Ben ‘Hoca’ değilim!…


Celal şengör...Ben “Hoca” Değilim!

İlkokulda «öğretmenim» diye hitab ettiğimiz kişilere, ortaokula geçince «hocam» demeye başlamanın, görülen eğitimde (dolayısıyla da o eğitimi verende) bir mertebe yükselişi, hatta ciddiyet artımı ifade ettiğini sanırdım. Çevremdekilerin de bana verdikleri intibâ buydu. Bu nedenle kendilerinden çok şey öğrendiğim ve birer birey olarak da çok sevdiğim ve saydığım ortaokul tabiat bilgisi öğretmenim Nuriye Güneyi’ye, lise coğrafya öğretmenim Tarık İnözü‘ye üniversite hocalarım İhsan Ketin, Sırrı Erinç, Erdoğan Şuhubi, Cengiz Dökmeci ve diğer öğretmenlerime de hep hocam diye hitap ettim ve bunda en ufak bir sakınca görmedim -ta ki AKP iktidarından itibaren herkesin birbirine «hocam» diye hitap ettiğini duyana kadar. Hatta daha geçenlerde İbrahim Tatlıses’in yattığı hastanenin önünde kurban kesmek isteyen bir vatandaşımıza bir sivil polis memurunun «ya hocam!» diye hitap ettiğini televizyon haberlerinde görmek beni iyice şoke etti. Seneler önce, Sayın Başbakanımız Tayyip Errdoğan Bey’in zamanın Genelkurmay Başkanı Sayın Org. Hilmi Özkök‘e de «hocam» diye hitap ettiğini okumuş ve o zaman ilk defa merak ederek bu hoca kelimesi nereden geliyor diye bakmıştım. Öğrendiğim beni o kadar dehşete düşürdüydü ki, o zamandan itibaren öğrencilerimden her zaman bana «hocam» diye değil, sadece ismimle, Celâl diye hitap etmelerini rica etmeye başladım.

Hocam dilimize Farsça’dan geçme bir kelime olup, Meninski Lûgatında «köle sahibi» anlamını da içerecek şekilde özellikle din öğretmeni, müderris şekillerinde tanımlanmıştır. Daha sonra merhum Andreas Tietze’nin ikinci cildi yeni çıkan Etimoloji Sözlüğünde de gene Meninski’ye atfen aynı bilginin verildiğini gördüm. Ben «köle sahibi» ve «din öğretmeni» sıfatlarını kabul edemem. Birincisi insan haysiyetine yakışmayan bir müessesenin temsilcisini, ikincisi de bir dogmalar külliyatını öğreten bir kişiyi kastediyor. Köle sahibi olmak herhalde insanlığın ulaşabileceği en aşağılık düzeylerden birini temsil eder. Belirli dogma kalıplarını öğretmeyi ise ben kendime yakıştıramam, çünkü her duyduğumu sorgulamak itiyadında olan bir insanım ve öğrencilerimden de aynı hassasiyeti beklerim. Benim onlarla olan ilişkimi sık sık şu benzetmeyle dile getirmeye çalışmışımdır: Ben ve öğrencilerim, bir bilgisizlik ormanı içinde kaybolmuş bireyleriz. Her birimizin elinde birer meş’ale var. Benim onlardan tek farkım, benim elimdeki meş’alenin onlarınkinden biraz daha büyükçe olması. Ancak daha büyük meş’ale sahibi olmak bana muhakkak ormandan çıkış yolunu bulacağım garantisini vermiyor. Bir öğrencim, elindeki daha küçük meşalesine rağmen benden önce bir çıkış yolu bulabilir ve o zaman hepimiz onun peşine takılır ve cehalet ormanından çıkarız.

Bir öğrenci benden çok daha az şey bilmesine rağmen benden çok daha önemli bir keşif yaparak bana (ve dünyaya) çok şey öğretebilir (mesela ben 1976’da daha sonra doktoramı yönetecek olan Prof. Dewey’nin Ren Grabeni hakkındaki modelinin yanlış olduğunu görerek, daha iyisini yayımlamıştım. O da hemen benim modelimi benimsedi). Benim üniversite öğretim görevlisi olarak amacım (ve görevim) öğrencilerime böyle keşifler yapabilecekleri alt yapıyı ve ortamı vermektir. Bunun nedeni de son derece egoistçedir, çünkü ben de cehaletten kurtulmak, kafamdaki bir sürü soruya cevap bulmak istiyorum. Keşfi kimin yaptığı mühim değil, yeter ki ben öğreneyim. Bunun için de keşif yapabilecek kapasitede ne kadar çok öğrencim olabilirse o kadar kazançlı çıkabilirim. Ben öğrencilerimin lideri, başkanı, hele hele «hocası» asla değilim. Ben onların, tâbiri câizse «oyun arkadaşlarıyım».

Derslerde ve ders haricinde hep beraber, bilim adlı ve çok eğlenceli (ve faydalı) bir oyun oynuyoruz. Bu oyunda kazanç grup olarak elde edilebiliyor. Kazancın adı da bilinmeyen bir şeyi keşfetmek. Onun için herkesin birbirine yardım etmesi gereken bir oyun bu. Zaten keşfedilmiş, zaten bilineni, onu sorgulamak dışında, birbirimize öğretmenin anlamı yok. Bilineni öğrenmenin tek amacı, bilinmeyeni bulmak için bir alt yapı kazanmaktır. Elâlemin bildiğini oturup ezberleyecek kadar salak değiliz. Onun için bilim oyununda başkanlar, liderler, hocalar olamayacağı gibi, otorite de yoktur. Hocanın «köle sahibi» anlamı aklıma her geldiğinde bu otorite kavramı da onunla beraber bir kâbus gibi önüme dikiliyor ve her «hocam» lâfını duyduğumda vücudumu âdeta bir ürperti kaplıyor.

Onun için tüm öğrencilerimden ve halkımızdan ricam, bilim insanı olduğuna inandığınız üniversite öğretim üyelerine hocam demekten vazgeçiniz. Herkesin adı var. Bırakın hocam hitabını köle sahibi olmak isteyenler veya köle olmaya hevesli olanlar kullansın. Ben herkesi bilimde oyun arkadaşım olarak görüyorum. Bu mutlu resmi lütfen bozmayın.

_________ A. M. Celal Şengör

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Evrim Teorisi Online

Evrim hakkında herşey...

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: