Akortsuz Bir Toplum…


ÜretimDünyada hiçbir toplum iyi bir orkestra gibi mükemmel bir uyum içinde bir performans gösteremez. Musikide ulaşılan bütünsel uyuma toplumlar başka etkinlik alanlarında ulaşamamışlardır. Bu bağlamda musiki kendi içinde bir uygarlık sayılabilir. Ve toplumsal uyum bağlamında en güzel modeldir.
Uygarlığın en zayıf halkası devlet düzenidir. Çünkü çok daha karmaşıktır ve toplumun bütün üyeleri arasında eşitlik ve uyuma değil, bir iktidar grubunun ya da bir sınıfın diğerleri üzerinde kurduğu egemenliğe dayanır. Musikiyi ideal bir örnek olarak alırsak bütün devletler, az ya da çok, akordsuz aletlerle çalan orkestralara benzer.
Akort (accord, uyum) ilginç ve sayısal bir uygulama anahtarıdır. Sesin üç özelliğinden biri olan tını, onu diğer seslerden ayıran niteliktir. Bu, temel ses denen ve en zayıf frekanslı kalın sesin içinde, ve onunla ayni frekansta olan armonik seslerin (ki bunlar çok hafif oldukları için işitilmez) varlığından kaynaklanır.
Orkestrada müzisyenler konserden önce ilk kemancının ya da bir obua’nın verdiği sese göre aletlerinin frekanslarını ayarlarlar. (Bu genelde 440 frekanslı bir tınıdır.) Eğer konser esnasında bir müzisyen bundan çok farklı bir frekansta ses çıkarırsa, bu dinleyenlerin algıladığı çirkin, kakafonik, yani uyumsuz bir ses olur. Bunu çok sayıda müzisyen yaparsa o orkestra bir şey çalamaz.
Bizim toplumda kendi bacağından asılı ve toplumun parçası olduğunu algılamayan insanlar çoğunlukta. Bizden daha uygar toplumlarda az işitilen çatlak sesler çıkarıyoruz. Bütün kurumları, devlet bürokrasisi, belediyeleri, şirketleri, bunlara bağlı sayısız kurum, sivil toplum örgütleri ve insanlarıyla bizim ülke, akort yapmasını bilmeyen ve nota okuyamayan müzisyenleri (!) olan dev bir orkestraya benziyor. Filarmoni, armoni seven demek. Türkiye bir armoni sevmeyenler orkestrası.
Uyum önce kişiden sonra kurumdan kaynaklanıyor. İyi bir müzisyenin ne kadar uzun sürede, ne büyük irade ve çaba ile yetiştiğini düşününce, musiki disiplinin bir tanrı vergisi olduğu kadar toplumsal bir özellik olduğunu kabul etmek gerekir. Bazı zenaat alanlarında, örneğin dokuma tezgahlarının başında, küçük yaşından başlayarak halı dokuyan kadınlar böyle bir disiplin sahibidir. Bu bağlamda, ahşap işçiliği, halı, dokuma, maden ve bir ölçüde sırlı topraktan öte bir birikimimiz yok. Onlar da yok olmak üzere.
Bizde camide gelişmiş ve bütün topluma mal olmuş bir musiki yok. Tekke musikisi ya da halk musikisi Batı musikisi ile karşılaştırılacak gelenekler değil. Bizde resim ve heykel geleneği yok. Üst düzeyde felsefe, bilim, matematik disiplinleri gelişmemiş.
Osmanlıda olmayan ve Cumhuriyetin başında öğretim programlarına konmuş musiki, felsefe gibi dersler yine kaldırıldı. Kanımca her boyutu ile eksik ve özgür olamamış öğretimin performans zavallılığı, toplumsal uyumsuzluğun başlıca nedenlerinden biridir. Ne var ki geleceği üzerine kurmak zorunda olduğumuz temeller bu yoğun disiplin isteyen etkinlik alanlarıdır. Bunları Batılı dostlarımız hediye etmeyecekler. Her şeye emekle, doğru motivasyonla ve uzun çabalarla ulaşacağız. Türkiye’nin insanlarının bugünkü içeriksiz kakafoni’den kurtulmak için disipline gereksinimleri var. Yukarda musikiden söz etmem örgütlü çabaları uyumsuzluktan kurtaracak disiplin gereksinimini anımsatmak içindi.
DİSİPLİNSİZ BİR TOPLUM
Bugünkü Türk toplumu disiplinsizdir. Disiplinsizliğe gündelik yaşamımızda başta ulaşım olmak üzere, bürokratik bir işlem izlerken, öğretim olmaktan çıkan okulların kargaşasında, hastanede sıra beklerken tanık oluyoruz. Türkiye’nin herhangi bir yerinde kentin neresinde yarın gökdelen dikileceğini öğrenemeyen her vatandaş imarın bir planlama değil, bir piyango olduğunu öğreniyor.
Halkı disipline sokacak spor etkinliklerinin ticarete dönüştüğünü ve disiplinin yerini kavganın aldığını her gün izliyoruz. Halka disiplin öğretecek bir musiki geleneği olmadığı gibi çağdaş bir eğitim de gelişmemiş. Bir felsefe geleneği, bilim geleneği, rasyonel düşünce geleneği yok. Bunun olmadığını gazeteleri okuyarak ve politikacıları dinleyerek öğreniyoruz. 1950’den sonra Batı emperyalizmi ile kucak kucağa bir yaşam bu aşamaya ulaşmamamızı engelleyen mekanizmalar yarattılar. Sonunda kendini beslemekten aciz tüketici bir toplum yarattılar.
Sorunları tanımlamak günümüzün temel işidir. Çünkü bu tanımlar yanıtları da yönlendirecektir. Türkiye’de işleri toplumun kafasını karıştırmak olanların yaptığı tek şey bu sorunların doğru tanımını engelleyecek sahte sorunlar yaratmaktır. Türkiye’yi dünya ile birlikte görenler, yarın atacağımız adımların niteliğini düşünen ve ellerinden geliyorsa programlayanlar ve inandıklarını paylaşanların sayısı artmalıdır.
Geleceğin Türkiye’sine inanmayanlar ve geçmişin çöplüklerinden geleceği karartmak için deforme olmuş sorunlar icat edenler, genç kuşakları okulu bitirir bitirmez bekleyen sorunların bir tanesinden bile söz etmeyenler, geleceğin kurucuları değildir. 1989 de A. Schlesinger, üniversite öğrencilerine şöyle diyordu: ‘en karakteristik Amerikan düşünürleri şüpheci, bugüne pek saygısı olmayan, relativist ve plüralist (çoğulcu) idiler.’ Her şeylerini Amerika’ya onaylatan kimi adamların Schlesinger’in sözünü ettiği bu tür düşünürlerden haberleri var mı acaba?
Sevgili Okuyucular,
Gençlere anlatmaktan usanmayın. İnsanlar için sadece bir tane ortak gelecek, bir tane uygarlık var. İnsanlar başka diller konuşsalar -ki konuşmaları gerek, robotlaşmamak için- ve başka hayaller kursalar bile, dünyanın olanakları herkes için aynı olacak. Geçmiş yüzyıllar da 21 yüzyıl için örnek olmayacak. Çünkü günümüzde bile pratik anlamlarını yitirdiler. Gerçi bizim tarihimiz bizim için hâlâ gerekli. Çünkü onu ne yeteri kadar yazdık, ne de öğrendik. Bugünün nedenleri orada anlatılıyor. Fakat bundan böyle geçmişi istediğimiz oranda, sadece bir tiyatro sahnesi olarak seyredeceğiz.
Gelecek, geleceği üretenlerin olacak. Her üreten üretemeyenden güçlü olacak. Karın doyurmak, giyinmek, barınmak dışında bu dünyada yaşamı sürdürebilme olanağı verecek uç teknolojilerin üretimi yoğunlaşıyor. Gençlerin ona hazırlanması gerek. Bu da akortsuz orkestra ile olamaz. Çünkü yaşamı her boyutu ile tanımlayacak bir üretim kavgasında eğer insanoğlunun biraz özgürlüğü kalırsa, bunu üretemeyenlere vermeyecekler. Onlara değişik üniformalar giydirecekler. Gençlere bu tehlikeyi haber vermek gerek.
Doğan Kuban…
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: