Geçtiğimiz Köprünün Öteki Ucu, Gelecek…


dogan kuban

Garip bir ikilem yaşıyor İslam toplumları. Dünyanın neredeyse beşte birini oluşturmalarına karşın eğitim ve teknolojide geri kaldıkları için uluslararası kararlarda doğrudan hiçbir etkileri yok. Sadece hammadde kaynakları ya da Türkiye gibi ikinci sınıf teknolojinin aracılığıyla adları dünya perdesine çıkıyor. Dünya onlara neredeyse sömürge muamelesi yapıyor.
Ilımlı İslam bir Batı uydurması, yani yeniden formüle edilmiş bir sömürge projesi. İslam toplumlarında, Türkiye’de dahil, çağdaş dünya söylemine katılma yeteneği olan aydınlar izole ediliyor. Dünya ile konuşup anlaşabilecek olanların eli kolu bağlı. Türkiye’nin görece özgür ortamı dışında, bunların pek çoğu ülkelerini terk etmiş ya da terk etmeye zorlanmış. Avrupa ve Amerika’da yaşıyor ve yazıyorlar. İslam ülkelerinde ya sömürge çığırtkanlarının ya da köktenci Amerikan ve Yahudi düşmanlarının sesi çıkıyor. Bu bağlamda suç temelde Batılı emperyalistlerindir. İslam ülkelerinde ya ortaklık kuruyorlar ya da düşman üretiyorlar.
İran, Mısır ya da Sudan Batı’yı sömüremez. Ama Batı’nın 19. yüzyıldan arta kalmış sömürü mekanizmaları çalışmaya devam ediyor. Bu sömürünün çeşitli aşamalarda bugüne kadar sürdüğünün farkına varması Müslümanlar için Kalaşnikoftan daha etkili bir silah olurdu. Sadece Müslüman ülkelerin değil, dünyanın bütün fakir ülkelerinin sömürüye direnmeleri kadar gelecek için yeniden örgütlenmeleri gerek.
Dünya sömüren- sömürülen antagonizmasını aşmak zorundadır. Bunu aşmakla emperyalizmin ve kapitalizmin sonunu ilan etmek belki de aynı anlama geliyor. Fakat insanlığın güçlerini birleştirip yaşamını sürdürebilmesi buna bağlıdır. Çağdaşlık bu ortak çabanın ortağı olmaktır.
Bütün dünya için sınırları neredeyse tanımlanmış, çağdaş teknolojinin saptadığı bir gelecek var. Bu amacı gerçekleştirmek için örgütlenmiş topluma bilgi toplumu deniyor. Her ülke aynı şekilde örgütlenen bir bilim-teknoloji ve üretim toplumuna dönüşecek. Aya giden astronotlar nasıl aynı teknolojik giysileri giyiyorlarsa, geleceğe ulaşabilecek toplumlar da aynı yöntemleri kullanacaklar.
Bu, herkesin birbirinin gözünü oyduğu dünyada, bir ütopya gibi gözüküyor. Bu tek uygarlığa katılma dışında bir yol yok. Müslüman, Hıristiyan, Hindu bu dönemde ancak yeşil gözlü, kara gözlü, mavi gözlü kadar birbirlerinden ayrı olabilir. El marifetinden çok kafaya gereksinim olan bir çağa geldik. Böyle bir dünyanın yaratacağı robot insan modeli üzerinde çok yazı yazıldı, filmler çevrildi. Modelin insan kalması bize bağlı.
Türkiye beş on yıl içinde ister yağmur duası ile, ister okuyup üfleyerek, ister bilim yoluyla bilim toplumuna dönüşmek, şimdiye kadar görülmemiş bir sıçrama yapmak zorunda. Bunu yapamayan toplumlar bu yüzyılın yarısına varmadan sömürge adayı olmakla kalmayacak, 22. yüzyılda yaşamlarını sürdürmeleri bile sorgulanır duruma gelecek.
FÜTÜROLOJİK ABARTMA DEĞİL
Bu gözlemler, fütürolojik bir abartma olarak görülmeyecek kadar olası. Fakat dünyanın nüfusu henüz altı milyar iken bunun bir milyarı aç ise, yüzyılın ortasında öngörülen 9 milyar nüfusun ne kadarının aç kalacağı, durumun o kadar abartma olmadığını gösteriyor. Amerika’nın son Irak seferinden sonra, atom bombası olan ülkelerin kendi yaşamlarını tehlikeye sokan fazla nüfusu yok etmeyeceği garantisi yok. Kimi öngörülere göre iklimsel değişiklikler fazla nüfusu doğal yollarla zaten yok edecek. Bu felaketleri kontrol edeceğimizi kabul etsek bile gelecekle ilgili sorunların doğası değişmiyor.
Teknoloji sıçramasını dünya ile eşzamanlı olarak yapmak zorundayız. Bunun kurgusunun ve değişim aşamalarının akıllı bir devlet tarafından hazırlanması gerekir.
Bu bilince sahip devlet adamlarını nasıl bulacağız? Bu sorun Müslümanların ortak sorunudur. Bütün tarihi devrimlerden daha köktenci bu yeni teknoloji devriminin liderleri ancak toplumsal bilinç dalgalarıyla başa gelir. Başka bir deyişle ilk sıçramanın toplum tarafından yapılması gerek. İslam toplumları gibi kaderci toplumların büyük ve çağdaş bir sıçrama yapmasını beklemek gibi güncel ve çağdaş bir sorunumuz var. Çağdaş, çünkü milyarlarca insanla birlikte yapılması gerek. Bunun insanları birleşmeye ve eşitliğe yönelteceği düşünülebilir.
Bu mücadelede kaçmak, hatta umutsuz olmak bile olanaksız. İnsanlar yaşamak için, birbirleriyle değil, tarihin ilk zamanlarında olduğu gibi, doğaya karşı savaşacak. Gerçi insanlık tarihine bakınca, yaşamak için diğerlerini yok etmek gibi yöntemlere başvurulmayacağını da garanti edemeyiz. Yok etme olanağı da Müslümanların elinde değil.
TÜRKİYE HANGİ KONUMDA
OLACAK?
Böyle bir gelecek öngörüsünde Türkiye hangi konumda olacak? Kimisi “Ellen gelen düğün bayram” diyebilir. Kimisi “alnımıza yazılmışsa olur” diyebilir. Fakat Türk toplumu tarih boyunca ayakta kalmış bir toplum. İçerden ve dışarıdan büyük bir gerici baskı altında olmasına karşın dinamik ve üretici. Üretme alanları çarpık saptanmış olabilir, ama üretemez değil. Kaldı ki bugünkü somut gerçekler karşısında bütün devletler modası geçmiş strüktürlerdir. Çağımızın sorunu da bu. Yeni bir dünya bilince ulaşmak ve ona göre örgütlenmek gerekiyor. Fakat yokolmanın modeli yok.
Geri kalmışlık ulusal kültür değil. Birbirlerine ‘bye bye’ diyen geleneksel kültürü yok eden ortaklıklara işaret ediyor.
Ayran mı daha çok içiyoruz, Koka Kola mı? Bilim teknoloji, felsefe, sanat, spor, savaş dünya ile ortak. ‘Türkler daha iyi savaşırlardı.’ Sadece tarih kitaplarında geçerli. Türkler iyi futbol oynuyorlar mı, aranan musiki yaratıyorlar mı? Savaş aracı üretiyorlar mı? Eğitimleri yeterli mi?
Yanıt bekleyen sorular bunlar. Çağdaşlık bu. Bunların yanında bugünkü politik söylem sokakta körebe oynamaya benziyor.
Bilim-teknoloji ikilisinin tanımladığı ve buna bütün dünya kültürlerinden süzülmüş verilerin saptadığı tek yaşam düzenine bütün boyutlarıyla katılmaktan başka yol yok. Çağdaş dünyaya bilgi toplumunu örgütleyerek katılmak ve toplumu bilinçlendirmek için çaba göstermek.
İşimiz sadece bu!
____________ Doğan KUBAN / 29.10.2010 CUBİTEK… 

 

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: