‘Türkiye’de şeriata doğru eğilim var’… Bulgaristan’ın ilk cumhurbaşkanı Jelyu Jelev…


Bulgaristan’ın eski Cumhurbaşkanı : ‘Türkiye şeriata doğru gidiyor’

Bulgaristan’ın ilk Cumhurbaşkanı Jelyu Jelev, hiçbir zaman mükemmel olmasa da demokrasinin ülkeler için en iyi rejim olduğunu savundu. Türkiye’nin geleceğinin şeriatla yönetilen Arap dünyasında değil uygar Batı’da ve AB’de olduğunu söyleyen Jelev, “Türkiye’de şeriat tehlikesine doğru bir eğilim var” diye konuştu.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte demokrasiye geçen Bulgaristan’ın ilk cumhurbaşkanı olan Jelyu Jelev’le konuşuyoruz. Jelev’in Sofya’da Aleksander Jendov Sokağı üzerindeki Balkan Politikalar Kulübü bürosundayız. Karşıda ormanlar ve Vitoşa Dağı uzanıyor. Ülkesindeki sosyalist rejime muhalefetiyle ismi ön plana çıkan Jelev, hiçbir zaman mükemmel olmasa da demokrasinin ülkeler için en iyi rejim olduğunu savunuyor. Rusya’nın bugün yeniden güçlendiğine dikkat çekiyor. ABD’nin dünyada kendi kendini giderek yalnızlığa itmesinden duyduğu kaygıları dile getiriyor. Türkiye’nin geleceğinin şeriatla yönetilen Arap dünyasında değil uygar Batı’da ve AB’de olduğunu söylüyor. Türkiye’yle ilgili kaygı verici şu değerlendirmesi de çarpıcı: “Türkiye’de şeriat tehlikesine doğru bir eğilim var.”

Bugünün Bulgaristan’ını bir zamanlar bir Demir Perde ülkesi olan Bulgaristan’la kıyasladığınızda ne görüyorsunuz?

J.J. – Arada dağlar kadar fark var. Bugün Bulgaristan AB’ye tam üye olmuş bir ülke. Ayrıca NATO içinde. AB, ekonomik, siyasi, kültürel bir birlik. NATO ise Bulgaristan’a savunma şemsiyesi sağlıyor. Bunlar çok önemli.

Komünizm döneminde Bulgaristan Sovyetler Birliği’nin bir uydusuydu. Komünizmle yönetiliyordu. Bu biz Bulgarların isteğiyle değil, Yalta Antlaşması’nda Stalin, Churchill ve Roosevelt’in uzlaşılarıyla hayata geçirilmişti. Yani bu üç lider dünyanın bu bölgesini, Batı ve Doğu Avrupa’yı aralarında paylaşmışlardı.

Bugün artık Batı dünyasının, değerlerinin bir parçasıyız. Durum komünizm dönemine kıyasla çok değişik. Çünkü Batı dünyasının bir parçası olmayı kendimiz istedik; bunun için de çok çalıştık. AB ve NATO’ya tam üye olabilmek için 20 yılımızı verdik.

Bulgaristan bir zamanlar Varşova Paktı üyesiydi. Varşova Paktı NATO’ya hasım bir askeri pakttı. Bugün Bulgaristan NATO üyesi. Sizce bu kadar kısa zamanda bu hızlı dönüşe nasıl uyum sağladınız?

J.J.Evet. Bu, komünist sistemin çöküşünden sonra Avrupa’da bağımsızlıklarını kazanan ülkelerimiz için çok gerekli, yapılması gereken bir işti. Bizim için bu çok büyük bir gelişmedir. Ayrıca da yine bizim için ortada çelişkili bir durum yok.

Sovyetler Birliği dağılırken Varşova Paktı da lağvedilmiş, bunun karşılığında NATO’dan kesinlikle bir genişlemeye gidilmeyeceği sözü alınmıştı. Ama beklenen gerçekleşmedi. NATO sözünde durmayarak Doğu Avrupa ve Kuzey doğu Avrupa’ya doğru genişleme ve yayılma siyasetini uyguladı. Bu durum sizce Rusya’yı rahatsız etmiyor mu?

J.J. – Bütün bunlar bu ülkelerin halklarının iradesiyle yapıldı. Bugünle dün arasındaki fark Sovyetler Birliği’nin komünist bir imparatorluk olmasındaydı. Sovyetler Birliği dünyada ilk totaliter imparatorluktu. Demokrasinin “d”sinden bile söz edilemezdi. Tabii ki insanların özgürlükleri yok varsayılıyordu.

Bugün ise önümüzde pek çok fırsat var. Özgürüz, demokratik sistemlerimiz var. Burada şunu da itiraf etmeliyim ki bizim demokrasimiz mükemmel değil. Bu da toplumdaki gelişmenin sorunlarından kaynaklanıyor. Henüz demokrasimiz ne yazık ki kurumsallaşmadı.

Acaba Rusya bugün Hazinesindeki neredeyse bir trilyon doları bulan parayla yeniden küresel stratejik bir aktör konumuna gelebilir mi?

J.J. – Rusya bunu büyük bir hevesle istiyor. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bile Rusya’da çok zengin kaynaklar kaldı. Bugün Rusya’da çok zengin petrol ve doğalgaz yatakları var. Bundan sağladıkları para muazzam.

Rusya son yıllarda yeniden çok zengin bir ülke haline geldi. Ama orada bir tehlike var. Çünkü ABD’nin de elinde Alaska petrolleri potansiyeli bulunuyor. Norveç deseniz Kuzey Denizi’nden, Danimarka da Grönland’dan petrol çıkarıyor. Kim bilir? Belki de ülkelerin gelecekteki gelişmişlik düzeyleri kaynaklarını nasıl kullanacaklarına bağlıdır.

Bundan neyi kastettiğinizi ayrıntısıyla anlatır mısınız?

J.J. – Demek istediğim şu: Bu kaynaklar sadece gezegenimizdeki bilinen enerji kaynakları değil, yeni bulunacak kaynaklar olacaktır. Örneğin su, güneş böyle kaynaklar olabilir. Bizler bu kaynakları işleyemedik.

Bu kaynaklar akıllıca işlenip kullanıldığı takdirde ABD, Rusya’nın enerji kaynakları üzerindeki tekelini yok edebilir. Hatta Arap ülkeleri bile bu yeni enerji kaynaklarının kullanıma girmesinden ciddi biçimde etkileneceklerdir. Yani, daha açık söylemem gerekirse yeni enerji kaynaklarının kullanıma girmesiyle kimilerinin enerji kaynakları üzerindeki tekeli kırılacak, böyle bir tekel kurmak olanaksız hale gelecektir.

Ama bugün Rusya’nın elinde enerji kaynakları üzerindeki tekelini öbür ülkelere dayatma olanağı bulunmaktadır.

Güney Osetya’da olanlardan sonra Güney Osetya ve Abhazya bağımsızlıklarını ilan ettiler. Kafkasya’da ortaya çıkan bu yeni durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

J.J. – Kafkasya’da olanlar Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesine karşı alınan bir rövanştır. Rusya’nın tepkisi Avrupa’nın Kosova’ya bağımsızlık ilan etmesine neden izin verdiğinedir. Rusya buna fena halde içerlemiştir.

Bizim bölgemizde yeni oluşumlar, yeni durumlar ortaya çıkabilecektir. Balkanlar’ı ele alalım. Balkanlar’daki bütün ülkelerde sınıra yakın bölgelerde azınlık toplumları yaşıyor. Bu toplumlar bağımsızlıklarını kazanmak istiyorlar. Türkiye’de de doğu ve güneydoğu sınırındaki bölgelerde Kürtler yaşıyor. Yunanistan’da Arnavutlar, Romanya’da 1.5 milyon etnik Macar yaşıyor. Bütün bunlar ya özerklik ya da bağımsızlık peşinde.

Ama şunu da belirtmeliyim ki özerklik bağımsızlığa giden yolda atılmış bir adımdır. Bulgaristan’da Müslüman bir Türk azınlık var. Gerçi hiçbir zaman böyle bir sorun yaratmadılar ama gelecekte ne olacağını kim bilebilir? Sırbistan’da bir Bulgar azınlığı yaşıyor. Onlar da günün birinde bağımsızlık peşine düşebilirler. Burada en önemli nokta bütün bu gelecek gelişmelerin AB’nin stratejisine bağlı olacağıdır.

AB’nin stratejisi şuydu: Yeni sınırlar oluşmasın, bütün sınırlar kaldırılsın. Yugoslavya’nın dağılmasına yol açan savaşlardan sonra ortaya çıkan devletlerde daha fazla insan hakları, özgürlükler, demokrasilerin ortaya çıkması doğaldı. Ancak son olarak Kosova Devlet Başkanı Taçi’nin bağımsızlık ilanı doğrusu beni çok şaşırttı.

Yani sizce Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi yanlış bir adım mıydı?

J.J. – Benim fikrime göre evet. Bakın, sakın yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir zaman Kosova halkına karşı değilim. Tabii ki Kosova halkının daha fazla demokrasi, bağımsızlık, insan hakları güvenceleri için mücadele etmeye yerden göğe kadar hakkı vardır.

Ama büyük bir hızla bağımsızlık ilan edip devlet kurarak ve kendi sınırlarını çizerek attığı bu adımı hiç beğenmedim. Bu gelişme çok tehlikelidir.

ABD’nin bugün dünyada oynadığı rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?

J.J. – Ne yazık ki ABD dünyada demokrasinin gelişmesi için önemli bir rol oynayamadı. ABD, benim görüşüme göre, dünya halklarını demokrasi, insan hakları ve özgürlükler için birleştirici ve güvence sağlayıcı bir unsur olmalıdır.

Öte yandan AB de küçük politikacılar ve ekonomik sıkıntılar arasında sıkışıp kaldı.

Siz ABD için bu dilekleri dile getiriyorsunuz ama insan hakları, demokrasi ve özgürlükler için güvence olması gerekirken Afganistan ve Irak’ı işgal edip bütün bu unsurları yok etmedi mi?

J.J. – Bu da büyük bir hataydı. Irak’ta neler olup bittiğini herkes açık bir biçimde görüyor. Bu durumda dünyadaki bütün demokratik ülkelerin destek vermesi gerekiyordu. Ama hiçbir demokratik ülkenin desteğini istemediler. Sorun da burada.

ABD’nin dünyada demokrasi için çok çalışması gerekiyor. Bakın, komünist sistem dağıldıktan sonra bizim gibi eski Demir Perde ülkelerine nasıl manevi ve ekonomik destek verdiğini biliyoruz. Bizim için bunlar çok önemliydi.

Sadece Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra mı? Ondan önce de Demir Perde ülkelerindeki muhalif akımlara ABD’nin nasıl destek verdiği açıkça biliniyordu…

J.J. – Evet, muhalif akımlara bu ülkelerde ABD çok destek oldu. Bu bir başlangıçtı. Adım adım gidildi. Ancak bugün ABD kendi kendini izole etme yolunda. Bu da bizim gibi ülkeler için hiç de yüreklendirici bir durum değil.

ABD özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında demokrasinin simgesi haline gelmişti. Bugün ise ABD’nin dünyadaki demokrasi rolü hızla aşağı doğru iniyor. Biz ABD’nin güçlü olmasını, daha fazla fırsatları elinde bulundurmasını isteriz. ABD’nin kendini izole etmesi bizlerin çıkarına hiç değildir. ABD, bütün demokratik ülkelerin desteğiyle güçlü hale gelmelidir.

Türkiye’nin günün birinde AB’ye tam üye olabileceğini düşünüyor musunuz?

J.J. – Tabii ki düşünüyorum. Günün birinde Türkiye AB’ye tam üye olacaktır. Bundan hiç kuşkum yok. Bu konuda Avrupalı siyasetçilerle konuşmalarım oldu. Bu konuştuğum kişiler bana, “Türkiye kesinlikle AB üyesi olamaz” dediler. Ben de, “Neden” diye sordum. Bana şunu söylediler: “Coğrafyaya bakın. Türkiye Avrupa’da değil, Asya’da.” Benim onlara sözlerim şöyleydi: “Bakın, Türkiye’nin AB üyeliği coğrafi bir mesele değildir. Bu jeostratejik ve jeopolitik bir konudur. Türk toplumunun çoğunluğu Müslümandır. Ama aynı zamanda Türkiye İslam fanatizmine karşı duran, laik bir devlettir. Bu da çok önemlidir. Türkiye İslam fanatizmi ve terorizmine karşı bizim için bir bariyer oluşturmaktadır. Biz ise Türkiye’den sonra ikinci bariyeriz. Türkiye Ortadoğu’daki Arap ülkeleri için bir örnektir. Yani Türkiye halkının çoğunluğu Müslümanken laik de olunabileceğini ispat etmiş bölgedeki tek ülkedir.” Ayrıca şunları da ekledim: “AB üyesi olmanın kriteri o ülke toplumunun hangi dinden olduğuna bağlı değil. AB bir Hıristiyan birliği değildir. AB, demokrasi ve ciddi biçimde çalışan serbest piyasa ekonomisi kriterleri temeli üzerine kurulmuştur. Türkiye’nin demokratik sisteminde bazı aksaklıklar olabilir. Bu sadece Türkiye’de değil, öteki demokratik ülkelerde sorun olarak var. Bütün demokrasilerde aksayan yanlar vardır. Dünyada hiçbir ülkede demokrasi mükemmel değil.”

Leyla TAVŞANOĞLU / 05.10.2008 Cumhuriyet

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Evrim Teorisi Online

Evrim hakkında herşey...

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: