Din Sömürüsü ve Dinden Çıkar Sağlamak…


DİN SÖMÜRÜSÜ İLE DİNDEN ÇIKAR SAĞLAYANLARA
“İnsanın en alçağı din kisvesi altında dünya menfaati sağlayandır” (Abdullah İbni Mubarek X.yyıl fıkıh bilgini).
Cevat Kulaksız ckulaksizster@gmail.com.tr
Tarih boyunca, Orta Çağda kralların papazlarla el ele verip toplumu sömürdükleri, bilimi engelledikleri, bilim adamlarına zulüm yaptıkları tarihsel bir gerçektir. Daha sonra Hıristiyan dünyası Ronesans ve dinde reformla bilim ve icatlarda hızla ilerlerken aydınlanma çağına girmiş; bunda da matbaanın icadının çok büyük etkisi ve itici gücü olmuştur.
İslam dünyası ise, Orta Çağda Hıristiyanlardan çok ileri iken, matbaanın icadına, bilimsel icatlara ilgisiz kalınması yüzünden, çağına göre gittikçe gerilemiş,  günümüze kadar bile çağdaş dünyadan geri kalmıştır. Geri kalmayla birlikte tarihsel süreç içinde, ne ki günümüzde bile, dinin kutsal değerlerini çıkar aleti olarak kullanıp siyasi rant (getirim) sağlayanlara da çok rastlanmıştır.
Laik TC de de, dinsel eksenli uygulama ve dinden rant (getirim) sağlayan siyasileri gördüğümüzden, bazı kıyaslama ile dinsel rantın yanlışlığını vurgulamaya çalışacağız.
Çoğunluğuna güvenip, türban dayatması ile anayasanın “değiştirilmesi dahi teklif edilemez” hükmünü hiçe sayan iktidar, laik düzen zorlaması ile ülkenin toplumsal tansiyonunu da yükseltmiş, yükselen bu gerilim, ekonomik yaşantımızı da etkilemeye başlamıştır. 2002 de iktidara gelen din eksenli AKP-RTE yönetimi sekiz yıldan beri, kâh imam hatip, kâh türban diyerek, imamları köşe başlarına tayin çabaları ile laik devleti sarsacak girişimlerde bulunmuş, devlet kurumları ile kavga ede gelmiştir.
Tüm bu dinsel rant ve yapılanmaya göz yuman AB ülkeleri de, tıpkı Sevr’li yıllarda Vahdettin-Damat Ferit hükümetlerini kullandıkları gibi;  toprak alımı, bankaları ve ulusal kuruluşları satın alma gibi çıkarlarına kullandıkları için AKP-RTE iktidarının çağdaş demokrasilerle asla bağdaşmayan dinsel yapılanmasına göz yummaktalar. AB nin hiçbir ülkesinde AKP-RTE iktidarının dinsel yapılanmasını görmek mümkün değildir. Bu durum emperyalizmin çağımızdaki ikiyüzlü halidir.
Türkiye’de dinden siyasi rant sağlayanlar, dini çıkarına alet edenler, dini simgeleri sürekli ön plana çıkaranlar aşağıda açıklanan Suudi Arabistan’daki uygulamalara bir göz atmalıdırlar.
Suudi Arabistan’da yapılan bir araştırmada, dinci görünen, çevremize ters gelen, orada dinsel inanç ve simgelerle ilgili gözlemler yapılmış, bunlar şöylece sıralanmıştır: (Bu sekiz madde aşağıda kaynak gösterilen dergi makalesinden alınmıştır)
1- Suudi Arabistan’da imam, müezzin gibi din görevlilerine memur statüsünde olmadıkları için, devlet bütçesinden maaş ödenmemektedir… Çünkü Allah için yapılan işlerin karşılığında para alınması ayıp sayıldığı için yasakmış!… (Türkiye’de imam maaş alır; imamla devlet memurunun işi, mesaisi bir midir? Avrupa’da hiçbir papaz devlet bütçesinden maaş alamaz, hatta bizdeki gibi Diyanet İşleri Başkanlığına denk bir makam da yoktur).
2-  Suudi Arabistan’da türbe, yatır olmadığı gibi, bu yerleri uğur getirsin, kısmetleri açılsın diye ziyaret edenler; ağaç dallarına bez bağlayarak dilek tutanlar da yokmuş… Çünkü böyle şeyler, cahiliye döneminden kalma gericilik ve putperestlik sayılırmış!… (Türkiye’de binlerce değil, milyonlarca insan (İslam’da yeri olmadığı halde) böyle türbeleri, yatırları ziyaret ederek dertlerine deva arıyor. Ne yazık ki, Diyanetimiz bunlarla yeteri kadar eğitici çalışma yapmıyor).
3- Cinci hoca ya da medyum gibi sözde şifa dağıttığını söyleyerek halkı aldatan düzenbazlara rastlamak mümkün değilmiş… Çünkü bu davranışlar ağır bir suç sayılırmış ve cezası da ölümmüş!… (Türkiye’de ise, medyumlar, cinci falcılar Ankara’nın merkezine dükkân açmışlardır, levhaları bile var, merak eden varsa gelsin göstereyim)
4-  Peygamberimize ait olduğu söylenen Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif gibi ziyaretler de yokmuş… Çünkü böyle ziyaretler gericilik ve şirk (Allah’a ortak koşmak) sayılırmış!… (Bizde nasıl?)
5- Suudi Arabistan’da, nazar boncuğu, at nalı, geyik boynuzu, üzerlik ve muska gibi alametler (simgeler) yasakmış… Çünkü bunların taşınması ve takılması gericilik ve şirk sayılırmış!.. (Bunlar ne ki, Anadolu’da binlerce hurafeci muska, fal vb adı altında halkımızın ümitlerini sömürmekte. İneklere muska takan bile var).
6- Nurculuk, Nakşîlik, Fethullahçılık vb. gibi sonradan ortaya çıkan tarikatlar bulunmadığı için; doğal olarak bunların şeyhleri, müritleri, cemaatleri de yokmuş…Çünkü İslamiyet’te mezhepler dışında, tarikatlara yer verilmediği için bunların taşınması ve takılması gericilik ve şirk sayılırmış!… (Türkiye’de ise, ne tahsilleri, ne bilimsel bir çabaları olmamış, laik devletle kavgalı Said-i Nursiler, Fethullahçılar, Nakşîler daha bilmem daha nice din çıkarcıları baş tacı ediliyor. Ama Fethullah Gülen’in başka ülkelerdeki okulları, dinsel amaçlı tavrı sezildiği için yavaş yavaş kapatılmaya başlamış (Rusya, Türkî Cum. )
7- Suudi Arabistan’da kız öğrencilerin eğitim gördüğü İmam Hatip Liseleri yokmuş… Çünkü İslamiyet’te kadından imam olmayacağı için, kızların bu okullarda eğitim görmeleri yersiz ve komik karşılanırmış. (Türkiye’de İmam hatiplerin bu denli ihtiyaçtan fazla olması, devleti dinsel kurallara oturtmanın çabasından başka bir şey değildir. Acaba Avrupa’da bizdeki gibi, her vilayette İncil Hatip Liseleri, papaz hatip liseleri var mıdır? Kesinlikle yoktur.)
8- Suudi Arabistan’da mescit, cami gibi ibadet yerleri bünyesinde dükkan ve marketlerin açılmasına izin verilmezmiş.. Çünkü bunlara izin vermek, dinin ticarete alet edilmesi sayılırmış!…(Bizde büyük camilerin altı dükkân ticarethanelerle dolu) [i]
Şeriatın katı kuralları ile yönetilen monarşik bir krallıkta uygulanan kimi yasaklar ve gerekçeleri yanında bu tür bizde olmayan uygulamalar da bulunmakta. Türkiye’de dinci geçinip, cami, öteki dini simgelerden getirim elde edip bunları savunanlara bu gerçekler duyurulur. Yukarıdaki sekiz maddedeki dinde yeri olmayan olaylara bakınca, Acaba Atatürk’ün Devrim Yasaları’nı Suudi Arabistan’a mı ihraç ettik, diye düşünüyorum!…
Bu gün Arap Devletleri halkının devlet başkanları ve halkının hemen hepsi, eşlerinin bile başı açık ve çağdaş giysilerle dolaşmasını İslam’a aykırı görmezken, bizim kafaları ve beyinleri tesettür bağımlısı aymazların, tarihin karanlığında kalmış çağ dışı giysilere, sanki Allah’ın emri gibi sarılmasının, Devrim Yasalarıyla, laik düzenle inatlaşmaktan başka, tutarlı bir gerekçesi olabilir mi? Şimdi vatandaş olarak kendi kendinize düşünün. Bu gün laik Türk toplumuna, Anayasamızı dahi zorlayarak dayatmaya çalışan uygulama mı daha doğru ve akılcı, yoksa yukarıda maddeler halinde sıraladığımız kurallarla yönetilen Suudi Arabistan’daki uygulama mı? Burada, sakın Suudi Devletini övdüğüm düşünülmesin. Bu koşullarda, başımızdaki siyasilerin laikliği savunduğuna, inandığına nasıl ikna olacağız?
Başbakan’ın eski arkadaşı Mehmet Metiner’in ilginç sözleri:
“Hiç kuşkusuz amacımız İslami bir devlet kurmaktı ve bu devlet eliyle toplumu İslamileştirmekti. Ama bizler Türkiye’de diğer ülkelerden farklı olarak bunun ancak parti yoluyla gerçekleşebileceğine inanıyorduk”.
Metiner, Başbakan’ın sonradan değiştiğini söyler….Acaba değişti mi gerçekten?… Demirel bile bu durumdan endişeli. [ii]
Osmanlının şeriat” diyerek, bilime karşı direnip devleti geri bıraktığı gibi; din üzerinden kişisel çıkar sağlamak için, “farklılıklarımız zenginliğimizdir güzelliğimizdiryutturmacasıyla;  farklı yorum, hurafe ve safsatalarla dinsel kuralları çarpıtmak isteyen, dinci geçinen, türbanla anayasamızın laik hükmünü zorlama ile yıpratmaya çalışan,  yalanlarıyla halkımızı aldatmaktan medet uman kişiler, siyasiler, ülkemizin çağdaş uygarlık üzerine çıkma çabasına engel teşkil etmekteler.  İşin gerçeğini bilmeyen bazı aymazlar da, geri kalışımızı, “dinden şeriattan saptığımıza” yorumlamaktalar. O zaman bizden çok ilerlemiş, Çağdaş Batı Ülkeleri şeriatla mı yönetiliyor? Bir kere dinle devlet işleri kesinlikle birbirinden ayrılması gerekir. 1950 den beri, çıkarcı politikacıların irticaya yeşil ışık yakan aymaz tavırları yüzünden, günümüzde bile, dinle devlet işlerini birbirinden ayıramamanın sancılarını yaşıyoruz.
Devletimiz, AB ye girmek, çağdaş uygarlığa çıkmak için rotasını çizmiş, bu yönde çaba göstermemiz, yasalarımızla, uygulamalarımızla entegrasyon (uyum) yapmamız gerekirken, Başbakan RTE, (kapatma davası açılmadan önce) “biz Batı’dan bilimi, sanatı değil; ahlaksızlığı aldık” diyerek, evrensel nitelikteki Batı Uygarlığını halk gözünden küçük düşürüp, toplumu Doğu’ya yönlendirme çabasını açığa vurmuyor mu? “Asmilasyon insanlık suçudur” sözü de bu amaca yöneliktir. (Başbakan RTE, Alman Başbakanı Merkel’in “Türklerin Avrupa’da bulunan Türk işçilerinin bulunduğu ülkelere entegrasyonu istemine karşı söylemişti).
Bu nasıl ikircikli uygulama ve düşünce, kişi, dünyanın her hür ülkesinde, Batı’da, asimile olma özgürlüğüne sahiptir; isteyen dinini, tabiiyetini, vatanını değiştirir, bunu engelleyen bir yasak hüküm mü var? Yeter ki, geçmişte Bulgar’ların Türk’lere yaptığı gibi zorla dil, kimlik değiştirme baskısı olmasın. Kaldı ki, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun bile, sürpriz bir şekilde, “herkes din seçme özgürlüğüne sahiptir” diye demeci vardı. Bu yaklaşım çağdaş bir yaklaşımdır.
Kapatma davası açılınca, iki yıldır AB yolunda kılını dahi kıpırdatmayan RTE iktidarı, “denize düşen yılana sarılır” misali alelacele 301. maddeyi değiştirme, AB yolunda hızlanmış havası verme çabasına düşmüştü.
Fanatik dincilik ve milliyetçilik, bu yönetimde olduğu gibi, insanlarımızı papaz öldürmelere (Trabzon’daki gibi); din ve inançları için kesmeye (Malatya’daki üç kişinin kesilmesi gibi); kurşunlamalara (Hırant Dink olayı, bu olay için devletimiz o aileye tazminat ödemek zorunda kalmıştır); insanları yakma (daha önceki Sivas’ta ki gibi) olaylarına götürür. Bu olaylar da, topluma, devlete hiçbir şey kazandırmaz, çağdaş dünyada yerini kaybettirir, aleyhimize hava estirir; toplumu, devleti utandırır. Fatih Sultan Mehmet’in yerli Hıristiyanlara gösterdiği hoşgörüyü düşünürsek, biz de çağdaş dünyada yerimizi almamız için, çağdaş düşünmemiz, çağdaş uygulama yapmamız gerekir.
20 mi, 24 mü bilmem kaç defa Hicaz’a gittiği söylenen, laik TC nin Başbakanlığında bulunmuş Necmettin Erbakan, Mekke’de bakın neler söylüyor: “50 yıl önce Kuran’dan ayrılmışız. Kur’anın sözünün tekrar geçer hale gelmesi hepimizin vazifesidir. Bunun için de cihat lazım demişti. Laik bir devletin parti başkanı, başbakanı bunu söyler mi? Kimin Kuranına, dinine karışılmış? Üstelik Müslümanları Cihada (dinsel savaşa) çağırıyor.  2002 den beri Erbakan’ın dediği cihadı AKP-RTE iktidarı bazen gizli bazen açık sürdürmekte. Bu düşüncede olanlar asla laik olamaz, laik düşünemez, laik devleti koruyamaz. [iii]
Yüzde 99 u Müslüman olan bir ülkenin dinini, kendi siyasal düşüncesinde olmayanlara karşı, kendilerini çoğunluktan çok daha fazla Müslüman sayıp,  Türban, kurban, cihad diyerek, siyasal araç olarak kullananlar şunu bilsinler ki, halkın bilgi ve kültür düzeyi arttıkça, Cahit Kıraç’ın aşağıdaki dizelerindeki gibi,   halkı her zaman sürekli kandıramazlar; eğer toplum İran gibi bir sinsi planla çökertilemezse:
“Halkın azını aldatabilirsiniz,
Her zaman.
Halkın çoğunu aldatabilirsiniz
Zaman zaman.
Ama halkın tümünü
Hiçbir zaman.
Hiçbir zaman…”
Laiklik gitti mi demokrasi, insan hakları da gider. İslâm ülkelerine bir bakın, hangisinde demokrasi var, hangisinde kişi fikrini, düşüncesini rahatlıkla söyleyebiliyor.
Kendi çıkarları için, Müslümanlığı, gerçek Müslümanları baskı altına almaya çalışanlar, çağdaş dünyada yadsınmakta, Müslümanlığa da zarar vermekteler. Bu dinsel baskı yüzünden Müslüman toplumlar, çağdaş bilim ve kültürden de geri kalmaya neden olmaktadır. Çağdaş bilim ve kültürden, laiklikten uzaklaşan toplumlar da, asla çağdaş dünyada yerini alamaz.
İnanç ya da çıkarlarının tutsağı olan kişiler, liderler,  (hele yeterli çağdaş bilgi ve kültürle donanmamışlarsa), akıllarını doğru dürüst kullanamazlar ve yanılgıya düşerler, sağlıklı bir karar veremezler.  Akıl, sağduyu, bilim dışı dayatma, uygulama ve düşünce topluma da, kişilere de zarar verir, çağdaş dünyada zaman kaybettirir. Bunun en somut örneğini Osmanlı’nın yıkılışında yaşadık.
Öte yandan, konumuzun dışında olmakla birlikte, madalyonun bir de öteki yüzüne bakalım. Bu konuda AB ülkelerinin birçoğu ikiyüzlü bir tavır içindeler. “Çoğunluk, demokratik özgürlük” diyerek, laiklikten sapan uygulama, eğitim konusunda Türkiye’ye, iktidara hiç ses çıkarmıyorlar. Sanki Türkiye’nin laiklik dışına itilmesine göy yumuyormuş havasındalar. Tıpkı Sevr’den önceki gibi, bölmeye yönelik tavır içinde, adeta bir sömürge valisi tavırları ile “301. maddeyi kaldırın, azınlıkların mallarını düşünerek Vakıflar Kanununda değişiklik yapın”, Ermenilerle şöyle böyle yapın vb sürekli telkinlerde bulunuyorlar.
Acaba, AB üyesi Yunanistan, Batı Trakya’daki Türk’lere aynı vakıf haklarını tanıyor mu? Yunanistan’daki Türk Vakıf mallarına Yunan hükümetlerince bir bir el konulmuştur. Ne ki, Türkiye’deki (İstanbul’daki) papaz atamalarına Türkiye hiç karışmadığı halde, Yunanistan sanki Müslüman Devletiymiş gibi, dayatma yaparak, Batı Trakya’daki Müslüman Türk’lerin müftülerini bile kendileri atıyorlar?  “Türk yok Müslüman var” diyerek onlar da Müslümanlığı başka biçimde kullanıyorlar.
Avrupa’nın bütün başkentlerinde cami varken, devletinin içinde binlerce Müslüman Türk vatandaşı olan Yunanistan’ın başkenti Atina’da cami yoktur. O da, AB nin baskısı ile yeni yeni açılmakta. Din, inanç özgürlüğünden, eşitlikten sürekli bahisle dayatmalar içinde bulunan AB, Yunanistan’ın bu olumsuz tavrına hiç ses etmemekte. Yani AB ülkeleri Türkiye’ye karşı çifte standart içindedir.
Ne zaman ki, laiklik gitmeye başlayınca, bize diyecekler, “Batı Kültürü laiklikle yoğurulmuş, biz laik olmayan bir ülkeyi asla içimize alamayız”!… O zaman Çağ dışına itilmiş, Pakistan, Afganistan kaosuna (keşmekeşe) sürüklenmiş bir ülke konumuna düşeriz.
Laik olmayan, laik düşünmeyen toplum, asla yaratıcı olamaz, çağdaş uygarlığa da uyamaz. Unutmayalım ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir”. Bilimin yol göstericiliğinden, bilimsel düşünceden sapmadan, laiklikten ödün vermeden çağdaş uygarlık rotasına uymamız gerekir. Aksi halde sonuç kaos ve hüsrandır.
KAYNAKLAR

[i] Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk. Yobazlığın Dayanılmaz Hafifliği. Emkl. Asker. Yrgç. Ertan Urunga sf: 31–32
[ii]Milliyet  Can Dündar 15.2.2008 sf: 17
[iii]Can Dündar Ada Milliyet 18.3.2008 sf: 12)
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: