Tehlike Çanları Türkiye İçin Çalıyor… “BÜYÜK ABİ” Emretti…


Sam amca“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (1)
“Laik Cumhuriyet elden gidiyor.” ” İrtica kapıya dayandı.” “…….Belediyesi içki yasağı koydu.” “…….Hanım’ın türbanı…” “Şeriat tehlikesi kapıya dayandı.”Onlar böyle dedikçe biz “ Aman değerli dostlar, dikkatli olun, Gerçek tehlike irtica veya şeriat değildir.İrtica emperyalizmin körüklediği ve şimdilik ortalarda dolaşmasına, boy göstermesine izin verdiği çakma bir sorundur.Gerçek tehlike bölünmedir, parçalanmadır. Hedef ulus devletin yıkılmasıdır.Ulus devlet yıkıldığı zaman onun yerine bir başka devlet kurulmaz, bir şeriat devletinin kurulmasına emperyalizm izin vermez.Yeni özerk bölgeler, bölünmüşlük, şehir devletleri, eyalet sistemi çıkar ortaya…
Tehlikenin en büyüğü kapımızda, BÖLÜNMÜŞLÜK…
Bir olalım, diri olalım.” dedik ama kimseyi inandıramadık, dinletemedik…Tehlike çanları Türkiye için, artık sesini iyice yükselterek çalmaya başlamıştır.Şimdi sizinle Taraf gazetesinin iftiharla sunduğu (!) bir haberi paylaşmak istiyorum.
Haberin tarihi 26. Haziran. 2010.. İşte haber. Okuyun. bir daha okuyun, gözünüzü akıl pencerenizi açarak bir daha okuyun ve sonra karar verin, gerçek tehlike neymiş görün.  ”BDP’li Belediye Başkanlarının, İl Genel Meclisi üyelerinin, belediyeleri belediyelerin merkezi hükümetten bağımsız hale gelmesi yönündeki çalışmaları için ilk aşamada 9 pilot bölge belirlemiştir. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’datoplanan BTP’li Belediye Başkanları ve İl Genel Meclisi Üyeleri, belediyelerin merkezi hükümetten tamamen bağımsız hale gelmesi için mücadele etme kararı almıştır.BDP’liler tartışma yaratacak bu kararı, Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik şartına dayandırmıştır. BDP’nin elinde bir büyükşehir, yedi il, elli bir ilçe ve kırk belde olmak üzere toplam doksan dokuz belediye başkanlığı bulunmaktadır.PİLOT  BÖLGELER :
Van ve Tunceli merkez, Urfa’nın Viranşehir ilçesi, Dıyarbakır’ın Bağlar ilçesi, Mardin’in Nusaybin ilçesi, Muş’un Varto ilçesi, Kars’ın Digor ilçesi, Bitlis’in Hizar ilçesine bağlı Kolludere beldesi ve Muş’a bağlı Erentepe beldelerinde demokratik özerklik projesinin ilk uygulamaları yaşama geçirilecektir.”
Dikkatlice okudunuz değil mi ?O zaman PKK’nın lider kadrosundan Cemil Bayık’ın hezeyanları ile devam edelim.” Kürt sorununu temelde çözmek istiyoruz. Eğer Kürt sorununun demokratik , siyasal çözüm yanlı çaba gösterdiysek, amacımız demokratik özerklik çerçevesinde bir siyasi çözüm amacı, demokratik özerkliği geliştirmektir. Yakında demokratik özerkliği ilan edeceğiz. Şimdi yapmak istediğimiz bunun resmi ilanını da yapacağız.” ( Fırat Haber Ajansı)
31 Mayıs’ta İmralı’daki mahkum hatırlarsanız, avukatları ile yaptığı rutin görüşmelerin ardından, “ Ben aradan çekiliyorum. KCK bundan sonra demokratik özerklik ilan edebilir.” demiştir.
Üstü kapalı da olsa demokratik özerklik, KCK’nın bir yan kuruluşu olan BDP’li belediyeler tarafından ilan edilmiş ve eyalet düzeninin, Türkiye’den kopuşun alt yapısı hazırlanmıştır.
İşin garip tarafı ise kendilerini Türkiye’nin merkezi sanan patronlar kulübünden TÜSİAD’tan bu ihanete ortak bir çağrı gelmiştir. Dini, imanı hatta vatanları bile para olan bu insanlar, demokratik özerkliği bir çare olarak görmekten, göstermekten ne yazık ki utanmamışlardır.
Özerklik temelinde devletle müzakere ederek bu sorunu çözeceğiz.” Bu söylem PKK’nın lider kadrosundan Cemil Bayık’a ait…
Bu beyanatın ardından AKP iktidarının sesi çıkmamış veya çıkamamıştır. Kimse bu adama “Sen kimsin? Hiç bir devlet bir terör örgütü ile müzakere etmez. Hele Türkiye Cumhuriyeti Devleti PKK gibi silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan PKK gibi eli kanlı bölücü terör örgütü PKK ile müzakere etmez… Bir de söz konusu ülkenin milleti ile bölünmez bütünlüğü ise zaten konuşulacak tek bir sözcük dahi yoktur.Şimdi birlikte Anayasa’mızın “değiştirilemez ve değiştirilmesi bile teklif edilemez” 3. Maddesi’ni tekrarlayalım. .  DEVLETİN  BÜTÜNLÜĞÜ,  RESMİ DİLİ,  BAYRAĞI,  MİLLİ  MARŞI  ve  BAŞKENTİ
Madde3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.Başkenti Ankara’dır. (Anlaşılan odur ki, hazırlanacak yeni anayasa taslağının hedefi, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez ilk üç maddesidir. 12 Eylül halk oylamasının sonucunun verdiği güçten, iktidar cesaret almaktadır.)
O halde ” Demokratik özerklik” kararı alan ” yakında bunu ilan edeceklerini” söyleyen bütün BDP’li belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri hatta patronlar kulübündeki o zat-ı muhterem de açıkça suç işlemekte ve Anayasa’yı ihlal etmektedirler.
Tamam, görünen köy kılavuz istemiyor, kabul, … Peki Cumhuriyet’in iddiacıları olan Sayın savcılarımız neden herhangi bir işlem veya ” suç duyurusu” yapmak gibi bir zahmete katlanmıyorlar? Malum bu Sayın Savcılarımızın unvanlarının başında, Cumhuriyet’in ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tan yadigar bir cumhuriyet sözcüğü vardır.Şimdi İmralı’daki mahkumun 18 Haziran 2010 tarihli avukatlarıyla rutin (!) görüşmesinin ardından önerdiği teklifin satır aralarına bir bakalım.
Eğer Hükümet bir temsilci gönderirse, bu konuda parlamentodan bir kanun çıkarıp önümü açarlarsa, ben iki günde bütün silahlı güçleri bir araya toplayabilirim. Buna gücüm de var……”Bu adam 31 Mayıs’ta” Ben yokum.. KCK özerklik ilan edebilir.” dememiş miydi?..KCK’nın Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Bayık, İmralı’nın emirlerine aynen uyduğunu aşağıdaki söylemiyle açıkça göstermiştir.” 1 Haziran’da başlayan yeni dönemdeki mücadele eskinin devamı değildir. Selhindanların ( kalkışma) geliştirilmesi de tamamen ilan edeceğimiz özerkliği korumak, geliştirmek, yaşatmak ve onu yaşanır kılmak içindir. Yakında bunun resmi ilanı da yapacağız. Serhildanlar…Devletin toplum üzerindeki hakimiyet alanını gerileten bir karakterde gelişecektir, demokratik iradenin geliştiği; siyasi, sosyal ve kültürel ve ekonomik alanda kendi kurumlaşmalarını geliştirdiği, özgür ve demokratik yaşam sistemini kendi kurduğu bir süreç olacaktır… Eğer Türk Devleti çözüme yanaşırsa, biz demokratik özerkliği Türk Devleti ile gerçekleştiririz. Kürt sorununu müzakere temelinde çözmüş oluruz. Türk Devleti buna gelmezse, Kürt sorununu demokratik özerklik temelinde yine çözeriz.”Görüldüğü gibi Bayık, KCK’nın kurucu ve onursal başkanı Öcalan’ın emirlerini aynen uygulamaktadır. Bu söylemler tavsiyenin, küçüğün büyüğüne olayı arzının çok ötesinde, Devlet’i tehdit amacını taşımaktadır. Hemen aklımıza şu soru gelmelidir. Bu delice ve aymazca cesaretin, edepsizce kafa tutuşun, gafletin, delaletin ve hatta ihanetin arkasında çok büyük bir güç olmazsa ” selhindanlar” buna cesaret edebilir mi?
Sizce ?…
Büyük Patron”nun kışkırtması olmasın bu demokratik özerklik ilanı…
Aklıma takıldı da…
Bizi son sekiz senede hızını sürdürerek artan, ” Büyük Patron”nun emirleri Katalan modelinin tartışıldığı günlere taşımıştır.. Bu nedenle bu süreci bazen eskilere giderek, bazen de günceli hatırlatarak paylaşmaya çalışacağım.Önümüzü daha net görebilmemiz için, bazı belgelerin ışığında biraz uzun bir yolculuğa çıkmamız gerekmektedir.
_________________________________
“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (2)
Yazının birinci bölümünün sonunda bu demokratik özerklik ilanının arkasında “Büyük Abi”nin kışkırtmaları olabilir mi sorusunu sormuştuk, öyle değil mi ?… O zaman devam edelim, bakalım var mı yok mu?… Ortadoğu ve Kürt uzmanı Henri Barkey, ABD Başkanı Obama’ya ” Kürdistan’da Çatışmayı Önlemek” konulu tam 67 sayfalık bir rapor vermiştir. Raporda geçen ” Kürdistan” sözcüğü olmayan, fakat ABD’nin Ortadoğu’daki bir başka taşeron devleti olmaya aday, sadece Amerikan askeri haritalarında ve AB raporlarında sınırları çizilen kurulması, emperyal güçler tarafından öngörülen sanal bir devlet.. H. Barkey bu sanal devletteki çatışmayı önlemek için neler öneriyor, bir bakalım.. Ancak bu raporun satırları arasında biraz dolaştığımız zaman, bu raporun David Phillips’in 2007 “PKK’nın Silahsızlandırılması” çalışması ile ve Öcalan’ın PKK’yı kurarken açıkladığı programla birebir örtüştüğünü görmek bizi şaşırtmayacaktır. Bu raporun 1. ve 2.ci maddeleri son derece dikkat çekicidir ve bize bir ABD düşünce kuruluşu olan CFR‘yi anımsatmaktadır. CFR mi? Hani şu başında Yahudi kökenli Amerikalıların bulunduğu Abraham Abi’mizin bizim Başbakan’ı elinden tutup görücüye çıkardığı şu meşhur Amerika’nın dış ülkelerdeki çıkarlarını korumak için kurulmuş olan kurum.. Yani Concil Of Foreign Relations… Şimdi tam sırası gelmişken, sizinle “Milli gömleği” çıkarmadan önce, Yahudileri insanlığın düşmanı ilan eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ABD seyahati esnasında,Evangelist Protestan Yahudilerin yönettiği CFR ile gene görüştüğünü, paylaşmak gereğini duyuyorum. Gene diyorum çünkü, bu görüşme Sn. Gül’ün ilk görüşmesi değildir. Ve son görüşmesi olmayacağı da bir gerçektir. Belli ki Sn. Gül, kendisini Cumhurbaşkanlığı makamına taşıyan, kurucusu olduğu partiyi iktidar yapan ABD’li Yahudi dostlarına, ülkesinin çıkarlarını göz ardı edecek kadar medyunu şükrandır.
Henri Barkey’in raporunun 1. ve 2. Maddeleri…
Madde 1:
Kürt sorunu ABD açısından yaşamsal bir çok konuyla bağlıdır.
Madde 2: Türkiye ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin işbirliği yapmalarına yardımcı olmak, ABD’nin başarısı için çok önemlidir. ABD’nin hangi konuda başarısı için önemlidir bu birliktelik?..
Madde 14: ABD bu sürece Avrupa’nın katılımını sağlamalıdır. Avrupa ülkeleri silah bırakma sürecinde, PKK’nın dernek ve işletmeler olarak iyi örgütlenmiş altyapısına daha katı düzenlemeler getirmelidir. Ayrıca AİHM’nin hukuk dışı bulduğu yöntemlerle hapsedilmiş PKK üyelerinin durumunu gözden geçirmeye ikna etmek için AB’ye üyelik bağlamında Türkiye üzerinden nüfuz kullanabilir.
Madde 21:Türkiyeli Kürtlerin bağımsızlık eğiliminde olmadığı söyleniyor. ama 15 veya 20 yıl sonra bu düşüncelerinin değişmeyeceğini kim söyleyebilir?
Öcalan ise PKK kuruluş ve bölücülük manifestosunun bir bölümünde aynen şöyle demektedir: ”Kürdistan sömürgeci dört devlet ( Türkiye, İran, Irak ve Suriye) tarafından dörde bölünmüştür. En büyük parça Türkiye Kürdistan’ıdır. Burada yarı feodal ilişkiler geçerlidir. Devrimde Türkiye Kürdistan’ı önderlik yapacaktır. Devrimin niteliği ulusun demokratik devrimidir. Asgari hedef sömürgeciliği yıkarak bağımsız, demokratik ve birleşik bir Kürdistan Devleti kurmaktır.”Öcalan’ın asgari hedefi ve Henri Barkey’in raporunun 21,Maddesi’nde işaret edilen nihai hedef ve BDP’li 99 belediyenin ” Demokratik Özerklik” talebi… Bunun üçünü üst üste koyduğunuz zaman tek bir hedefe yöneldiklerini görürüz. Büyük Kürdistan Devleti… Bizim Türkçe’mizde çok güzel bir deyim vardır. Eceli gelen köpek cami duvarına şey eder derler. Bizimkiler ise, her halde ” Büyük Abi”lerine güvenerek vatan topraklarına şey etmeye çalışıyorlar.. Çalışmasına çalışıyorlar da, biz Türklerin söz konusu vatan olunca neler yapabileceğimizi hem onlar hem de tüm ” büyük abi”leri unutmuşlar sanırım. Örneği ortada Bağımsızlık Savaşı… BDP ve PKK Öcalan’ın emri ” Büyük Abi”lerinin kışkırtması ile büyük bir kalkışmaya hatta demokratik özerklik ilan edip, federasyona doğru hamleler yapmaktadır. KCK ve Cemil Bayık “Kendi siyasi haklarını ve siyasi statülerini ilan etme” kararında olduklarını ifade etmektedir. Türkiye ne mi yapacak? ” İkiz Sözleşmeler”in yasalaştığı gün olan 4 Haziran 2003 tarihine lanet okuyacaktır. Bu yazı devam etmek zorunda.. Çünkü AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve “İkiz Sözleşmeleri” yeniden gözden geçirip, “Gaflet ve delalet hatta …..” böylesi de olur mu diyerek, vatan savunmasında tek cephe olmak gerekmektedir. Bir daha tekrarlayalım. Eceli gelen köpekler cami duvarına şey edermiş, bizdekiler de hallerine bakmadan, Hasan Dağı’na oduna gitmeye, topraklarımıza sahip çıkmaya kalkışmaktadırlar.
_________________________________
Obama Türkiye'de“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (3)
” Selhidanların ( kalkışma ) geliştirilmesi de tamamen ilan edeceğimiz özerkliği korumak, geliştirmek, yaşatmak ve onu yaşanılır kılmak içindir.”
Bu sözler hatırladığınız gibi Cemil Bayık denen terörist başına ait…Aslında bu adamın Fırat Haber Ajansına verdiği beyanat yalnız düşünce olarak yanlış değil. Baştan sona yazım hataları ve cümle düşüklükleri ile dolu.. Hatta bu yazının birinci bölümünde Fırat Haber Ajansı’na Cemil Bayık’ın verdiği beyanatta öyle bir cümle var ki “ Ben anlamsız ve düşük bir cümleyim” diye avaz, avaz bağırıyor. Ama neylersiniz ki alıntılarda aynısını kopyalamak zorundayız. Bakın yine bir yanlışın içine girdim.. Özü bırakıp teferruatla uğraşmaya başladım. Hoş bunu genelde hepimiz yapıyoruz. Örneğin ayrılıkçılar ve terör örgütü bizden toprak istediğini açıkça ilan ederken, biz ” çömeldi-çömelmedi” ile uğraşmaktaydık. Esası ne yazık ki gözümüzden kaçırmaktayız. Şimdi öze, zamanımızdan tam 91 yıl öncesine dönelim. ABD’nin anlı şanlı Başkan’ı Wilson’u hatırladınız değil mi?18 Ocak 1919’da, Paris’te Versailes Sarayı’nın Aynalı Galerisi’nde 1. Paylaşım Savaşı’nın galipleri, ” Paris Barış Konferansı” adı altında bir araya gelmişler ve tam yedi buçuk ay sürecek bir çalışma başlatmışlardır. Amaçları gerçekten barış mıydı? Devrin “Büyük Abi” leri İngiltere ve Fransa özellikle petrol zengini Ortadoğu’yu dolayısıyla tüm dünyayı yönetme, sömürgeleştirme isteklerini barış maskesi altında saklamışlardır. Ama bu iki “Büyük Abi” bir şeyin, başlarında bekleyen geleceğin patronunun yaptığı planların farkında olamamışlardır. ABD’li Başkan Wilson bu konferansa cebinde 14 maddelik adını taşıyan ilkeleri, Ermenistan, Kürdistan haritaları ve bir öneri ile gelmiştir. Milletler Cemiyeti.. Milletler Cemiyeti’nin kurulmak istenmesinin ardında yatan en büyük gerçek, ABD’nin dünya üzerinde kurmak istediği hakimiyetin ileriye dönük planlamasıdır. ABD’nin bu planında başarısız olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Şimdi gelelim Wilson’un 14 maddelik ilkelerinin 12. Maddesi’ne;
Madde /12:
…. Osmanlı yönetimindeki uluslara da her türlü kuşkudan uzak, yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. Wilson’un cebindeki iki haritanın amacı bu madde ile tam anlamıyla gün ışığına çıkmaktadır. Daha sonra Wilson ilkeleri genişletilerek ” Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi” olarak geliştirilmiş ve 1976’da ABD’nin baskısı ile Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiştir. Türkiye bu sözleşmeleri imzalamamış ve bir kenarda bekletmeyi uygun bulmuştur. Bu bölücü sözleşmeler DSP- MHP- Anap Koalisyonu zamanında imzalanmış, ancak TBMM’de yasalaşmadığı için uluslar arası arenada bağlayıcılık kazanmamıştır. Daha sonra CFR’nin en küçük koalisyon ortağı AKP iktidara gelince, “Büyük Abi”ye şükran duygularını ödemek adına, İkiz Sözleşmeler’in ağababası W. Wilson’un ruhunu şad etmiş , 58 ve 59. hükümetler zamanında iki bölüm halinde, bu bölücü sözleşmeleri yasalaştırmıştır. Tarih 4 Haziran 2003 tür.Aslında Anayasa’mızın 3. Maddesi’nde belirtilen temel esası, yani devletin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne yönelik iç ve dış tehditlere karşı kesin ve etkin bir mücadele sürdürülmesi Cumhuriyet Hükümetlerinin vazgeçilmez ve öncelikli görevi olmalıdır. Ancak bu vazgeçilmez ve öncelikli görev, AKP iktidarına ” Büyük Abi” tarafından çizilen “yol haritası”nda yer almamaktadır. Bu nedenle AKP bu görevi hiç yapmamış, zaten ” SORGULANMALIDIR” dediği Cumhuriyet rejimini korumamıştır. (1993- R.T. Erdoğan’ın Mehmet Metiner’e yazdırdığı Kürt Raporu )
4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de AB’ye uyum süreci gerekçe olarak gösterilen ama aslında AB’nin dayatmaları sonucunda kabul edilen ” Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile yine aynı Meclis oturumunda kabul edilen ” Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bütünlüğünü açıkça tehdit etmektedir.Özellikle “Halklara kendi siyasal statülerini tayin hakkını” ve “Bir halk sahip olduğu tüm doğal kaynakları kullanma hakkına sahiptir” ile ilgili maddeler, ülkemiz için birer saatli bombadır. BDP’li belediyeler bü ihanet sözleşmelerine de dayanarak, 99 belediye için “demokratik Özerklik” ilanının hazırlığına girişmişlerdir. Üstelik ellerinde son derece güçlü bir kart da vardır. AKP bu maddelerin altını “şerh koymadan ve beyan ifade ederek” imzalamıştır. Ayrıca sözleşmede AKP bu sözleşmeye ” taraf olan devletlerin müdahale hakkını” da kabul etmiştir. Bu saatli bombanın zaman ayarlaması ise seldihanlarla, KCK’nın, daha doğrusu Öcalan’ın elindedir. Eğer bu bombayı Türkiye, onların elinde patlatamazsa, bomba vatan topraklarını parçalayacaktır.
“PKK/ KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacaktır.”
“Güneydoğu belediyelerine özerklik verilecek ve federasyona geçilecektir.”

Bu benim öngörüm değil, bu devletin milleti ve ülkesi ile bölünmez bütünlüğü için TBMM’de namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş bir zat-ı muhteremin imzaladığı bir gizli anlaşmanın maddeleridir. Bildiniz değil mi hani şu ” İki sayfalık dokuz maddelik anlaşma” ABD Dışişleri Gördüğünüz gibi ” Büyük Abi” soluklanmadan emir vermeye devam etmektedir..Emperyalizmin kuklaları ise söz dinlemeye… Onlar kendilerine verilen ödevi yapmaktadır. Biz ise bizim ödevimizi yapmaya ve ” Büyük Abi”nin taşeron güçlerine ” DUR” demek zorundayız. Ama 12 Eylül halk oylamasından çıkan sonuç, itiraf etmek gerekirse bizim ” ödev”imizi tam anlamıyla yapmadığımızın açık göstergesidir.
___________________________________
Erdoğan, Gül, Powel...BÜYÜK ABİ” EMRETTİ… (4)
O iki sayfalık ve dokuz maddelik ” Adı üstünde gizli, açıklayamam “ denilen iki dışişleri bakanının imzaladıkları, ama milletten gizlenmesi uygun görülen o meşhur raporun 7. maddesini tekrarlayarak başlayalım yazımıza…
Madde-7 Güneydoğu belediyelerine özerklik verilecek ve federasyona gidilecektir.
Bu buram, buram ihanet kokan maddenin içinde bulunduğu antlaşmaya imza koyan kalemin sahibi zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’dür. 2 Nisan 2003 de kimine göre sekiz milyar dolar kredi, kimine göre de bir milyar dolar hibe karşılığında ABD Dışişleri Bakanı Powel ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Dışişleri Bakanı Abdullah Gül arasında imzalanan antlaşma, bir bakıma üniter devletin satış protokolüdür. Devletin, ülkesi ve milleti ile olan bölünmez bütünlüğü sekiz ila bir milyar dolara satışa çıkarılmıştır. Hem de 2003 te Dışişleri Bakanı ama 2007’den bu yana Cumhurbaşkanı makamında oturan Abdullah Gül tarafından..
Bir de aynı antlaşmanın 5. Maddesi’ni tekrarlayalım.
Madde-5 Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan Kürdistan resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından resmen tanınacaktır. Türk Devleti’nin bu oluşumu ” savaş Nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu politika ve kararlar kaldırılacaktır.
ABD ile Türkiye’nin imzaladığı bu antlaşma ile, BDP’li belediyelerin ” Demokratik özerklik” konusunda kalkışmalarının önü tıpkı “İkiz Yasalar”da olduğu gibi açılmıştır.İkisi de son derece tehlikeli maddeler içermektedir. Ancak TBMM’de yasalaştığı için “İkiz Sözleşmeler” bağlayıcıdır ve sözleşme şartlarına uyulmadığı takdirde taraf devletlere ” denetleme ve müdahil olma” hakkı tanınmaktadır.Rice’nin söylediği gibi BOP Eşbaşkanı Erdoğan’ın yönlendirilerek denetlermiş gibi göründüğü bir zaman dilimi içinde de Türkiye’nin bölünme planı işleve geçirilecektir. Bunun yanı sıra tarihe Mehmetçiğin kanı ile yazılan bir gerçeği görmezden gelmemiz mümkün değildir. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra PKK’nın CIA ve MOSSAD’ın tamamen güdümüne girdiği gözlenmektedir. PKK’yı yöneten koşullu irade , terörü artırarak Türk milletini bıkkınlığa sürüklemek istemektedir. ”Yeter, ne şekilde olursa olsun terör bitmelidir” noktasına ulaşıldığı zaman ise , bazılarının gözünde utanarak itiraf etmemiz gerekir ki ” vatan” kavramı yüceliğini yitirecektir.5 Kasım 2007’de yeminli tercüman alınmadan ve tutanak tutulmadan yapılan Beyaz Saray Oval Ofis’teki Bush- Erdoğan görüşmesinde alınan karar gereğince de ( Vallahi ben Fehmi Koru’nun yalancısıyım.), ” Ordu PKK’nın karşısında çaresiz kalıyor. Bunun başka bir yolu olmalı” söylemleri ile sadece Türk ordusuna değil, milletin varlığına, birliğine saldırılmamaktadır. Bu saldırının arkasında gizlenen gerçek amaç ise o bölgenin tamamen askerin denetiminden çıkarılmasıdır. İşte ” Profesyonel Ordu” ve ” Sınırın Kurulacak Yeni Güvenlik Güçleri ile Askersiz Denetimi” nin altındaki gerçek budur. Yeni oluşturulacak profesyonel ordunun özellikle ABD’de eğitim görmüş uzmanlardan kurulması ve bu kadronun da Fethullahçı Gladyo tarafından görevlendirilmesi kaçınılmazdır. Çünkü “Büyük Abi”nin emirleri bu doğrultudadır. Bu planın uygulamaya geçmesi ile Güneydoğu’da tek otorite Fethullahçı Gladyo olacaktır. Zaten bölgede sosyal ve ekonomik alanda egemenliği yadsınamaz olan Utah’tan idare edilen Fethullahçı Gladyo güvenlik alanında da hakimiyeti ele geçirmiş olacaktır. Bu sistem federatif yapıya geçiş dönemini hızlandıracak ve bölünmenin alt yapısını hazırlayacaktır. Bu bölünmenin adı da “ Halkların kendi siyasi geleceklerini tayin hakkı” veya ” Demokratik özerklik” olacaktır. Türkiye bu olasılığı senelerce önce TBMM’de onaylayarak yasalaştırdığı ” İkiz Sözleşmeler”le ve A. Gül’ün imzaladığı gizli, protokolün 7. Maddesi ile kabullenmiş ve demokratik özerkliğin alt yapısını hazırlamıştır. Öcalan her adımı bilerek atmaktadır. BDP’li belediyelerin ” Demokratik özerklik” konusundaki atağı ABD’nin ajan elçilerinin yer değiştirme operasyonuna denk gelmesi elbette bir rastlantı değildir. Bu atamalar, kişilerin isimleri ve çalışma alanları, uzmanlıkları ve geçmiş yıllarda yarattıkları kaoslar araştırılırsa, ABD’nin Türkiye’yi Kürt politikası üzerinden bölme politikasının ve planlarının açık bir kanıtıdır. ABD’nin tüm şer politikalarının altında imzası bulunan üst düzey CIA ajanı ve görevlisi olarak bilinen James Jeffrey, Bağdat’a atanmıştır. ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi ise Francis Ricciardone’dir. Ancak bu atama şimdilik askıya alınmış durumdadır. Ricciardone bir operasyon görevlisidir. Emniyetin içindeki Fethullahçılarla yakın ilişkide olduğu bilinen Francis Ricciardone daha önce 1995-1999 yılları arasında, Büyükelçilik’te “İkinci Kişi” olarak görev yapmıştır. Ricciardone bu görevinden önce de ” Çekiç Güç”ün politik danışmanlığı görevini üstlenmiştir.James Jeffrey ve Francis Riccardone….Bu iki Amerikalı’ya sıradan, klasik diplomatlar unvanını yakıştırmamız olası değildir. Her ikisi Ortadoğu bölgesini çok iyi bilmekte ve çok iyi Türkçe ve Arapça konuşmaktadır. Bu Türkçe ve Arapça merakı bu dillere duydukları özel sempatiyle (!) bağlantılı değildir. İkisi de Büyük Ortadoğu Projesini ezbere bilen, gereğini yapan en operasyonal iki isimdir.Francis Riccardone 1991’den sonra sonra ABD’nin Irak’ın kuzeyinde eğittiği aralarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtleri, peşmergelerle birlikte Guam’a gönderilmesi operasyonunu da yönetmiştir. Guam’da eğitim gören CIA Peşmergeleri ve Türkiyeli(!) Kürtler bugün KCK’nın üst düzey yöneticileri olarak görev yapmaktadır. Erdoğan-BushCIA Peşmergelerinim bir bölümü ise Irak’taki operasyonlara katılmaktadır. ” Büyük Abi” o çok ama çooook sevdiği Kürtlere ” Demokratik özerklik”lerini kazandırmak için (!) var gücü ile çalışmaktadır. Ama yapılması çok daha önemli bir operasyon daha vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, ABD’nin arsız iştahına karşı çıkması nedeniyle bu sağlam cephenin çökertilmesi, saygınlığını yitirmesi ve hatta ortadan kaldırılıp, paralı askerlerin gündeme gelmesi gerekmektedir. O dönemde Amerikan basınında Türk ordusuna yönelik aşağılayıcı ifadeler de yer almaya başlamıştır.O zaman derhal 5 Kasım 2007’de kararlaştırılan plan gündeme oturtulmalıdır. MİT ve Emniyet içindeki ABD uzantıları ve Fettulahçı Gladyo ile işbirliği yapılarak, adına Ergenekon denilen düzmece sahnedeki yerini almalı ve zehirli tohumlarını etrafa saçmalıdır. Hedef elbette Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekli veya muvazzaf yüksek rütbeli subaylarıdır. Milletin orduya olan güvenci, saygısı ve sevgisi yok edilmeli, TSK devlete karşı hareket eden bir suç ve terör örgütü olarak tanıtılmalıdır.Sonrasında söz dinleyen Cumhuriyet Savcıları mutlaka bulunacaktır. İşte tam bu zaman aralığında bizim şu meşhur operasyon ustası ” Büyük Abi”miz Francis Riccardone Türkiye’de görev yapmaktadır. Hani ” Tesadüfün böylesine can kurban” derler ama biz neyi, neye kurban ettiğimizi ve o büyük satırın kimin elinde olduğunun farkında değiliz.
_________________________________
“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (5)
“Büyük Abi”nin emirleri içeriden ve dışarıdan kapsamlı ve emir-komuta zinciri hiç kırılmadan hızla sürmektedir. Aslında ”Büyük Abi” nin en yüce emri (!) şudur. Yapılanlar ve yapılacak olanlar bu hedefe varmak adına döşenen kaldırım taşlarıdır: “İşbirlikçiler; Hedefiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu felsefesi, tam bağımsızlık anlayışı, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüdür.
İLERİ !…”
Şimdi bir devlet hayal edin. Yaklaşık 30 senedir bölücü terör ile uğraşmaktadır. Terör örgütünün amacı vatanı bölmek ve parçalamaktır. Onları bu yola iten güç ise emperyal patronlardır. Bu devlet terörle boğuşurken binlerce yiğidini vatana katmış, on binlerce sivil insan teröristler tarafından öldürülmüştür. Elbette devletin görevi terörü yok etmek ve teröristleri top yekun yok etmektir. Yapılan gizli anlaşmalar ve çıkarılan bölücü yasalar, iktidardaki hükümeti terör karşısında iradesiz ve güçsüz bırakmaktadır. Aczini ve iradesizliğini itiraf etme cesaretini gösteremeyen o ülkenin başbakanı, emperyal patronun ve yamaklarının güdümünde bulunan çok uluslu bir askeri gücü ” Terörü siz durdurun” çağrısı ile ülkesine davet eder.Size bu ülke neresidir ve bu başbakan kimdir şeklinde bir soru yöneltmeme hiç gerek yok biliyorum. Türkiye’deki sağır sultan bile Erdoğan’ın NATO’dan PKK konusunda destek istediğini duymuştur. Erdoğan’ın bu çağrısı, ABD’nin sömürgeci politikasına tercüman olmaktır. NATO’nun Irak’ın kuzeyine konuşlanması talebi daha önceleri ABD tarafından gündeme getirilmiş ancak TSK bu teklifin sakıncalarını ve bu isteğin altında yatan gerçek amacı bildiği içindir ki kabul etmemiştir. Eğer NATO Irak’ın kuzeyine yerleşirse, Türkiye’nin çözülmesi çok daha kolay olacaktır. Erdoğan’ın bu çağrısı emperyal patronun ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. NATO o bölgeye konuşlandığı takdirde, Türkiye’nin İran’la eş güdüm içinde yaptığı PKK- PEJAK operasyonları sonlanacaktır. Türkiye, Nato o bölgede egemen güç olunca, tek başına yaptığı bölücü terör örgütüne yönelik operasyonları da artık yapamayacaktır.Çünkü Irak’ın kuzeyinde artık ABD’nin kurşun askeri, NATO vardır. Bakmayın siz NATO’nun çok uluslu bir askeri güç olduğuna. Tıpkı Birleşmiş Milletler gibi NATO da ABD’nin güdümündedir. NATO’nun güdümündeki Irak’ın kuzeyinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti inisiyatifi tamamen kaybedecek, şimdiden daha fazla eli, kolu emperyalizmin yağlı urganı ile sıkı, sıkı bağlanacaktır. Bu yağlı urganın tıpkı milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e yapıldığı gibi, milletin boğazına geçirileceği ise yadsınamaz bir gerçektir.Irak’ın kuzeyindeki bir NATO, Türkiye’nin de el altından tanıdığı ABD’nin maaşlı memuru Barzani’nin kukla başkanlığını yaptığı Bölgesel Kürt Yönetimi’nin sınırlarının ülkemize doğru genişlemesinin ve Güneydoğu’da demokratik özerklik ilan edilmesinin temel taşı olacaktır.
ABD’nin İran operasyonu için NATO gerekli zaman ve zemini hazırlayacak ve Türkiye hiç istemediği bir savaşın içinde kendini bulacaktır.1. Paylaşım Savaşı’ndan önce devrin ” Büyük Abi”lerinden İngiltere, Filisitin’i Osmanlıdan koparmış ve İngiltere Sömürge Bakanlığı bu bölgeye “ ORTADOĞU” adını vermiştir. Paylaşım Savaşı devam ederken 1916 yılında iki ” Büyük Abi” İngiltere ve Fransa, bu zengin petrol bölgesini aralarında paylaşmak için gizli bir antlaşma imzalamışlardır. Bu gizli antlaşma kendisi saf dışı bırakıldığı için bir başka patronun, Çarlık Rusyası’nın çok gücüne gitmiş ve 1917 yılında kendi çıkarlarına ters düşen bu anlaşmayı açıklamıştır. Açığa çıktığı için anlaşma bozulmuş, Türk düşmanı Faysal’ı tahta oturtan iki İngiliz casusu, şaka değil, ellerine cetvel alarak Irak- Türkiye sınırını çizmişlerdir.Çöl Kraliçesi” Getrude Bell ve Arkeleog, Askeri Stratejist, Yazar Albay Thomas Edward Lawrence adlarındaki iki İngiliz casusu sınırı belirlemişlerdir. Oldukça engebeli ve korunması, denetlenmesi zor olan sınırın İngiltere tarafından, ileride problem olması için bu şekilde saptandığı da söylenmektedir. Türkiye- Irak sınırının nasıl saptandığını hatırladıktan sonra gene günümüze ” Büyük Abi”nin yaptığı sinsice planlara dönelim. 2006 yılında ABD,Türkiye’nin PKK bölücü örgütü için destek isteğine, sınırın sıfır noktasında ortak kontrol karakolları kurmayı önermiştir. Geçtiğimiz günlerde Türk- ABD ve Irak askeri yetkililerinin Silopi’de bir araya geldikleri ve sınırın sıfır noktasında “Ortak Kontrol Noktaları” konusunu yeniden gündeme getirdikleri kaydedilmektedir. Tam bu noktada Devlet Bakanı Hayati Yazıcıoğlu’nun ” Sınırı Irak’ın bir kaç kilometre ötesine taşımak” önerisinin seslendirilmesi son derce ilginçtir. Powel ile A. Gül’ün imzaladığı şu meşhur iki sayfa ve dokuz maddelik antlaşma, Amerika’nın izni olmadan Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine müdahalesini engellemektedir. Bu ortak kontrol noktaları ve çok uzak bir olasılık olmasına rağmen “sınırın taşınması” olayı, hiç bir konuda bağımsız politikası olmayan Türkiye’nin kendi yüreğine sapladığı hançer olacaktır. Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Erdoğan’ın “ Diyarbakır BOP’unmerkezi olacaktır.” dediği hatırlardadır. Bu nedenle NATO’yu Kandil’e davet etmek, Dıyarbakır’ı, “Kerkük’e karşı Diyarbakır” diyebilen Peşmerge Reisi Barzani’nin bölgesel hükümetinin merkezi yapmak ve demokratik özerklik talebiyle sınırları çizileceği öngörülen federasyonların iç sınırların oluşturarak, konfederasyonun yani Büyük Kürdistan Devleti’nin sınırlarının saptanmasının ön hazırlığıdır. Hiç bir bağımsız ülke, kendi iç sorunlarını çözmek için başka uluslardan yardım talebinde bulunmaz, bulunamaz. Bu doğrudan, doğruya kendi aczini kabullenip, dış güçlere işgal davetiyesi göndermektir. NATO’ya çıkarılan davetiye ise, Türkiye’nin emperyalizmin “BÖL-YUT” politikasına çıkardığı bir ikinci davetiyedir... GEL-BÖL ve YUT…
_________________________________
Kurt acılımı“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (6)
” Büyük Abi”nin ulus devletleri yıkmak için ama en önemlisi Türkiye’yi bölmek için 1919-1920 lerde ABD’li Başkan Wilson‘un başlattığı plan bir takım yeni yöntem ve araçlarla zenginleştirilerek tüm hızıyla devam etmektedir. Amaç ulus devletleri eyaletlere veya şehir devletlerine bölerek daha kolay yönetilir daha sonra “yutulur” hale getirmektir. “Büyük Abi” bu planın aksamadan işlemesi için her türlü olanağı ve aracı kullanmaktadır. Türkiye, İran, Suriye ve Irak’taki Kürtler ABD için amaçlarına ulaşmak için uyguladıkları planın sadece birer parçasıdır. Elbette şimdilik bir araya gelerek bir devlet kurma iddiasında olanlar, zamanı gelince “Büyük Abi”nin arsız iştihasına kurban gidecek, yenilip, yutulacaklardır. ABD’de bu stratejik oyunun kurucuları plan gereği çeşitli araçlar kullanarak yazdıkları raporlarla ortaya çıkmaktadır. Çalışma alanları çok geniş ve yıkım için kullandıkları araçlar (!) ise oldukça değişiktir. Her biri konusunda uzman olan CIA ajanlarının oluşturduğu bu müthiş ekip ulus devletlerin, özellikle Türkiye’nin başına bela olacaktır.Örneğin 1979 yılında CIA Başkanı emekli Amiral Stansfield Turner’in hazırlattığı rapor, ” Büyük Abi” nin, Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kullanmak için nasıl bir titizlikle çalıştıklarının göstergesidir. Amiral Turner’in hazırlattığı ” The Kurdish Problem in Perpective” başlıklı rapor ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nde dağıtılmış ve üst rütbeli subaylar ve uzmanlar tarafından incelenmiştir.Rapor bölgedeki Kürtleri en ince noktasına kadar derinlemesine incelemiş, Ecevit Hükümeti politikalarını ve en önemlisi Türk ordusunun hareketlerini çok yakından takip ederek irdelemiştir. Ayrıca raporda, Türk hükümetinin bölgeyi kalkındırma hamlelerinin önündeki en büyük engelin de feodal toprak ağaları ve Kürt liderin olduğu ifade edilmektedir. Graham Fuller… CIA’nın bin bir kollu ahtapotu.. Graham Fuller dinin emperyalizm için en güçlü silah olduğunu çok iyi bilmektedir. Çünkü bu CIA ajanı bu konuda uzun süre eğitim görmüştür. Kürt- İslam uzmanlığına soyunan Fuller, Türk-Kürt- İslam sentezini tek bir potada eriterek, ayrışmaları tek,tek süzgeçten geçirerek, Türkiye’nin jeopolitik yapısını araştırmıştır. CIA’dan emekli olduktan sonra Rand Corparation adlı kurumda uzman olarak çalışmaya başlayan Fuller, Prof. Sabri Sayar ile birlikte Pentagon için 80 sayfalık bir rapor hazırlamıştır: “Türkiye’de İslam Kökten Dinciliğinin Geleceği” Bu raporda ” Türkiye’nin Kürt etnik azınlığı, İslamcı hareketin geleceğinde aşırı soldan ya da aşırı sağdan daha önemli etken olabilir. Kürtlerin büyük bir çoğunluğu muhafazakar sünnidir. Ne var ki Türkler Hanefi hukuku öğretisini izler, Kürtler ise şafi tarikatındandır.” denmektedir. İşbirlikçi Sabri Sayar ile birlikte G. Fuller’in yazdığı bu rapor tarikatların, cemaatların, Kürtçülerin, AKP’nin bölgede izleyeceği siyaseti belirleyen yol haritası olmuştur. Hatta PKK Marksist- Leninist bir sol örgüt olma hüviyetinden sıyrılıp, cemaat ve tarikatlarla kol kola girmiştir. Din, Kürtçülük için etnik milliyetçilik kadar emperyalizmin kullandığı iki tarafı da son derece keskin olan bir kılınçtır. O bölgede var olan radikal dinci örgütlerin faili meçhul cinayetlerde etkin bir rol oynadığı, dini kullanarak PKK ile birlikte kanlı terör eylemlerinde rol aldığı da bilinmektedir. “Büyük Abi”nin elinin dokunduğu her taşı kaldırdıkça, yaklaşık 30 senedir Türk insanının kanının akmasına ve ülkenin ekonomim bakımdan çökmesine neden olan terörün ana nedeni görülmekte ve ta 1919 Paris Barış Konferansı’nda sahneye konulan Wilson’un bölücü planının baş aktörü ile yüz yüze gelinmektedir.
Emperyalist ve tüm ulus devletlerin ortak düşmanı Amerika… Ülkemizde ise CFR’nin Memarandumu’nu tüzükleştiren iktidar “Büyük Abi” ile bir başka deyişle ” Büyük ayı” ile aynı yatağa girmiştir. Büyük ayı canı istediği zaman, yatakta şöyle bir dönüverecek ve onu ezecektir.
_________________________________
davutoglu-barzani“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (7)
“Büyük Abi” kendi çıkarları için Kürtleri kullanmaya devam etmektedir. Türkiye’de PKK, İran’da PEJAK, Suriye’deki PDK, bizim her taşın altından çıkan “Büyük Abi”nin gayr-ı meşru çocuklarıdır.“ Bu gayr-ı meşru çocukların görevi, görevlendirildikleri ülkelerde kan dökerek, sabotajlar yaparak, askere, sivile saldırarak kaos yaratmaktır. Amaç halkı birbirine düşürerek, dökülen kardeş kanı üzerinde emperyal şatolar kurarak, kukla şehir devletleri kurmaktır. CIA; İran ve Irak’ta özellikle müslümanların ibadet ettiği camileri seçmiş, mezhep ayrılıklarını öne çıkararak kullanmış, binlerce sivil insanın canına kıymıştır. ” Büyük Abi” Irak’taki görevini hemen, hemen tamamlamış, Irak’ı ikiye bölmüştür. Artık Irak’ın kuzeyinde “Bölgesel Kürt Devleti “ kurulmuştur.Hatta Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından bu çakma ve kukla devletin ABD tarafından atanmış maaşlı memuru Peşmerge reisi Barzani “ BAŞKAN” sıfatıyla ülkemize davet edilmiştir. Üstelik bu adam Mısır’da OTV’de arsızca Türkiye’den toprak istediğini de açıklamıştır. Ama bizim siyasetçilerimiz ” Komşularla Sıfır Sorun” veya asıl adıyla ” Ver- Kurtul” amacıyla hareket ettikleri içindir ki “KAK” Barzani’nin bu sözlerini duymamazlıktan gelmişler, çuval olayında olduğu gibi bir “müzik notası” bile göndermemişlerdir Bölgesel Kürdistan Devlet Başkanı’na (!)..Aslında Barzanilerin bu aymazca isteklerini dile getirmeleri bir ilk değildir. 1966 yılında baba Molla Mustafa Barzani de Türkiye’den toprak talebinde bulunmuştur. Baba Barzani’nin geçmişine kısaca bir göz atalım. Mesud’un sokaklarda tezek topladığı yıllarda Molla Mustafa Barzani ile genç Celal Talabani Irak’ı parçalamak adına birlikte hareket etmiştir. ABD’in maaşlı memuru sözde Irak Devlet Başkanı Celal Talabani 1950 yılından bu yana Irak’ın bütünlüğüne göz dikmiş ve Molla Mustafa Barzani ile birlikte bir takım dış güçlerin emrine girmiştir.. Bu iki bölücü 1950 yılında ve daha öncesinde Irak’ı bölmek için İngilizler, Mossad ve Rus İstihbarat Örgütü K.G.B. ile birlikte çalışmışdır.Devlete isyan eden ve Irak’ın bütünlüğüne göz diken Molla Barzani ve 110 Peşmerge Irak Devleti tarafından idama mahkum edilmiştir. Can korkusunu ensesinde hisseden baba Barzani derhal Rusya’ya kaçmış ve Sovyet Rusya’da Irak ayrılıkçı faaliyetlerine ” Ortadoğu Masası”ında etkin görevler alarak devam etmiştir. Hayatında hiç askerlik yapmamış olan Molla Mustafa Barzani, özverili çalışmalarından (!) ötürü 1957 yılında Sovyet Rusya tarafından ” generallik” rütbesi ile ödüllendirilmiştir.Rusya’ya sırtını dönen Mesut Barzani daha çok CIA ve MOSSAD ile birlikte çalışmayı tercih etmiştir. Barzani başta Irak olmak üzere, İsrail’in Türkiye, İran ve Suriye’yi bölme politikalarına son derece güvendiği içindir ki 2 Şubat 1972 de İsrail Başbakanı Moşe Dayan’a bir mektup yazarak ABD’nin bu konuda desteğinin sağlanmasını istemiştir. CIA 1972’den itibaren Barzani ile görüşmeye başlamıştır.1973 yılında İsrail’de yapılan ve MOSSAD Başkanı’nın da hazır bulunduğu bir toplantıda Barzani “SSCB ile iletişim kurmak istemesinin nedeninin, Rusların bölgeye müdahale etmek ihtimalini ABD’ye göstermek olduğunu” söylemiştir.Moşe Dayan’ın Barzani’ye verdiği cevap son derece ilginç ve dikkate değerdir.” İsrail sizin bu mücadelenize destek konusunda ABD ve SSCB’nin çok önündedir. İnanıyoruz ki bağımsızlık mücadelesi veren bütün küçük halklar er geç, hedeflerine ulaşacaktır.”  Scot Ritter’in ” Target İran” ( Hedef İran) adlı kitabında, İsrail ile Kuzey Irak Kürtleri arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmektedir. Kitaptan elde edilen bilgilere göre 1958’de İsrail ajanları, İran’daki üsleri kullanarak Kuzey Irak’taki Kürtleri silahlandırmaya ve eğitmeye başlamıştır. Molla Mustafa Barzani 1967 ve 1973 de İsrail’i ziyaret ederek, Kürt-İsrail dostluğunu güçlendirmiştir. 1972’den sonra CIA da bu işbirliğine katılmıştır. CIA ajanları, Kuzey Irak’ta İran üzerinden gelen Amerikan malı silahların dağıtımını yapmış ve askeri malzemelerin koordinesini üstlenmişlerdir.
Günümüzde ise CIA ve MOSSAD’ın görevi PKK’yı güçlendirmek ve silahlandırmaktır.
İsrail politikasının doruk noktasının, “Vaat Edilmiş Topraklar” olduğunun farkında olamayan Barzani ve hempaları bir taraftan siyonizme hizmet etmekte, diğer taraftan ise ” Büyük Abi”ye güvenerek, sahiden bir devletmiş ve devlet başkanıymış gibi davranmaya devam etmektedirler. Hatta Irak bayrağını yok sayıp 22 Ocak 1946 da Sovyetler tarafından kurulan, ancak daha sonra yıkılan İran’ın kuzeyindeki Özerk Kürt Cumhuriyeti’nin bayrağını kullanmaktadır. ABD maşa olarak kullandığı Barzani’yi açıkça desteklemektedir. ”Türkiye, Kuzey Irak’a ve Kerkük’e müdahalede bulunursa, korkarım ki karşısında Amerikan askerini bulur.” Bu sözler hatta bu tehdit sıradan bir kişiye ait değildir. Eski ABD Genel Kurmay Başkanı MAYERS, bu tehdidi gözümüzün içine baka,baka söylemekten çekinmemiştir. Zamanın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Dışişleri Bakanı, şimdilerin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ise bu tehdide verdiği tepki ise evlere şenliktir. Sn. Dışişleri Bakanı’mız Mayers’i zamanın ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ye şikayet etmekle yetinmiştir. Merak edilen ise Rice’nin bu şikayet üzerine Mayers’in kulağını çekip, çekmediğidir (!)…” İkinci hedefimiz Türkiye’dir. Ancak bunun için henüz erken.” Bu sözler 28 Ağustos 1966 da Molla Mustafa Barzani tarafından İsviçre televizyonunda ” Kürtlük ve Kürdistan’a Dair” konulu programda söylenmiştir. Barzanilerin başta Türkiye olmak üzere dört ülkeden toprak istemeleri, 1919- 1920 de Wilson’la başlayan ” Büyük Abi”nin kışkırtmasının sonucudur. Ancak İsrail politikası ABD üzerinde ne kadar etkilidir sorusunu sorduğumuz zaman, eski İsrail Başbakanı Ariel ŞARON’un şu sözleri karşımıza çıkmaktadır: ” ABD’yi biz Yahudiler idare ediyoruz. Amerikalılar da bunu çok iyi biliyorlar.” derken, bu bölücü senaryonun kendileri tarafından yazıldığını, ancak ABD tarafından sahneye konulduğunu ima ederek birilerine göz dağı mı vermek istiyorlar diye düşünmemiz gerekmektedir.
_________________________________
“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (8)
” Büyük Abi”lerin veya ” Büyük Abi” olmayı planlayanların, Türkiye’yi hedef olarak işaret ettiklerini, ama gerçek amaçları ülkeyi parçalamak ve yutmak adına Kürtleri piyon olarak kullandıklarını da görmekteyiz. Zaman, zaman İsrail-İngiltere ve abilerin en büyüğü ABD birlikte hareket ederek, Türk milletinin kanı canı pahasına çizdikleri Misak-ı Milli sınırları içerisinde, yazdıkları senaryoyu uygulamaktan çekinmemektedirler. Bu oyun – tekrarlamakta fayda var- 1919-1920 yıllarında ABD’li Başkan Wilson’un ortaya attığı haritalarla ve 14 maddeden oluşan prensipleri ile başlamıştır. Bu prensipler sonradan ” İKİZ SÖZLEŞMELER” adı altında tüm ulus devletlerin başına bela olacaktır. Bildiğiniz gibi Türkiye bu sözleşmeleri AKP iktidarının üstün gayretleri ve özverili çalışmaları sayesinde (!) 4 Haziran 2003 tarihinde yasalaştırmıştır. ” Büyük Abi” ABD, başta olmak üzere emperyalist güçlerin Ortadoğu üzerindeki emellerinin göstergesi olan ve Türkiye’yi parçalanmış gösteren haritalar 1920 yılından bu yana tüm dünyaya servis edilmektedir. Bu haritalar, Barzanilerin dört devletten toprak isteme hayallerine daha doğrusu aymazca isteklerine temel teşkil etmektedir. Tarih 29 Eylül 1966. Yeni İstanbul Gazetesi…Gazetede yer alan haberi olduğu gibi aktarıyorum.
”İKİNCİ CEPHEMİZ TÜRKİYE “”Son zamanlarda Avrupa basını sistemli bir şekilde Kürtlük ve ” Kürdistan” lehine büyük bir propagandaya girişmiştir. 28 Ağustos 1966 günü İsviçre Televizyonu, siyasi konuşma saatinde Kürtlük ve “Kürdistan”a dair on beş dakikalık bir program yapmıştır. Bu programda Kürtlerin Irak ile yaptığı mücadeleye dair resimler ve konuşmalar yer almıştır. Bu arada kanalın yorumcusu Kürtleri, İngilizlerin desteklediğini söyleyerek Kürt elebaşısı Molla Mustafa Barzani’nin bir konuşmasını ve ” Kürdistan topraklarını” gösteren bir harita yayımlamıştır.”Haberin devamında ise Molla Mustafa Barzani’nin şu sözlerine yer verilmektedir. ” İstiklal davamızı bir gün mutlaka kazanacağız. ” Kürdistan” haritasını dünya milletlerine kabul ettireceğiz. Irak’tan sonra ikinci mücadele cephemiz TÜRKİYE olacaktır. Fakat bu mücadele için zaman çok erkendir.” ” FAKAT BU MÜCADELE İÇİN ZAMAN ÇOK ERKENDİR.” Molla Mustafa Barzani tam 44 yıl önce ikinci cephelerinin Türkiye olduğunu ama mücadele için zamanın erken olduğunu da söylemektedir. Neden erken ?… Halbuki zamanın henüz erken olduğunu işaret eden baba Barzani’nin İsviçre Televizyonu’nda gösterdiği haritada “Kürdistan” sınırları içinde Adana, Maraş, Diyarbakır, Siirt, Van ve Bitlis yer almaktadır. Niyet bu kadar açıkken beklemek neden?Osmanlı topraklarının parçalanmasını öngören Wilson, çizdiği haritada Anadolu’nun Kuzeydoğu’sunu Ermenilere, Güneydoğu Bölgesi’ni ise Kürtlere bırakmıştır. Aslında ABD’nin politikasında aradan geçen bunca yıla rağmen değişen hiç bir şey yoktur. George W. Bush’un ABD Başkanı olduğu dönemde ise Pentagon’un , Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesini Kürt Devleti olarak gösterdiği harita, 2006 yılında ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yer almıştır. Bunun yanı sıra George W. Bush’un o zaman siyasi danışmanı olan C. Rice ” Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde 22 devletin sınırları değişecektir. Sınırları değişecek ülkeler arasında Türkiye de vardır.” demiştir. Sn. Erdoğan ise tam OTUZ İKİ kez, ulus devletlerin düşmanı olan BOP’un Eşbaşkanı olduğunu söylemiş, kendi ülkesinin de sınırlarını değiştirecek olan bu projenin Eşbaşkanı olduğunu iftihar vesilesi olarak Türk milletine ilan etmekte bir sakınca görmemiştir. ” Pentagon’da bir istihbaratçı ile randevum vardı. Odada istihbaratçı önüne bir harita açmıştı. Haritada Kuzey Irak ve Türkiye görülüyordu. Irak savaşının başlamasından yirmi yıl önceydi. Onu dinleyenler Barzani’nin Washington Temsilcisi Behram Salih ve PKK’nın Washington temsilcisiydi. Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada böyle çizildi.”
Yukarıdaki bölüm Sn. Serdar Turgut’un bir yazısından aynen alınmıştır. Baba Barzani’nin Türkiye’yi ikinci cephe olarak göstermesine rağmen ” Henüz bunu açıklamak için henüz erken” demesinin ana nedeni kendiliğinden ortaya çıkmıştır. ” Büyük Abi” henüz Türkiye için planlarını tamamlayamamış ve bölücülüğün kaldırım taşlarının döşenmesi henüz bitmemiştir. O günlerde CFR’nin memorandumunu tüzük olarak kabul eden ve yerel yönetimlere özerklik vaat eden bir parti iktidarda değildir. Ayrıca BOP Eşbakanı’nın Türkiye ataması yapılmamıştır. AB’nin tüm dayatmalarına rağmen “ İkiz Sözleşmeler” raflarda tozlanmaya terk edilmiş ve yasalaşmamıştır. ”Büyük Abi”nin planları ve baba oğul Barzanilerin hayalleri bugün bir, bir gerçekleşmek üzeredir. AKP bu konuda gerekli adımları atmış, ERBİL’de bir konsolosluk açmıştır. “ Henüz erken” diyen baba Barzani’in oğlu Mesut, ” Kürdistan Bölgesi Başkanı” sıfatıyla Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından Türkiye’ye davet edilmiş ve ” Devlet Başkanı” sıfatı ile ağırlanmıştır. Irak’ın kuzeyini “kalkındırmayı” görev edinen Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, o bölgeyi kalkındırken TÜRK iş gücü ve emeği ile ABD’nin bölücü projesine hizmet etmektedir. Bu ” Büyük Abi”nin rüyasıdır. Şimdi sırada 2011 Savaş Raporu’nda bir iç savaş çıkması öngörülen Türkiye vardır. Cemil Bayık’ın ” Selhidanları” ayaklanacak, şehir ve kasabaları yakıp, yıkacak, kan dökecek, resmi binalara saldıracaktır. İnegöl, Hatay- Dörtyol ve Erzurum’da olaylar çıkacak, kardeş kanı emperyal patronun silahları ile dökülecektir. Ama ” Ülkenin ve milletin istiklali tehlikededir. Ülkenin ve milletin istiklalini gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Türkiye ic savasi 2011_________________________________
“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (9)
“Gizli rapor” a göre, 2011 yılında Türkiye’de bir iç savaş çıkacak!…
Yazımıza Öcalan’ın 31 Mayıs’ta söylediği sözleri hatırlayarak başlayalım: “Ben artık yokum. KCK ” Demokratik Özerklik” kararı alabilir. Şehir ve kasabalarda ufak çaplı çatışmalar çıkabilir.” Bu sözler Öcalan’ın gerçekten süreçten çekilme kararı mı , yoksa KCK-PKK’ya verilen emirlerin açıklanması mıdır? Gelişen olayları incelediğimiz zaman, bölücübaşının hempalarına 31 Mayıs’ta bir emirname gönderdiğini kolayca görmekteyiz. İlk önce daha çok BDP’li belediyelerin iktidarda olduğu kentlerde bizim şu meşhur taş atan masum (!) çocuklarımız ve ağabeyleri, amcaları devlete ait binaları yakıp, yıkmaya, karakollara saldırmaya, hatta şehir içinde mayın patlatmaya, devlete ait ne varsa tahrip etmeye koyulmuşlardır. Daha sonra bu kaos daha çok Mersin, Adana gibi ayrılıkçı Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde kendini göstermiştir. Polis, asker demeden PKK’nın vatana kattığı yiğitler… İnegöl’de çıkan olaylar.. İçişleri Bakanı Sn. Beşir Atalay’ın saptamalarına göre üç-beş amigonun kışkırtması ile provoke edilmiş bir olaydır.
Gerçekten öyle mi ?..
Olayın bir alacak verecek davası ile başladığı doğrudur. Ancak Beşir Atalay’ın söylediği gibi basit ve provoke edilmiş bir olay olması da mümkün değildir. Son olaylar “bardağı taşıran son damla” olarak nitelendirilmiştir. İnegöl’deki olaylar ufak çapta etnik bir çatışmanın ayak sesleridir. Dörtyol’da ise aslında durum daha vahimdir. Dört polisin şehit edilmesi üzerine halk,” bıçak kemiğe dayandı” mantığı ile hareket etmiştir. Yaşanan olayların hiç biri ama hiç biri doğru ve alkışlanacak olaylar değildir. Bu arada İçişleri Bakanı’nın “Referandum öncesi böyle olayları bekliyoruz” ifadesi ise PKK ve KCK’nın organize ettiği olaylar karşısında acziyetin ifadesidir. Bugünlere nasıl gelinmiştir?..Şeyh Sait’in canı sıkıldı da ” Ben şöyle Devlet’e efeleneyim” mi demiştir?.. Yoksa Öcalan bir gün aynanın karşısında saçlarını tararken, birdenbire PKK terör örgütünü kurup Türk’ün ve kendi insanının kanını dökmeye mi karar vermiştir?.. Elbette değil… Çok seneler önce ta 1920’lerde önce taşıyıcı anne olarak seçilen Kürtlerin karnına emperyalizmin döllediği bir cenin yerleştirmiştir. Bu kötü tohumdan meydana gelen çocuk, emperyalizmin batağında beslenmiş ve zamanı gelince kavga, savaş ortamı yaratıp ve etnik milliyetçiliği körükleyip, çatışmalar çıkarıp, Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemek için ortalığa salıverilmiştir. Niyeti bellidir. Emperyalizmin rotasında ve izniyle hareket eder.
2011 YILINDA TÜRKİYE’DE BİR İÇ SAVAŞ ÇIKACAK!..
2011 yılında Türkiye’de bir iç savaş çıkacaktır !… Bu benim saptamam veya kehanetim değildir. Sefa Yürükel’in 2003 yılı Şubat ayının sonlarında Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitü’nde Prof. Dr. Toje Brojge’nin masasında tesadüfen gördüğü, 35 sayfalık gizli raporun saptamasıdır. Bu enstitü Norveç Devleti’nin resmi kurumudur ve raporun başlığı ” 2011 Türkiye İç Savaşı”dır. Sefa Yürükel kimdir? Aynı zamanda Danimarka Vatandaşı olan Sefa M. Yürükel Antropog, Etnograf, Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı, Lahey Türklere Yapılan Soykırımları Araştırmalar Vakfı Bşk.nı… Terörizm uzmanı Sefa Yürükel bir süre Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitüsü’nde çalışmıştır. Bu Enstitü aslında ABD’deki CFR ile aynı konumdadır. Aralarındaki tek fark birinin resmi diğerinin ise sivil (!) bir düşünce kuruluşu olmasıdır. Her iki kuruluşun da hedefi ulus devletlerdir ve yıkım kararı alınan devletler arasında Türkiye birinci sıradadır. Yürükel bir zamanlar terör uzmanı olarak çalıştığı enstitüye yaptığı rutin ziyaretlerin birinde Prof. Toje Bjorge’nin masasında adı geçen raporu görmüştür. Bjorge bu raporun Yürükel tarafından okunmasına hatta bazı notların alınmasına ses çıkarmamış, ancak adı geçen belgenin kopyalanmasına izin vermemiştir. Yürükel’in saptamalarına göre, rapor bir akademisyen istihbaratçı tarafından Amerikan İngilizcesi ile yazılmıştır. Bir ekip çalışması olabileceği olasılığının ağır bastığı raporun, tek elden yazıldığı açıktır.
NEDEN 2011 YILI PLANLANIYOR ?..
*AB’nin dayattığı kurallar ve bu kurallar çerçevesinde çıkarılacak bölücü yasalar…
( İkiz Yasalar, Vakıflar Yasası, Bölge Kalkınma Ajansları gibi)
*Önceden planladığı belli olan ABD’nin Irak işgali…
( Bölge halkının kanını döken, Irak’ı bölen , Barzani’nin başkanlığına atandığı Bölgesel Kürt Yönetimi’ni hayata geçiren, Şii, Sünni, Kürt, Arap ve Türkmen’i birbirine kırdıran, PKK’ya Silah ve lojistik destek sağlayan ABD Irak’ı hak, demokrasi ve insan özgürlüğünü sağlamak amacıyla(!) işgal etmiştir. )
* Bölgede yaratılacak değişiklikler…
( İlk değişiklik Irak’ın bölünmesi ile gerçekleşmiştir.)
* Büyük Ortadoğu Projesi ile değişmesi öngörülen, bölgedeki 22 İslam ülkesinin sınırları…
( C. Rice’nin vurguladığı gibi sınırları değişecek ülkeler arasında Türkiye’de vardır. Başbakan Erdoğan kendi ülkesinin sınırlarını değiştirecek, bölecek, küçültecek projenin Eşbaşkanı olduğunu tam otuz iki kere halka ilan etmekte ve en önemlisi bu bölücü projenin figüranı olmayı kabullenmekte bir sakınca görmemiştir.) İç çatışma ve gerginliğin yoğunlaşacağı planlanan 2011 yılı Türkiye için bir dönüm noktası olacak ve yazılan senaryo gereği bir iç savaş çıkacaktır. Bu plan gereği binlerce sivil insanın, askerin, güvenlik görevlisinin katili PKK ile Irak’ın kuzeyindeki peşmergelerin işbirliği yapmasına göz yumulacak, PKK’nın yönettiği uyuşturucu trafiği ve Avrupa’da açtığı bürolar müsamaha ile karşılanacaktır. 80’li yıllardan bu yana ülkemizde yaşanan terör olaylarının haritası irdelenirse, bu raporda yazılan her şeyin gerçekleştiğini ve Türkiye’nin eğer Türk milleti sağduyulu ve soğukkanlı davranmazsa, bir iç savaşa zorlandığını saptarız. Yazılan raporda gerçekleşen tüm olayları, senaristin büyük bir maharetle kaleme aldığı içerden ve dışarıdan destek gören bölücü senaryonun gereği bir iç savaşın çıktığını varsayalım. İşte o zaman şu önemli soruyu sormamız gerekmektedir?… Çıkacağı var sayılan bu iç savaşın amacı nedir ?… Türkiye AB için her şeye rağmen halen çok büyük ve güçlü bir ülkedir. Bu nedenle özellikle ” hassas ” olarak işaretlenen bölgelerde etnik milliyetçilik mutlaka öne çıkarılmalı, çatışma ortamı yaratılmalıdır. Türkiye’de herkes kendi etnik kökenine göre siyasi geleceğini tayin edebilmeli, etnik kökenler arasındaki farklılıklar sık, sık vurgulanarak ayrılıkçılığın bölücü etkisi tazelenmelidir. Bu konuda AKP’yi ve Sn. Erdoğan’ı hatırlamamak mümkün değildir.
“İkiz Yasalar” diye adlandırılan yapışık ikiz misali sözleşmelerin ilk maddeleri ” Halklara kendi siyasi statülerini tayin hakkı”nı tanıyan maddeler, – bu maddelerin altına AKP, ŞERH koymamış, ayrıca beyan ifade etmiştir.- Norveç’te Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Prof.Toje Bjorge’nin masasında Sefa Yürükel’in tesadüfen gördüğü ve kamu oyuna yılının Eylül ayında Tempo Dergisi’ne açıkladığı “Gizli Savaş Raporu” ile aynen uyuşmaktadır.
Bunun yanı sıra Erdoğan’ın sık,sık hatta fazlasıyla üzerine basa, basa “Benim Laz’ım, benim Çerkez’im benim Kürt’üm….” şeklinde dile getirdiği ifadesi ise ” Etnik milliyetçilik kışkırtılmalı” diyen, ” Büyük Abi”nin şeflik yaptığı emperyal patronlara koltuk değneği vazifesini görmektedir. Raporda ayrıca ordu ve emniyet kuvvetleri içeresindeki Kürtler de bu ayrılıkçı yolu seçmelidir denmektedir. Ordu ve polis… Bir devletin, ülkenin savunma mekanizması, etnik tohumlar saçılarak çökertilmek istenmektedir. Aynı oyun Yugoslavya’da oynanmış, aynı üniformayı giyen, aynı kaptan yemek yiyen, aynı Amerikan malı silahı kullanan askerler ve polisler, birbirlerini öldürmek için tetiği çekmekte tereddüt etmemişlerdir. Çünkü onlar, artık birbirine düşman edilmiş ayrı etnik kökene aidiyetlerini benimsemişler ve ulus devletin tüm kurallarını çiğnemişlerdir. Türkiye’de iç çatışma senaryoları ile yapılmak istenen, Yugoslavya’da uygulanan senaryonun bir kopyasıdır.Türkiye’nin zayıflaması için, bir Kürt Devleti mutlaka kurulmalıdır. Tüm çabanın, dökülen bütün kanların amacı budur. Zayıflatılmış ve küçülmüş, kendi derdine düşmüş bir Türkiye… Kürt Devleti mi? Orası kolay canım, ” Büyük Abi” için bu uydu devlet kolayca yutulacak bir lokmadır. Buraya kadar Rapor’un giriş bölümünde yazılan senaryo, senelerdir bizim ülkemizde uygulananlarla aynıdır. Demek ki, bu senaryonun senaristi, prodüktörü, aktörü ve rejisörü tek bir güçtür. ” Büyük Abi”….  Raporun ilerleyen bölümlerinde karşılaşacağımız Türkiye için öngörülen plan, ülkemizin üniter yapısı için çok büyük bir tehlikedir.CIA İstasyon Şefi Paul Henze “…… temel bir düzenlemenin yapılması için 20. yüzyılın sonunda Türkiye’nin sürüklendiği buhranın daha da kötüleşmesi gerekecektir.” demiştir. ” Buhranın daha da kötüleşmesi..” Buhranın anahtarı 12 Eylül’de sandıktan çıkacak oyların eline verilmiştir.  Türk milleti “HAYIR” oyları ile bu kapıyı tamamen kilitleyememiş, verdiği “EVET” oyları ile “Büyük Abi”ye teslim olarak buhranın oluşturacağı anaforun içinde yok olmayı, parçalanmayı, bölünmeyi gündeme taşımıştır. Yargı artık iktidarın emrine verilmiş, Cumhuriyet hukuku “üsttekilerin hukuku” olarak şekillenmiş, egemenliğinin yanı sıra hukukunu da “Büyük Abi”ye ve onun yamağı teslim etmiştir.
__________________________________
“BÜYÜK ABİ” EMRETTİ (10)
ERGENEKON’DA DÜĞMEYE BUSH-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİNDE BASILDI!
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İDDİANAMEYE NASIL DAHİL EDİLDİ?

” ….. temel bir düzenlemenin yapılabilmesi için 20. yüzyılın sonunda Türkiye’nin sürüklendiği bunalımın daha da kötüleşmesi gerekecektir.” CIA İstasyonu Şefi Paul Henze’nin bu sözleri ve benzerleri Mustafa Yıldırım üstadın kitabında yer almaktadır. Henze Türkiye’de var olan bunalımın daha da kötüleşmesini gereği ile Rapor’da belirtilen “2011 de Türkiye’de iç savaş çıkacaktır.” öngörüsü ile aynı çizgide buluşmaktadır. Sefa Yürükel’in Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitüsü’nde Prof. Toje Bjorge’nin masasında bir rastlantı sonucu ulaştığı “2011 Türkiye İç Savaşı” başlıklı rapor beş bölümden oluşmakta ve son derece kapsamlı bir çalışmanın sonunda yazıldığı da anlaşılmaktadır. Rapor’un bizlere ulaşan bölümleri incelendiği taktirde korkunç bir istihbarat ağının iyi süzülmüş bilgileri servis ettiği, teorik yaklaşımlarla senaryonun yazıldığı görülmektedir.
Rapor’un 1. Bölümü’nde Türkiye’nin jeopolitik ve siyasi coğrafyası incelenmektedir.
”Akdeniz’e bir at başı gibi uzanan” ülkemizin jeopolitik ve siyasi coğrafyası incelenerek, taşların yerinden nasıl oynatılacağı planlanmıştır. Jeopolitik, bir devletin ülkesi ve milli tarihi, vatandaşın milli bilinci, devletin milli gücü ve dünya devletlerinin politik şartlarını ve ilişkilerini dikkate alarak milli politikanın tespit ve yöneltilme esaslarını gösteren, devletin dış politikalarının tayininde coğrafi unsurlardan faydalanmayı amaçlayan bilim dalıdır. Türkiye’nin coğrafi konumu ise son derece önemlidir.İki kıtayı birbirine bağlayan Türkiye; Asya, Avrupa, Balkan, Kafkasya, Ortadoğu diye adlandırılan bölge, Karadeniz ve Akdeniz ülkesidir.Ve en önemlisi “Demir Perde Ülkeleri” diye adlandırılan blokun çökertilmesi, SSCB ve Yugoslavya’nın dağılması sonucu yapısal bir değişikliğe uğrayan Balkanlarla da komşudur.Etnik çatışmalara hatta ” Büyük Abi” nin ateşin altına çok fazla odun attığı karışıklıklara sahne olan zengin doğal kaynaklara ve enerji depolarına sahip, Kafkasya ve Ortadoğu’nun merkezindedir.Hazar ve Orta Asya doğal kaynaklarını Batı’ya ulaştıran doğal bir köprüdür. Bunun yanı sıra dünyadaki enerji kaynaklarının % 70’inin ülkemizin etrafında olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle petrolün tükenmekte olduğu dünyamızda geleceğin enerji deposu olarak tarif edilen Bor madeninin % 75’ninin ülkemizde olması tüm dikkatleri vatan toprakları üzerinde toplamaktadır. Nitelik ve nicelik olarak Avrupa ve bölgesinde modern silahlara sahip en güçlü ordu TSK’dir. Avrupa’da ve bölgesinde en güçlü ordu TSK’dır. Jeopolitik çalışmalar yapanlar da TSK’nin bölgede en güçlü ordu olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Bu güçlü ordu Cumhuriyet’in, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin savunucusudur. Ayrıca Türk milleti, TSK’ne görünmez manevi bir bağla bağlıdır.TSK gücünü ve milletle olan görünmez bağı kuruduğu müddetçe yapılan tüm çalışmalar nafiledir, Cumhuriyet’in yıkılması ülkenin bölünmesi son derece zordur.
Yapılması gereken nedir?…T
SK’nın gücünü ve milletin gözünde saygınlığını yitirecek bir operasyona imza attırmak…
Tarih 5 Kasım 2007…Washington… Beyaz Saray’ın Oval Ofis’inde
Bush ve Erdoğan arasında son derece özel bir görüşme yapılmıştır. Bu görüşme öylesine özeldir ki, Oval Ofis’e yeminli özel tercüman ve tutanakları yazacak Dışişleri personeli alınmamıştır. Aslında bunların yapılması gerekmektedir ama yapılmamıştır. Tercümanlığı Egemen Bağış yapmıştır. Neler konuşulduğu, hangi kararların alındığı bilmecedir. Yalnız bu görüşmenin ardından 35 kişilik CIA- Pentagon heyeti Türkiye’ye gelmiş, bir takım operasyonların ön hazırlıklarını yapmıştır. İçişleri Bakanı “Böyle bir heyetin ülkemize geldiği bilgisi yok.” demişse de, heyetin varlığı, TSK mensupları tarafından gömüldüğü iddia edilen silah ve mühimmatların çıkarıldığı bölgede daha önce yaptıkları keşif (!) ziyaretlerinin canlı tanıklarla ifşa edilmesinin sonucunda açığa çıkmıştır. Ama nedense bu tanıkların iddiaları ciddiye alınmamış ve Ümraniye İddianemesi’nde yer verilmemiştir. Bir tek kişi bu görüşmenin şifresini çözmüş, alınan kararı açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Gül’ün kankası Fehmi Koru ” Bush-Erdoğan görüşmesinde Ergenekon Operasyonu kararlaştırılmıştır.” iddiasını ortaya atmıştır ve bu iddia hiç bir zaman hiç bir şekilde yalanlanmamıştır. O halde doğrudur. “Büyük Abi”nin en büyüğünün açtığı yolda yürüyenler derslerine çok iyi çalışmış olmalılar ki, hedef Türk ordusu olarak tespit edilmiştir. Verilen yeni emir şöyledir.”İşbirlikçiler! Planımızın başarısı için ilk hedefiniz Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. İLERi !” Verilen emir, derhal işleve konulmuş “ Devlete Karşı Terör Örgütü Kurmak ve Darbe” suçlaması ile emekli generaller tutuklanarak Silivri Ceza Evi’ne gönderilmiştir. Yalnız bu tutuklamalar yapılırken bir şeye son derece özen gösterilmiştir. Emekli generaller, PKK’ya karşı savaşan askerler, mafya bağlantısı olduğu iddia edilen kişilerle aynı terazinin kefesinde tartılmıştır. Örneğin Antalya’da Öcalan’ı Türkiye’ye getiren emekli albayla, mafya ile ilişkisi olduğu iddia edilen ve bazı faili meçhul cinayetlerle suçlanan O.G, aynı terazinin kefesinde, aynı demir okka ile tartılmıştır. ” Terör Örgütü Kurmakla ve Terör Örgütü Üyesi Olmakla” suçlanan emekli albay ve O.G aynı cezaevinde “cezaya dönüştürülen tutukluluk” sürelerini geçirmektedirler. Emekli askerlerin ardından muvazzaf subaylar, ordu komutanları, kurmay albaylar, binbaşı ve yüzbaşılar, gencecik teğmenler aslı, astarı olmayan düzmece belgelerle suçlanarak tutuklanmıştır. Onlara öyle suçlar yakıştırılmıştır ki, bunu onuruna yediremeyen PKK’ya karşı savaşırken bel kemiğinden vurularak felç olan bir kahramanımız intihar etmiştir. Üstelik bu intihar ilk ve son intihar da değildir. Şalvar, Ay Işığı, Kafes , Balyoz, İrtica İle Mücadele Planı ve Balyoz gibi ” Bana bir masal anlat baba” mantığı ile yazılan iddianamelerle, yap-boz oyununa benzetilen özel savcıların hukuku bu insanları bir salıvermiş, bir tutuklamış, tekrar salıvermiş ve 102 sanık hakkında ” yakalama ve görüldüğü yerde tutuklama emri” çıkartmıştır. Ancak haklarında “yakalama” emri bulunan bir çok kişinin muvazzaf subay ve üst rütbeli subay olduğunu hatırlamak gerekir. YAŞ öncesi Ergenekon’un tazelenmesi “İnternet Andıcı” iddiası ile aralarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na terfisi beklenen Org. Hasan Iğsız’ın da bulunduğu 19 subayın ” ACİL” kodu ile ifadesi alınmak üzere Beşiktaş Adliyesi’ne çağrılmaları, sadece dikkat çekici olmakla kalmayıp, aynı zamanda maksatlıdır. İktidarın özel mahkemesinin özel savcıları gibi davranan bazı savcıların, bu zamanlama ile neyi amaçladıkları da açıkça görülmektedir. Jeopolitik ve siyasal coğrafya araştırmalarının hangi maksatla yapıldığı ve hedefin neden Türkiye açıktır. Belki bazılarının uykusunu getirecek kadar uzayan yazı dizisi, aşağıda okuyacağımız satırların ardından tüm milletin ve ” Ben Kemalistim” diyen herkesin uykusunu kaçıracak alçak bir suçlamayı işaret etmektedir.
İlk Ergenekon İddianamesi: Sayfa 40-41..
ATATÜRK’ÜN DAHİ ERGENEKON’UN TARİKATVARİ ve DİNİ YAPISI İÇERİSİNDE OLDUĞU, ANCAK HENÜZ AÇIKLAMA ZAMANI GELMEDİĞİNDEN AÇIKLANMAMASI GEREKTİĞİ
Atatürk’ü ” Terör Örgütü Kurmak ve Terör Örgütü Üyesi” olmakla suçlayan evrak ilk iddianamenin eki 2455 sayfadan oluşan 64 No.lu klasöre 304-326 sayfalar olarak konulmuştur. Üstelik ilk iddianamenin özetlenerek 2. İddianame’de yer alması nedeniyle, Atatürk’ü suçlayan ibareler, iddianamenin 31. sayfasında aynen tekrarlanmıştır.Yani özel mahkemenin özel savcılarına göre Atatürk, emperyalizme diz çöktürüp, Türk milleti ile birlikte kanla, irfanla ve devrimle Cumhuriyet’i kuran, tüm dünyanın saygısını kazanan müthiş Türk, ulu önderimiz, ilk Reis-i Cumhur’umuz bir terörist ve bu örgütün kurucusudur(!).Yazıya devam etmek zorundayım. 11. bölümde hem ” Büyük Abi”nin ortamı daha fazla nasıl karıştırdığına hem de Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan bu hakarete kimlerin karşılık vermek için çaba gösterdiğini, kimlerin ise suçlu muamelesi yapmak için zamanını bekleyen özel savcılar karşısında susmayı tercih ettiğini göreceğiz.Biz toprağın üzerinde derin uykulardayız.
Kalkıp uyandırın bizi!.
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri
Mezardan çıkmanın vaktidir..
Sanki Koca Usta içinde bulunduğumuz kaosu betimleyerek, bizi uyandırmak için yazmış bu şiiri. Ancak şehitlere ” Mezardan çıkma vaktidir.” diye seslendiğine göre  Ege kıyılarında tatiline devam eden, salonlarda, çay bahçelerinde konuşarak “12 Eylül’e Hayır” kampanyası yaptıklarını zannedenler, ne yazık ki 12 Eylül sonrası % 58’i “ihanet”le suçlayarak emperyal patronun koynunda derin uykularına devam etmektedirler..
Hey koca Nazım hey!.. Gel de uyandır bizi…
_________________ Figen ÖZEN /  26 Eylül 2010 -16 Ekim 2010 arası dizi yazıları..
.
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: