Müslüman Toplumlar: Fakirlik, Bilgisizlik ve Özgürlük yokluğu…


MÜSLÜMAN TOYLUMLAR: FAKİRLİK, BİLGİSİZLİK ve ÖZGÜRLÜK YOKLUĞU… Hiçbir İslam devleti Rusya’yı, Avrupa’yı ya da Çin’i fethetmeyi düşünmediğine göre, cihadın teröre indirgenmesi Müslümanları düşündürmelidir. İslam dünyası 21. yüzyıl gemisine Somalili korsanların yöntemi ile binemez. Müslümanlar dünya nüfusunun %15’ni (993.000.000) oluşturuyor (2009 Time Almanac, kimine göre 1.3-1.5 milyar. Fakat açıkçası İstanbul’un nüfusu gibi sayılamıyor). Doğan Kuban
Müslüman toplumların temel ve ortak sorunu cahillik, fakirlik ve açlıktır. Buna çare bulamayan hükümetler kötü hükümetlerdir, çaresiz toplumlar cahil yani aptal toplumlardır. Bu toplumlarda yaşayanların yanıt aramaları gereken temel soru ise neden aç ve geri kalmış olduklarının yanıtını korkmadan vermektir. Yeniden keşfedilmesi gerekmeyen bu yanıt cehalettir.
Dünyada yaşamakla dünya ile birlikte yaşamak aynı şeyler olmadığını hep vurgulamak gerekir. Filler, aslanlar, kuşlar ve balıklar da dünya ile birlikte yaşıyorlar. En modern silahın tetiğini çeken, koyu bir cahil olabilir. Coca Cola’yı hayvanlara bile içirebilirsiniz. Müslümanlar geri kalmışlık sorununu analiz etmeye bile yanaşmıyor ve politikada kavruluyor.
Bürokratı, profesörü, uzmanı aç ve ezik olmalarının nedenini anlamadıkları zaman devlet, üniversite, meclis, demokrasi, ordu ve sayısız kurum törensel olmaktan öteye geçemez. Zengin toplumların halkı tarafından Müslümanların ikinci sınıf insan olarak görülmesinin nedeni budur. ‘Asiyabı devleti bir har da olsa döndürür’ bir Türk şairinin sözüdür. Aslında bu şaka ile karışık bir umutsuzluk gözlemidir. İslam dünyasının sorunu da, bu yanıtın bilincine varılamamış olmasıdır. Haritada Somali diye bir devlet var. Afganistan diye bir devlet var; Sudan, Moritanya, Irak diye devletler var. Devlet örgütleri, başkanlar, meclisler, ordular, büyük yapılar, elbiseler her şey var. Uluslararası toplantılarda koltukları var. Ciddi ciddi elleri de sıkılıyor. Anlaşmalar da imzalıyorlar.
Fakat İslam devletleri adı altında dizilen devletlerin adam başına ortalama geliri, artık yinelemekten bıktığımız gibi, Afganistan’da 315, Pakistan’da 900, Mısır’da 1500. Bu saptamalar yazıla yazıla etkisiz klişeler haline geldiler. Oysa her şeyi açıklıyorlar.
TEMEL SORUNLARI
Bu ülkelerin dünyaya egemen olup söz geçirme gibi bir sorunları yok. Ekonomik sömürgeliğin ya da dışarıya bağımlı olmanın fiili sömürgeliğe dönüşmesi gibi bir sorunları var. Dışarıdan yasalar ve anlaşmalar için İslam devletlerine emirler veriliyor. Egemenlik artık düğmelere basarak ve mikrofona konuşarak gerçekleşiyor. Sömürgeciler sopaları sömürgelerde ortak olduklarının eline veriyor. Bu mekanizma, birçok devleti giderek devlet olmaktan uzaklaştırıyor. Gerçi politik yozlaşma sadece Müslüman devletlerde değil. Çağımızın dünya boyutunda hastalığı.
Fakat fakir ülkelerin artan nüfuslarıyla, yozlaşmaya dayanma şansları çok az. İtalyan toplumunun yozlaşması ile Mısır’ın yozlaşması aynı değil. Politik jargonda bu birbirleriyle hiç benzemeyen ülkelerin sorunlarını aynı sözcüklerle, aynı ölçütlerle anlatmak sadece budalalıktır. Onun için politik söylem cahil ve fakir ülkelerde, kötü bir çeviri ya da kekelemeye dönüşüyor.
İsveç demokrasisi ile Haiti demokrasisi aynı değilse, politikacı ve köşe yazarları sadece yalan söyleyebilir. Burada Jefferson’un bir sözünü anımsayalım: ‘Eğer bir ulus hem cahil hem özgür olmak isterse bunu sonsuza kadar bekler, ama erişemez.’ Cahili kandırmak kolay. Çünkü soru sormuyor. Bilgiye dayalı eleştiri ve eleştiriye bir akılcı yanıt verilen bir aşamaya ulaşmadan politika havanında da su dövülecektir.
İnsanlar dünyanın yaşamsal parametrelerini doğru öğrenmedikleri sürece, kediler gibi, aç kaldıkları zaman bağırıyor. Fakat kedi kadar özgür değiller. Dünya bütün insanları doyuracak kadar uygarlaşmamıştır. Sadece karnı aç olanı kandırarak ya da dayak atarak susturacak kadar örgütlenmiştir. Açlık ve silah oldukça insan yaşamı uygarlık, özgürlük ve demokrasi gibi lüksleri içermez.
SÖMÜRGE STATÜSÜ ARTIĞI
Afrika ülkeleri, Mısır, Hindistan, Çin, bütün eski sömürgeler ve gazetelere televizyonlara konu olan bütün dayatma türleri, temelde sömürge statüsü artığı göstergelerdir. Zenginler dünyası fakir milyarların arzularını alevlendirip, karınlarını doyurmazken söylenen her söz, bir haksızlığı örtbas etmek için kullanılır. Yiyenler daha çok bağırır. Bagladeş’deki fakirin ne dediğini kimse bilmez. Eğer bir Batılı gazeteci böyle bir tanığa gazete sayfalarında söz verirse büyük bir muhabirlik işi yapmış olur.
Ama Obama, Putin, Berlusconi başlıklardan inmez. En iyi durumda olanların en çok sesi çıkar. Bu güçlünün egemen yalanının kanıtıdır. Haksızlığın üzerine örtülen en büyük çarşaf zavallı halkın hiçbir zaman sahip olmadığı demokratik haklardır. İslam ülkelerin namuslu aydınlarının -eğer kalanlar seslerini çıkarabiliyorlarsa- önce halklarına, dünya ile karşılaştırarak, sayısal bir politik durum muhasebesi yapmaları gerekir.
315 dolarlık yıllık ortalama geliri olan bir halk, tümü kalaşnikofla donatılsa, ortalama geliri 40.000 olana karşı sadece acıklı ve acı çekilen bir mücadele yapabilir. Ne var ki bu ülkelerin yolu ne sahte demokrasi politikası, ne de silahtır. Sadece çağdaş bilgi düzeyine ulaşmak ve üretmekten geçiyor. Bu bilgi din bilgisi değildir. O zaten cepte taşınıyor. Bu matematik, fizik, kimya, biyoloji ve bunların bileşenleridir. Bu bilgi açken öğrenilmez. Çünkü öğretim örgütlemesi yapılamaz.
21. yüzyılda devletin görevi belirlidir: Karın doyurur, öğretir ve üretimi teşvik eder ve gerçekleri saklamaz. Bunu da özgürlük olmadan sağlayamadığını çağdaş dünya tarihi kanıtlıyor. Bütün başka formüller, olsa olsa, bizim sözde İngilizce ders yapan okulların öğrencilerinin İngilizce bilgisi kadar amacına ulaşır. Ve kapitalist yalanlarla süslüdür.
Batı ülkelerinde silah sanayileri, enerji sanayileri, petro-kimya sanayileri, bio-kimya sanayileri, motorlu araç-uçak sanayileri büyük bir araştırma ve geliştirme örgütlenmesine dayanarak çalışıyor. Kapitalizm parayı teknoloji satarak kazanıyor.
DÖRT KEZ HACCA GİTSENİZ BİLE
Geri kalmış ve bilimsel rasyonalizme ulaşamamış toplumlarda bir dert daha var. Politika, sosyal bilimler, ekonomi, sosyoloji, tarih, psikoloji, antropoloji, coğrafya gibi insan bilimleri ulusal ve etnik, dinsel farklılıkları azdırarak, anti-bilimsel öğretilere çanak tutuyorlar. Siz bütün Osmanlı ve İslam tarihini ezbere bilseniz, Kuranıkerim’i hatmetseniz, dört kez hacca gitseniz, halk oyunlarının hepsini oynasanız ve türkülerin hepsini söyleseniz, hamsi dolması, Antep köftesinin en güzelini yapsanız, otomobil lastiği ya da yedek parçası üretemezseniz, işiniz bitiktir.
Bilim ve mantıkBudala kalabalıkların hâlâ ayılmamaları bir çağdaş fenomen. Müslüman, Hıristiyan, Budist hangi ülkeye giderseniz üç özellik ayrılmaz bir bütün oluşturuyor: Fakirlik, bilgisizlik ve özgürlük yokluğu. İslam ülkelerinin sorunları da bundan ibaret. Dünya tarihi de bu hikâyeyi anlatır. Fakirlik ve bilgisizlik, despotizmin beslendiği uygarlık çöplükleridir.
İnsanoğlu mutlu olmaya teşne bir yaratıktır ama fakirin mutluluğu küçük bir gülücükten ibaret. Maskeyle dinlenmesi gereken yalancı bir demokrasi söylemi, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana fakir ülkelerin insanlarına günde ancak bir ekmek fazla almaya olanak verdi.
Hangi ulustan, dinden, politik inançtan yana olursanız olun, artık varlığı şüphe götürmeyen sanayileşme, küreselliğinin olmazsa olmaz ölçütleri var. Din, ulus, demokrasi, kültür gibi kategoriler bunun dışında kalır. Bu beğenilmese de yalın sanayi egemenliğidir. Sanayi egemenliği bilimsel bilgi egemenliğidir. Ve bunu sağlayacak düşünce özgürlüğüdür. Gazetelerin, televizyonların insanların kafalarını şişiren bitpazarı konularının tümü, doğru kurulmuş bir bilimsel araştırma-sanayi kurgusu kadar önemli değildir. Öyle bir kurguyu gerçekleştirebilen toplumlar 21. yüzyıl dünyasının aradığı bütün özelliklere zaten sahiptirler.
Türkiye’yi İslam dünyasında bir kalkınma lideri konumuna getiren şey Cumhuriyetin eğitim ve öğretim atılımlarıdır. Buna dua edip yola devam etmemiz gerek. Geri kalmış, fakir ülkelerin namuslu aydınları bu ‘kör kör gözüm parmağına’ gerçekleri halklarına anlatmak zorundalar…

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: