyor.
Yüz yaşını aşan yaşlıların zihinsel sağlıklarının bu kadar iyi durumda olmasının nedeni, yaşamlarını fiziksel ve zihinsel faaliyetlerle doldurmalarıdır. Bu faaliyetler bahçe ile uğraşmak, bilmece çözmek, kitap okumak, yürüyüş yapmak, sohbet etmek ve yün örmek olabilir. 
“Uzun ömürlü insanlar topluluk içinde olmayı sever ve birliktelikleri çok eğlendiricidir” diye konuşan New England 100 Yaşındakiler Çalışması’ndan Tom Perls , “Burada anahtar kavram, bu insanların stresle nasıl başa çıktıklarıyla ilgilidir” diyor. Az miktarda stres gerekli veya yararlı olabilirken, süregelen ve şiddetli stres yaşam süresini azaltan bir unsurdur. Perls, hayata pembe gözlükler arkasından bakma alışkanlığına doğuştan sahip olan insanların stresle daha kolay baş edebildiklerini ileri sürerek, bu insanların uzun yaşama şanslarının daha yüksek olduğunu söylüyor.

 6-GÜLÜMSEYİN!

Perls’in bu öngörüsünü destekleyen kanıtlar giderek artıyor. Minnesota’daki rahibeler üzerinde yürütülen çalışma, ergenlik ve gençlik dönemlerini pozitif bir bakış açısına sahip insanların yaşlılıklarında da sağlıklı olduklarını ortaya koyuyor. Optimizm, ayrıca kalp ve enfeksiyon hastalarında iyileşme şansını arttırıyor. Kesin olan şu ki, pozitif bakış zamanın yıkıcı etkisini yavaşlatıyor. Bu yılın başlarında Hollanda’daki Delft Akıl ve Ruh Sağlığı Enstitüsü’nden bilim adamları, iyimser yaşlı erkeklerin kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskinin, kötümser yaşlı erkeklere ­başlangıçtaki sağlık durumlarından bağımsız olarak- oranla yüzde 50 daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bu çalışmada denekler tam 15 yıl boyunca izlenmişti.
İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi’nden Janet Lord , pozitif düşüncenin nasıl etkili olduğunu şöyle açıklıyor: “Pozitif düşünce bir stres hormonu olan kortizolün düzeyini düşürüyor. Kortizol bağışıklık sistemini baskılar. Bu etkiyi DHEA (dehydroepiandrosterone) denilen başka bir hormon dengeler; ancak DHEA düzeyi 30 yaşından sonra azalmaya başlar ve insanlar 70 yaşlarına geldiklerinde bu hormonun düzeyi maksimum değerinin yüzde 20’lerine inmiştir.
Lord, insanların yaşlandıkça hastalıklarla daha zor baş edebilmesini bu hormonun azalmasına bağlıyor. Ayrıca kortizolün, kalp-damar ve beyin üzerindeki etkisi zararlıdır.
“Doğuştan kaygılı insanların bile stres düzeylerini düşürmeye yarayacak yöntemler vardır. Bunların arasında t’ai chi, egzersiz, meditasyon, yoga ve bir inanca bağlılık sayılabilir” diye konuşan Perls, “Hatta derin bir soluk bile sizi rahatlatabilir” diyor.
Rahatlama teknikleri yararlı olabilir, fakat benzer sonuçlar alabileceğiniz başka keyifli yollar daha var. Kahkaha atmanın ve gülümsemenin kortizol düzeyini düşürdüğü görülüyor. Sonuçta mutlu bir yaşam, çoğu zaman uzun bir yaşam anlamına gelebiliyor.
7) HASTALIK KURUNTUSUNU HAFİFE ALMAYIN
Sağlıklı ve uzun bir yaşam için verilecek en önemli tavsiye, hastalandıkları zaman, doktora başvurmalarıdır.
Yaşamı tehdit eden hastalıkların pek çoğu başlangıçta belirti vermez; ancak hastalığın ileri safhalarında belirtiler ortaya çıkar. Bu aşamada da tedavi açısından yapılacak fazla bir şey yoktur. Kesin olan en kötüsüne hazırlıklı olmanın her zaman fayda sağladığıdır. Bu durumda alınması gereken en etkin koruyucu tedbirleri nelerdir? Ve bunları ne zaman ve ne aralıklarda almak yarar sağlar?
Erken uyarı için ne yapılması gerektiğini araştıranlar çok çeşitli seçeneklerle karşılaşır. Tam vücut CT taraması sessiz tümörleri ve kalp hastalığının ilk belirtilerini ortaya çıkartabilir. Çok sayıda kanser türü ve diyabet gibi hastalıklar, diğer basit testlerle erken evrede tespit edilebilir. Bu arada, genetik taramalar ne türlü hastalık riskleriyle mücadele etmeniz gerektiği yönünde bilgi verebilir.
İlk bakışta bütün bunlar, mutlaka yapılması gereken işlemlermiş gibi algılanabilir. Yapılan testler ve taramalar ya sizin tamamen sağlıklı olduğunuzu gösterir, ya da farkında olmadığınız bir soruna dikkatinizi çeker. Yani her iki durumda da kazanan siz olursunuz (win-win durumu). Ne var ki gerçek bu kadar basit değildir.
Prostat kanserini ele alalım. Dünyanın dört bir yanında orta yaşlı erkekler, rutin olarak kanda prostat kanserinin varlığını gösteren PSA denilen bir antikor testinden geçer. Bu test kuşkusuz binlerce insanın hayatını kurtarmıştır, ancak garantili olduğu söylenemez. Prostat kanseri olan pek çok erkeğin PSA’sı düşük çıkabilir ve PSA’sı yüksek çıkan üç erkekten ikisinde kanser yoktur. Dahası, teste göre kanser varolsa dahi, tedavi yarardan çok zarar verebilir, çünkü pek çok prostat kanseri çok yavaş ilerlediği için, erkek 150 yaşına gelse bile ölümcül bir tehlike yaratmayabilir.
Diğer tarama teknikleri de PSA testleri kadar sorunlu olabiliyor. İlk önce pozitif sonuçların her zaman yanlış olma olasılığı vardır. Bu da psikolojik stres ve gereksiz tıbbi müdahalelere yol açabilir. Yanlış pozitif sonuçlar sonuçta size çok fazla zarar vermeyebilir, ancak yanlış negatif sonuçlar ölümcül ihmallere zemin hazırlar. Temiz olduğunuzu gösteren bir sonuç, sizi rahatlatıp, belirtileri göz ardı etmenize yol açabilir. Bazen de taramaların kendisi zarar verebilir. Örneğin tam vücut CT taraması , 500 göğüs röntgenine eşit dozda radyasyona maruz kalmanız anlamına gelir. Tek bir tarama belirgin bir zarar vermez, ancak birkaç yılda bir tarama yaptırırsanız gereksiz risk almış olursunuz.
Bu durumda hangi koruyucu tedbir yarar sağlar? Bunu yanıtlamak kolay değildir. İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS), risk ve yarar dengesini ölçen 19 testten geçtikten sonra eğer gerekiyorsa taramalar için ödeme yapar. Bu politika, sonuçta birkaç çeşit taramaya yeşil ışık yakar. Bunlar 60-69 yaşları arasındakiler için kalın bağırsak kanseri , 50-70 yaşındakiler için mamogram , 25-64 yaşındakiler için rahim boynu kanseridir.
😎 GIDANIZA DİKKAT EDİN!
Bugüne dek uzun yaşamak için yararları kanıtlanmış tek strateji kalori kısıtlamasıdır. Kalori kısıtlaması idare edecek kadar yemektir. Bu strateji farelerin yaşamlarını yüzde 30 oranında artırabiliyor. Eğer az yemek insanlarda benzer etkiyi yaratıyorsa, insanların 100 yaşını geçmeleri işten bile değildir.
Yemek miktarını kısmak gerçekten yararlı mı? İnsanlar böyle olduğuna inanıyor ve bilimsel kanıtlar da bir dilim pastaya hayır demenin uzun yaşama zemin hazırladığını gösteriyor. Geçen nisan ayında bilim adamları, üç ay boyunca eskisine oranla yüzde 25 oranında daha az yiyenlerin kanlarındaki insülin düzeyinin düştüğünü, vücut sıcaklığının azaldığını, DNA hasarlarının seyrekleştiğini bildiriyor. Bütün bunlar uzun yaşama yol açan gelişmelerdir. Ancak şu anda kimse bu etkinin devamlı olup olmayacağını bilmiyor. Diğer taraftan Harvard Üniversitesi’nden Lloyd Demetrius gibi kuşkucular, kalori kısıtlamasının en iyi olasılıkla insan ömrünü bir veya iki yıl uzatacağını söylüyor. Pek çok insan, kalori kısıtlamasının kişinin metabolik hızını ve dolayısıyla zararlı serbest radikallerin üretimini düşürerek yarar sağladığını düşünse de, Demetrius, metabolik istikrarın yaşlılıkta anahtar kavram olduğunu ileri sürüyor. Kaldı ki uzun yaşamasanız bile, sürekli aç gezmek yaşamı daha uzunmuş gibi algılamanıza yol açabilir. Aç kalmak size göre değilse, İngiltere Sağlık Bakanlığı’nın önerilerine kulak verip, sebze ve meyveye ağırlık verebilirsiniz. Bakanlığın yürüttüğü bir araştırmaya göre günde 5 porsiyon sebze ve meyve yemek insan ömrünü ortalama 3 yıl uzatıyor. Bu arada taze meyve ve sebzenin ­özellikle yeşil olanların- yaşlanan beyni daha sağlıklı tuttuğuna ilişkin sonuçlar daha inandırıcı. Yeme içme alışkanlıklarınızı değiştirme konusunda istekli değilseniz, şu iki kesin bilgiyi göz ardı etmemenizde yarar var: Yüz yaşındaki insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, sağlıklı bir diyetin uzun ömür konusunda çok önemli bir faktör olduğunu kesin olarak ortaya koyuyor. Ayrıca yüksek kalorili, yağ açısından zengin yiyeceklerin erken ölüme davetiye çıkarttığı da biliniyor.
9) YENİ DENEYİMLERE AÇIK OLUN:
Yeni deneyimler sizi yalnızca eğlendirmekle kalmayacak, yılların üzerinizde iz bırakmasını sağlayacak.
Entelektüel bir yenilik zihninizi güçlendirirken, hastalıkları da uzaklaştırabilir. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden Marian Diamond , briç oynamanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya çıkarttı. Diamond’ın laboratuvar sıçanları üzerinde yürüttüğü bir diğer araştırma da, entelektüel yeniliklerin uzun yaşama da zemin hazırladığını gösteriyor. Bir labirente bırakılan ve yeni oyuncaklarla oynamalarına izin verilen sıçanların ömürlerinin yüzde 50 oranında arttığı görüldü. Ayrıca yeni ülkelere yapılan seyahatlerin, yeni bir dil öğrenmenin, sudoku oynamanın, sanatla ilgilenmenin, aralarında Alzheimer’ın da bulunduğu sinir harabiyetine yol açan hastalıkların ortaya çıkmasını geciktirdiğini gösteren çok sayıda çalışma söz konusu.
Ne yazık ki kalp atışlarını hızlandırmanın ömrü uzattığına ilişkin herhangi bir kanıt söz konusu değil. Ancak düzenli heyecanlar, yaşamı daha uzunmuş gibi algılamanıza yol açabilir. Yaşlanmanın insanı en rahatsız eden yönü, günlerin uzun, yılların çok kısa gibi hissedilmesidir. Bu paradoks öznel değildir. Bilim adamları beyinlerimizin gençken zamanı gösteren tik-tak’larla birlikte salınırken, bunun yaşlandıkça yavaşladığını keşfetti. Bilim adamları bu saati hızlandıracak bir yolu henüz bulamamakla birlikte, anımsanacak deneyimlerin artması bunun tam tersi bir izlenim uyandırdığı için yıllar daha yavaş geçiyormuş gibi gelebilir.
Uzun yaşamak kendi içinde bir son değildir. Dolayısıyla Amerikalı ünlü ozan T.S Eliot’un dediği gibi, hedefi her gün bir adım daha uzağa taşımak en doğrusudur: “Ne kadar uzağa gittiğini anlayabilenler, yalnızca ileri gitme cesaretini gösterenlerdir.”
Reyhan Oksay / Kaynak: New Scientist, 3 Haziran 2006

 

 

 

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: