Başlangıç > Global Ekonomi Politik..., Global Strateji..., Yazarlar / düşünceler..., Yorumsuz... > Büyük sistemle çatışmak hayırlı olmaz…

Büyük sistemle çatışmak hayırlı olmaz…


Leyla TavşanoğluUluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni’den Batılı güçlere kafa tutanın ‘vay haline’ yorumu:

Büyük sistemle çatışmak hayırlı olmaz

Büyük ağabeyi darıltmamak lazım. Çünkü fena halde çakıyor ve nereden çaktığı belli olmuyor. Türkiye’de darılttınız mı şamarı Amerikalıdan değil bir Türk’ten yiyorsunuz.

Her yönetimin kültürü dış politikaya yansır. Ama büyük sistemin amaç ve iddialarıyla çatıştığınız zaman üzerinize korkunç baskılar gelir. Hemen yönünüzü değiştirmek zorundasınız.Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki halk hareketlerinin Türkiye’ye de sıçrayabileceğini, ancak bunların boyutlarını tahmin etmenin zor olduğunu söylüyor. Uluslararası hukuk sisteminin değişmesiyle halkına zulmeden ve soykırım uygulayan rejimlere uluslararası çapta askeri müdahaleler yapılmasının artık meşru hale geldiğini söyleyen Köni, bu halk hareketlerinin iletişim teknolojisinin gelişmesi ve sivil toplum örgütleri marifetiyle kültürel alışverişlerin neredeyse sınırsız hale gelmesi nedeniyle patlak verebildiğinin altını çiziyor. Bir de Büyük sistemin amaç ve iddialarıyla çatıştığınız zaman üzerinize korkunç baskılar gelir. Hemen tarzınızı değiştirmek zorunda kalırsınızdiye de uyarıda bulunuyor.

– Kuzey Afrika ve Ortadoğudaki halk kalkışmaları gerçekten o bölgelerdeki insanların demokrasi özlemiyle diktatörlükleri yıkma amaçlarından mı kaynaklanıyor?

H.K. – Maalesef ben, Bu etkiler dışardan geliyor. Arap halklarının birdenbire bu tarihlerde ayaklanmasının nedenini pek anlayamıyorumdediğim zaman, Siz Arap halklarına hakaret ediyorsunuzdiyorlar.

Birlikte konuştuğum, tartıştığım kişiler arasında Mülkiyeli (AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi) ağabeylerim de var. Esas olarak onlar benim bu sorumu tuhaf bulup itiraz ettiklerini söylüyorlar. Ben bu son yirmi küsur yıldır uluslararası ilişkileri inceleye inceleye ABD’den korktum. Çünkü ABD’den değil, Türkiye’den biri gelip size çarpıyor.

Olaya bakıyorum. Modernleşmeyle demokratikleşme arasında bir fark var. Arap ülkelerinde koca koca binalar yapıldı, modern hastaneler dikildi; denildiği gibi okuma yazma oranı arttı. Yeni üniversiteler açıldı. Buna karşılık işsiz sayısı arttı. Ama bu ülkelerde Batı’nın modeli olan laiklik, hukukun üstünlüğü, sivil toplum boyutları gelişmedi.

Demokrasi sadece oy verme anlamına gelmiyor. Libya’ya bakalım. Adı Libya Arap Cemahiriyesi yani cumhuriyeti. Ama orada şeffaflık, hesap verilebilirlik, hukukun üstünlüğü yok.

Sivil itaatsizliğin anlamı

İyi de sözünü ettiğimiz ülkelerde ne oldu da birdenbire bir kültürel değişim oldu?

-Kültürel değişim temaslarla geliyor ve bu oralardaki etkili zümrelere aktarılıyor. Burada da şimdi uluslararası bir kültür değişiminden bahsedelim, diyeceğim.

– Ne gibi?

– Son yıllarda ortaya korkunç derecede gelişmiş iletişim sistemleri çıktı. Dünyanın her yerindeki her şeyi okuyabiliyorsunuz, Twitter, Youtube, Facebook sayesinde herkesle bağlantı kurabiliyorsunuz.

Ardından, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra bir sivil itaatsizlik modeli ortaya çıktı. Bu modeli Boston’daki Albert Einstein Enstitüsü geliştirmiş. Bu enstitü Gene Sharp ve Jamila Ragıp imzalı bir kitap yayımladı. Adı Sivil İtaatsizlikle Diktatörlüklerin ve Baskıcı Grupların Yıkılması Hareketleri İçin Stratejik Planlama Kılavuzu.Sivil itaatsizlik siyasi model değil, diyorlar ama böyle bir model bu kitapta yazılmış. Zaten uygulamaları var. Kitapta da neler yapıldığı ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Bir de insan hakları baskısı var. Sivil toplumun yaygın iletişimi ve baskıcı rejimlere karşı tamamıyla Gandi modelinin bir hayli geliştirilmişi uygulamaya konuluyor.

– Yani BDP ve PKKnin yeni yeni Güneydoğuda hayata geçirdiği sivil itaatsizlik modeli buralardan mı esinleniliyor?

– Diyarbakır’daki arkadaşım bunu vahiy yoluyla öğreniyor. Bunu mutlaka devletin istihbarat örgütü biliyordur umarım. Ama inşallah buna nasıl karşı çıkabileceğini, nasıl önleyebileceğini de biliyordur.

Bir de Fransa’da 1968 hareketlerinin başlaması gibi hep gençler kitle iletişim araçlarını kullanıyorlar. Attıkları sloganlarda dini ve siyasi motifler yok. Hep yoksulluk ve yolsuzluk teması işleniyor. Yani gerek sağda gerek solda olalım hepimizin canı yürekten katılacağı sloganlar.

Tabii bir de uluslararası alanın da genişlemesi bu kültürün yayılmasına neden oluyor. Benim Mülkiye’de okuduğum yıllarda yaklaşık 200 kadar uluslararası sivil toplum kuruluşu varken bugün dünyadaki sivil toplum kuruluşu sayısı dokuz bine çıktı. Bunların bir kısmı devletlere bağlı, bir kısmı devletlerden bağımsız. Bunlar aracılığıyla fikirler havalarda uçuşuyor. Bir de az gelişmiş ülkelerin insanları Batı’da okumaya meraklıdır. Oralardaki fikirleri de kapıyorlar. Bu boyut gelişti.

Bunun peşinden 1990’lı yıllardan sonra hukukta bir boyut gelişti. Bu kabul etmeyeceğimiz bir gelişme. O da önleyici meşru müdafaa. Şöyle tarif edebiliriz: Bir ülkede aşırı silahlanma ya da terörist hareketler var. Buna müdahale ediliyor. Eskiden olmayacak bir şey bu…

Ardından insancıl müdahale ve koruma hakkı diye terminolojiler ortaya çıktı. Bunların içeriğini şöyle anlatabilirim: Uluslararası toplum artık bir bütün. Dolayısıyla yönetimin sonu geldi, yönetişim başladı. Bir ülke içinde sivil toplumun bir kesimine devlet insan haklarını aşan, insanlık suçu oluşturan, göçe sevk eden, soykırıma yönelik hareketlere girişirse ve bu hareketlerin de uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği öngörülürse o ülkeye askeri müdahale dahil her şeyin yapılması meşrudur.

Askeri müdahalenin altyapısı

– Peki, ne oldu da ilk olaylar Tunusta patlak verdi?

– Hiç kimse şimdiye kadar o bölgeyi inceleyip hiçbir analiz yapmadı. Nasıl olsa ABD bölgesi diye bakıldı. Ama hareket oradan başladı. Ben bunun direkt ABD ajanları tarafından yapıldığını söylemiyorum.

Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla kültürün yaygınlaşması ve arkada da hukuki bir yapının oluşmasını tetikleyen unsurlardır. Tekrar ediyorum, devlet haddini aşan hareketlerde bulunursa bu, o devlete müdahale hakkı doğar, altyapısı hazırlandı. Bu da sadece büyük Batılı güçlerin hakkının doğmasını sağlıyor.

Başbakan Erdoğan’ın söylediği, NATOnun Libyada ne işi var?sözleri haklıdır. Hakikaten NATO orada ne arıyor?

– Erdoğan, NATOnun Libyada ne işi var? dedi ama hemen ardından Libya operasyonunun BM tarafından NATO gücüne verilmesi kararı çıkınca da sesler kesilmedi mi?

– Orada zor durumda kalma var. 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına göre önce Kaddafi’yi barışa zorlayan yolların denenmesi lazım. Kararın alındığı tarih ve dakikaya bakın, bir de Fransa’nın Libya’yı vurmaya başladığı dakikaya bakın. Fransa kararın çıkacağını nereden biliyordu? Bunu bilmiyoruz.

Türkiye bu durum karşısında dışarda kalmış oldu. Çünkü kendi çıkarlarına göre Türkiye’de hükümetin izlediği bir Ortadoğu politikası var. Ama Batı’nın gündemi farklı. Bu ikisi çatıştığında patron üstündür. Siz de dışarda kaldınız mı?

Yapılacak manevra tekrar içeri girmekti. Aksi halde sıklıkla yaptığınız ziyaretlerin getirileri, kurduğunuz dostluklar anında yok olabilirdi. Zaten 1 Mart 2003’ten sonra böyle bir tavırda ısrar etmek Türkiye’yi beklemediği bir şekilde out’a çıkarabilirdi. Yine de hâlâ sistemde miyiz, değil miyiz? Hâlâ belli değil.

Model cuk oturdu

– Bir de BM Güvenlik Konseyinin 1970 sayılı kararı var…

– Onu da gözden kaçırıyorlar. Buna göre 2002’de Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu. Bu mahkemenin kurulmasının amacı savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar ve soykırımların yargılanması. Bu mahkeme Bosna’da Sırp lider Miloseviçi, Sudan lideri Ömer el Beşiri yargıladı.

Bugün Kaddafi de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önüne geldi. ABD Başkanı Obama, Koalisyon güçleri gitmeseydi Kaddafi kendi halkına karşı soykırım yapacaktıdedi. Kaddafi tamamen teslim olup Ben artık bırakıyorumdese de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. Yani hiçbir çıkış yolu yok. O nedenle çarpışmaya devam ediyor. Çarpıştıkça da batacak. Model iyi, değil mi?

YAZI İLE İLGİLİ KISA BİLGİ

SÖYLESİ LEYLA TAVŞANOĞLU
KONUK

Prof. Dr. HASAN KÖNİ

İstanbul, 1946 doğumlu. Ortaöğrenimini Saint Joseph Lisesinde yaptıktan sonra AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Aynı fakültede ve Michigan State Universityde lisansüstü ve doktora çalışmalarını yaptı. 1982’de California Üniversitesinde ve 1990-91 arası Johns Hopkins Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. Türkiyeye döndükten sonra AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesinde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı. Emekli olduktan sonra Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi oldu. Devletler hukuku dersi veriyor. Başka üniversitelerde de derslere giriyor.

 

Web Adresi Cumhuriyet Gazetesi / 03 Nisan 2011

Arap halkları bugüne kadar cihadist kültür ürettiler

– Gerçekten Arap halklarına ayıp ettiğinizi düşünmüyor musunuz?

– O halklar şimdiye kadar cihadist bir kültür ürettiler. Bunun dışında görünürde başka bir şey yok.

– Onlar o kültürlerini 1960lı yılların sonundan beri Türkiyeye de ihraç etmediler mi?

– Bölgede oluşan her kültür Türkiye’ye yansıdı. Türkiye Ortadoğu savaşından çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. 1967 Ortadoğu savaşından sonra ortaya terorizm olgusu çıktı. Uçaklar kaçırıldı, insanlar rehine alındı. Bir aralık da sol hareketler etnik terörle karıştırılarak kullanıldı. Ondan sonra da cihadist terorizm ortaya çıktı. Pan Arabizm ya da Arap milliyetçiliği bölgede tutunmadı. Arap sosyalizmi de öyle. Ama cihadizm birdenbire bütün bölgeyi kapsayarak nasıl tutundu? Ağlarla (networking) fikirlerin oluşturulması, iletişim ağları, enstitülerle bu fikirlerin ortaya konulması, sivil toplum örgütleri eliyle bütün dünya sistemine yayılması olgusunu yaşıyoruz. Şimdi Türkiye’ye, Bu reformları yapgibi birtakım tavsiyelerde bulunuluyor. Hep daha fazla reform isteniyor. Dahası ne olabilir? Onu da merakla bekliyoruz. Bugün çok bilinmeyenli gözüken olaylar üzerinde analiz yapabiliyoruz. ABD’de Rand Corporation 2007’de Mısır’daki Müslüman Kardeşler Örgütü’nün gençlik hareketi El Kefaya konusunda bir rapor yayımladı. Raporda şöyle deniyor: Bunlar internette haberleşiyorlar. Hareket İskenderiye Üniversitesinde başladığı için bunlar okumuş insanlar.

Bu arada hepimizin atladığı bir olgu var. ABD 2007’de Cibuti’deAfrika komutanlığını kurdu.

– ABDnin bir önceki Başkanı Bush ilk başkanlığa seçildikten sonra yurtdışına ilk ziyaretini Afrikaya yaptığında çoğumuz Ne alakası var? diye sorgulamamış mıydık?

– ABD, Çin ve Rusya’yla Afrika’daki en büyük hammadde kaynaklarıyla ilgili ciddi çekişme içinde. Batılı ülkelerin bir taşla beş kuş vurma gibi yetenekleri var. Bu son halk kalkışmalarından sonra Libya’ya müdahale ederek Çin’in petrol yolları kesildi. İkincisi, ABD Afrika’da etkinlik kazanıyor. Bakın, büyük ağabeyi darıltmamak lazım. Çünkü fena halde çakıyor ve nereden çaktığı da belli olmuyor. Size buradan bir örnek vereyim. Türkiye’de darılttınız mı şamarı Amerikalıdan değil bir Türk’ten yiyorsunuz.

 

‘Halk hareketleri bize yansımaz’ yanılgısı

-Evet de Güneydoğuda PKK ve BDPnin başlattığı sivil itaatsizlik hareketi şiddete dönüştüğü takdirde ordunun ve polisin Kürtlere karşı harekât başlatması durumunda bir dış müdahale tehlikesi doğabilir mi?

– Bugünkü uluslararası ortam etnik ve dini yapıların seslerini çıkarabilmelerine yardım ediyor. 1980’lerin ortasında başlayıp Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle geniş şekilde uygulamaya konulan hem de iletişim araçlarıyla yaygınlaşan yeni kültür çok etkili. Örneğin, bir bölgede Alevi-Sünni sürtüşmesi varsa orada bir patlama olabiliyor. Geçenlerde bir televizyondaki bir tartışma programında iki büyükelçimiz çıktı,Türkiyenin bin yıllık bir devlet geleneği vardır. Demokratik seçimler yapılıyor. Türkiye bir NATO ülkesi. ABye üyelik başvurumuz var. Dolayısıyla bu olaylar bize sıçramazdediler. Acaba ABD Kuzey Irak’ta olmasaydı Türkiye kendi Kürt vatandaşlarıyla sorunlarını daha rahat çözemez miydi? Ben iki büyükelçimizin görüşlerine katılmıyorum. Biz demokrasiyiz. Bizde olmaz. Bunu düşünmeyin bilegörüşü doğru değil. Son olaylardan sonra, Bu iş nereye varacak?diye şüphelenmek doğru değil mi?

Bir arkadaşımız da çıktı, İnsanın mutluluğu daha önemlidir. Bölünme çok önemli değildirdedi. Bu tür sözleri söylemek mi gerekiyor?

O bölgeye demokrasi gideceği söyleniyor. Ama son gelişen uluslararası kültürün orada oluşmadığını söylemek Arap halklarına ayıp etmek midir? Bazıları bana, Hocam, böyle söylemekle ayıp ediyorsunuz, Arap halklarını küçümsüyorsunuz diyorlar.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: