Behice BORAN… Bilimsel Sosyalizmin Bilge Önderi…


Bilimsel sosyalizmin bilge önderi…
Kapitalist dizge ciddi bir bunalım yaşıyor. Yıllardır Marksizme küfreden kapitalizmin kurmayları ve ideologları ne ilginçtir ki bugünlerde krizden çıkış yolları ararken Karl Marx’ın ekonomi politiğine vurgular yapmayı da ihmal etmediler.Karl Marx salt ekonomi politiğe yaptığı eleştirilerle kapitalizmi yeni baştan yorumlamakla kalmamış, klasik tarih anlayışına materyalist bir bakış açısıyla yaklaşarak bilimsel sosyalizmin de temellerini atmıştır. O güne değin bilimde, felsefede, ekonomi ve siyasette bilinenler ve yaşananlar, 19. yüzyılın bilim insanları ve aydınları tarafından sorgulanmaya başlamış; böylece, Batı’nın aydınlanma çağı Marx’la daha bir zenginlik kazanmıştır. 29 Eylül 1864 yılında Londra’da kurulan ve içinde Karl Marx’ın da bulunduğu I. Enternasyonal’le (Uluslararası Emekçiler Birliği) bilimsel sosyalizm evrensel bir boyut kazanmıştı. Özellikle, bu tarihten sonra sadece Avrupa’da değil, gezegenemizin birçok yerinde işçi örgütleri, birlikleri ve partileri kuruldu. Türkiye’de işçi sınıfının ilk politik örgütü olan Türkiye Komünist Partisi (TKP), Mustafa Suphi’nin önderliğinde 1920 yılında Kurtuluş Savaşı’nın kan, gözyaşı, ateş ve barut kokan ortamı içinde kuruldu. TKP, kendi politik hedefleri doğrultusunda fazla mesafe alamamış olsa bile gerek Kurtuluş Savaşı’na gerekse bunu izleyen aydınlanma sürecine küçümsenmeyecek katkılar sağladı.
Abartma sayılmazsa, Cumhuriyetin aydınlanma sürecinde, salt sosyalist kültürün oluşmasında değil, burjuva demokratik kültürün oluşmasında da payı olan insan birikimlerinin önemli bir bölümü TKP kadrolarının içinden gelmiştir. Örneğin bugün yaşayan Nail Çakırhan, Nihat Sargın, Mihri Belli, Vedat Türkali, Şahabettin Bakırsan bu alanda ilk akla gelenler. Aramızdan ayrılanlar içinde ise Sadun Aren, Nâzım Hikmet, Ruhi Su, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Hikmet Şimşek, Hikmet Kıvılcımlı, Mehmet Ali Aybar’ı bu ocakta yetişmiş ilk akla gelen Cumhuriyet aydınları olarak sayabiliriz. Bundan 21 yıl önce 10 Ekim 1987 tarihinde Brüksel’de yaşamını yitirmiş olan Behice Boran da bu damardan gelen ama TKP kadroları içinde çok daha özgün bir yeri olan kişidir.
Marksizm ile ABD’de tanıştı…
Boran’ı önemli kılan çeşitli nedenlerin başında onun bir bilim insanı olması gelir. Sosyoloji dalında ciddi araştırmaları ve alan çalışmaları olan Boran’ın mesleki yaşamı ABD’deki Michigan Üniversitesi’nde başlar ve Marksizm ile tanışması da bu süreçte olur. 1939 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde sosyoloji doçenti olarak akademik çalışmasını sürdürür. Ancak, 1948 yılında Türkiye’de estirilen antikomünist rüzgârlar yıkıcı etkisini bu fakültede de gösterir. Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu, Niyazi Berkes, Adnan Cemgil, Azra Erhat ile Behice Boran da fakülteden uzaklaştırılır. Boran’ın bu akademik yanını parti yaşamında da görmek olasıdır.
Bugün sağlı, sollu birçok parti önderinin yaşamı boyunca bir tek kitabının olması şöyle dursun bir tek makalesi bile olmazken, Boran yaşamı boyunca iyi bir söylev ustası olarak hem konuşmuş hem de yazmıştır.
Türk köylerinde sosyolojik araştırma…Halkın hızlı bilinçlenmesi, örgütlenmesi için… sosyalist harekette aydınlara ihtiyaç vardır. Özellikle ilk safhalarda emekçi kitleler hâlâ büyük ölçüde burjuvazinin etkisi altındadır. Yaşama şartlarındaki zorluklar, geçim sıkıntısı, işsizlik dolayısıyla tedirgin, hoşnutsuz hale geldiğinde de önünde olumlu, objektif yollar açık olmadığından ve durumu anlamasına yardımcı başka fikirler sistemi bilmediğinden, yobazların ve dinsel bir toplum düzenine, şeriata dönme propagandalarının etkisinde kalabilmektedir. Aydınlar, bu durumdan dolayı halkı cahil, gerici olmakla suçlayacakları yerde onları uyarmak, eğitmek, sorunlara olumlu ve geçerli çözümler getirecek bir politik hareket -sosyalist hareket- içinde örgütlemek görevini yerine getirmekle yükümlüdürler…

Meclis’te ders niteliği taşıyacak söylemler…
Türkiye, 12 Eylül Askersel Devirmesi’nden bu yana, yaklaşık 30 yıldır özellikle solda bir çoraklık yaşamaktadır. Bunun kesinkes sınıfsal nedenleri ve tarihsel kökenleri vardır elbette. Ama, Boran’ın betimlemesiyle: “…ihtilaller sadece ve münhasıran objektif şartların bir sonucu mudur? Örgütlerin, kadroların, liderlerin iradi hareketlerin bir rolü yok mudur? Vardır tabii…” Bu betimlemeye dayanarak söz konusu çoraklığın bir nedeni de sübjektif koşulların yaratılamamasında aranmalıdır kanımızca. Kabul etmek gerekirse özellikle bilimsel sosyalist kesimde 1980’den sonra TİP düzeyinde ne bir siyasal çekim merkezi oluşturulabildi ne de yetenekleriyle, birikimiyle, akademik ve bilimsel donanımıyla Boran gibi bir parti önderi gelmedi.
Şüphesiz, önderler ve siyasal kadrolar daldan elma gibi düşmezler toplumsal yaşamın mekânına. Bunu hazırlayan toplumsal, tarihsel, siyasal nedenler olgunlaşmasını gerektiren süreçler vardır. Ama sübjektif koşulların oluşması için son 30 yıldır ciddi çabaların gösterilmediğini de vurgulamamız gerekir.
Boran’ı anlatırken onun parlamenter yönüne de değinmemiz gerekir. 1965 genel seçimlerinde parlamentoya Urfa Milletvekili olarak giren Boran, Meclis kürsüsünde söz aldığı zaman, kulislerde gezen milletvekillerinin koşarak salona girdiklerini Tabii Senatör Suphi Karaman’dan dinlemiştim. Onun her konuşması ve politika konularındaki söylemleri hepimiz için bir ders niteliği taşırdı demişti Karaman.
Boran, Meclis konuşmalarından birinde Amerika ile yapılan ikili anlaşmaların çoğunun bir metne bağlanmadığını, sözle yapılan bu anlaşmaların uluslararası hukuk açısından da geçersiz olduğunu belirtmekle kalmamış ve bunlardan bir tanesinin, sınırlarımızın ABD tarafından nükleer mayınlarla döşendiğini ve bunun bölge halkı başta olmak üzere Türkiye için ciddi tehlikeler içerdiğini Meclis’te dile getiren ilk parlamenter olarak siyaset tarihimize geçmiştir. Kuruluşunda sosyalist bir izlenceye sahip olmayan TİP’e Mehmet Ali Aybar’ın 1962 yılında genel başkan olmasıyla birçok TKP kadrolarıyla birlikte Behice Boran da bu parti saflarına katıldı. Burada hemen belirtmek gerekirse, TİP’in Aybar’la başlayan ve giderek gerçek bir Marksist çizgiye uzanan parti içi savaşımında Behice Boran’ın yadsınmaz bir payı olduğu son derece açıktır. Bu nedenle, 60’lı yılların sonuna doğru Aybar’la yolları ayrılacak, Ekim 1970’te yapılan IV. Büyük Kongre’de Boran TİP Genel Başkanlığı koltuğuna oturacaktır.
Cezaevi deneyimleri…
12 Mart 1971 Askersel Karışmasıyla TİP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılırken birçok partiliyle birlikte Boran da cezaevine konacaktır. Aslında bu Boran’ın ilk cezaevi deneyimi değildi. 1950 yılında kurulan Türk Barışseverler Derneği Başkanı olduğu dönemde, Menderes hükümetinin TBMM kararı olmaksızın Kore’ye asker gönderme kararına karşı çıkan bir bildiri yayımlaması nedeniyle Boran ve dernek yöneticileri tutuklanarak askeri mahkeme tarafından 15 yıl hapis cezasına çarptırıldılar.

Tek çocuğu olan Dursun’u da cezaevi koşullarında dünyaya getirdi. 1953’te cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra 1951 TKP tevkifatının bir uzantısı olarak 41 kişiyle yeniden tutuklandı. 12 Mart Askersel Karışmasıyla ikinci kez cezaevine giren Boran 1974 affından yararlanarak özgürlüğüne kavuşunca 1 Mayıs 1975 tarihinde yeniden kurulan TİP’in genel başkanı oldu. Bu ikinci oluşumda, TKP’den gelen birçok arkadaşıyla da artık yolları ayrılmıştı ama o inandığı Marksist çizgide yaşamının sonuna dek kararlılıkla yürüdü ve siyasal yaşamdaki duruş ve tutumunu hep Türkiye gerçeği üzerine kurdu. 

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gürsen Topsen, Behice Boran’ın akademik yanını anlatırken “Behice Boran, Türk sosyoloji tarihinin ve Türk siyasal devrimci hareketinin en ön sıralarında yerini alan ve bu çizgiye özgünlüğüyle damgasını vuran bir bilim ve siyaset insanıdır. Bir Cumhuriyet kadını olarak da Türkiye’nin bilim ve siyaset öncülerinin içinde yerini alan üstün kişiliklerden biridir. Sosyoloji ve siyaset yaşam serüveninde birçok ‘ilk’in gerçekleştiricisidir. Çünkü o, ‘Survey’ (örneklem) destekli Le Play sosyolojisiyle uyumlu ‘monografik’ teknikli sosyolojik araştırmaların başlatıcılarından ve Comte, Durkheim, Marx sosyolojilerinden çıkış alarak metodoloji geliştiren ve bu doğrultu çizgisinde Türk köylerinde sosyolojik araştırmaların Türkiye’deki ilk uygulayıcılarındandır.”Bunların yanı sıra çok daha önemli bir yanı, gerek konuşmalarında gerekse yazılarında bilimselliği hep öne çıkarmış olmasıdır. Örneğin, bugünlerde Ergenekon masallarıyla bol bol darbe senaryolarının yazıldığı bir ortamda, bundan 40 yıl önce Boran tarafından yapılmış bir tespite kulak verelim: “…ihtilaller, toplumların değişme süreci içinde belli objektif şartlar altında oluşan sosyal olaylardır. Bir toplum objektif şartlarıyla ihtilalci-devrimci bir duruma doğru gidiyorsa, orada ihtilalci hareketler, örgütlenmeler, liderler belirir; gitmiyorsa, ihtilalci bir devrimin ne kadar sözü edilirse edilsin, bu amaçla örgütler meydana getirilirse getirilsin, ihtilal olmaz…”
Boran’ın ikinci ve kimliğine damgasını vuran asıl yanı, ta üniversite yıllarından başlayıp ölene dek sürecek olan partili yaşamıdır. TKP saflarından Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanlığı’na dek uzanan bu uzun yürüyüşte düzene karşı verdiği savaşım denli sapmalara karşı sürdürdüğü kararlı tutumuyla da bilinir. Özellikle, aydınların sınıf savaşımındaki rollerine vurgu yaptığı yazılarını anımsadıkça bugün mostrası çıkmış eski solcu yeni sağcı aydınların durumuna baktıkça ağlamak mı, yoksa gülmek mi gerekir kestiremiyorum. En iyisi bu konuda da sözü Boran’a bırakalım: “…Halkın hızlı bilinçlenmesi, örgütlenmesi için… sosyalist harekette aydınlara ihtiyaç vardır. Özellikle ilk safhalarda emekçi kitleler hâlâ büyük ölçüde burjuvazinin etkisi altındadır. Yaşama şartlarındaki zorluklar, geçim sıkıntısı, işsizlik dolayısıyla tedirgin, hoşnutsuz hale geldiğinde de önünde olumlu, objektif yollar açık olmadığından ve durumu anlamasına yardımcı başka fikirler sistemi bilmediğinden, yobazların ve dinsel bir toplum düzenine, şeriata dönme propagandalarının etkisinde kalabilmektedir. Aydınlar, bu durumdan dolayı halkı cahil, gerici olmakla suçlayacakları yerde onları uyarmak, eğitmek, sorunlara olumlu ve geçerli çözümler getirecek bir politik hareket -sosyalist hareket- içinde örgütlemek görevini yerine getirmekle yükümlüdürler…”
Aslında bugünkü toplumsal ve siyasal fotoğrafa da yanıt niteliğindeki bu tanımlama onun bilgeliğinin ve ne denli uzakgörülü bir kişi olduğunun açık kanıtıdır. Behice Boran’ı sıradan bir parti üyeliğinden TİP’in genel başkanlığına değin tırmandıran da bu özelliği olsa gerektir.
SÖNMEZ TARGAN/10.10.2008 Cumhuriyet..
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: