Başlangıç > Eğitim ve Öğretim, Güncel Türkiye..., Güncel..., Yorumsuz... > Üniversite Öğrencileri Ne İstiyor?…

Üniversite Öğrencileri Ne İstiyor?…


Yumurta Eylemi...Parlamenter sistemle yönetilen bir ülkede gençliğin, korkuyla, disiplin cezalarıyla, polis gücüyle susturulamayacağına biz 68 kuşağı olarak tanık olduk. Yapılan her baskı, her haksızlık yeni olayları körükler, konuşan ve direnen öğrenci sayısı kar topağı gibi giderek büyür. Yirmili yaşların gençliği her zaman idealisttir. Bedeni zayıf da olsa yüreği güçlüdür, gözü karadır.
Üniversite öğrencileri, eylemleri ve talepleriyle yıllar sonra ilk kez gündemde yer almaya başladı. Yazılı basında özellikle TV kanallarında konu daha çok Ankara Üniversitesinde yaşanan yumurtalı protestoboyutuyla ele alınmakta, yalnız bu eyleme bakılarak konu farklı alanlara çekilmektedir. Öğrenci olaylarını doğru okuyabilmek için fotoğrafın bütününe bakmak gerekir.
1980 askeri yönetimi sonrası izlenen politikalarla öğrencilerin ve üniversitelerin susturulduğu ve 1970li yıllarda yaşanan acılardan sonra toplumun büyük çoğunluğunun da bu politikadan yana olduğu bilinmektedir.
Gerçekte böyle bir politika, Cumhuriyeti gençliğe emanet ettiğini, Nutukun sonunda yer alan Gençliğe Hitabede açıkça ortaya koyan Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürkün beklentileriyle hiç örtüşmemektedir. 12 Eylül yönetimi, onun beklentisinin aksine, gençliği susturmuş, ülke sorunlarına duyarsız, sadece dersini çalışan, ödevini yapan uslu bir gençlikyetiştirme projesini hayata geçirmiş ve ülkenin bugünlere gelişinin altyapısını hazırlamıştır.
Suskun bir üniversitenin ve gençliğin geleceğimiz açısından kaygı verici olduğunu düşünenler, son birkaç aydır bazı üniversitelerde ve son olarak Ankara Üniversitesinde yaşananlardan sonra, acaba gençlik uyanıyor mu demeye başlamışlardır. Demokrasi kulvarında kalındığı, şiddet ve kavga ortamına gidilmediği sürece, susan gençlik yerine, hakkını arayan, ülke sorunlarıyla ilgilenen ve konuşan gençlik, geleceğimiz için elbette daha umut vericidir.
Her türlü düşüncenin özgürce tartışılacağı yer olan üniversiteye, güncel bir konuyu tartışmak üzere öğrenciler tarafından davet edilen akademisyen iki siyasetçinin başka bir öğrenci grubu tarafından konuşturulmamasına yönelik bir eylem elbette haklı görülemez. Keşke onlar konuşabilseler ve daha ölçülü bir tepki, konuşma sonuna bırakılsaydı.
Böyle olmadı, bilinen sonuçla karşılaşıldı. İsteklerini, hükümet yetkililerinin hoşuna gitmeyen bir üsluplaifade etmenin ötesinde kusurları olmayan öğrencilerin, Boğaziçi, İTÜ, Yıldız, Eskişehir Anadolu üniversiteleri ve son olarak Dolmabahçede yaşadıkları, öğrenci kesiminde öfkeye yol açmıştır.
Sayın Kuzunun başına fırlatılan yumurtalar, bu öfkenin bir yansımasıdır. Sayın Kuzu, öğrenciler tarafından yapılan bir organizasyonda yaşananlar nedeniyle, hiç de kusuru olmamasına rağmen dekanı istifaya davet ederek üniversite özerkliğikavramını gölgelemekle, öfkeye öfkeyle cevap vermiştir. Bu tavır tüm üniversiteleri yaralamıştır.
Gençliğin öfkesine böyle bir tavır göstermek yerine bu noktaya nasıl gelindiği, olayın arka planının ne olduğu, öğrencilerin neden bu eyleme yeltendikleri, objektif ve önyargısız biçimde irdelenmelidir.
İktidar partisi sözcüleri ve iktidar yanlısı basın, maalesef konuya önyargılı yaklaşmışlar, öğrencilerin bazı illegal örgütlerle ilişkili olduğunu öne sürerek gençliğin yaşadıklarını ve taleplerini görmezden gelmişlerdir..

Öğrenciler ne istiyor?

Öğrenci Kolektifleriüyelerinin beyanlarına göre, üniversite gençliğinin istekleri beş maddede toplanıyor. Dolmabahçede yapılanlar nedeniyle özür dilenmesi, parasız eğitim talebinin karşılanması, yönetimde öğrenciye söz hakkı verilmesi, YÖKün kaldırılması ve üniversiteye daha çok kaynak aktarılması. Bunlar hiç de uçuk olmayan, tartışılabilir nitelikte taleplerdir.
Öğrencilere yönetimde söz hakkı verilmesi, en haklı taleplerden biridir. Bu ülkede yetmiş yıl önce, Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencileri, okullarını ziyarete gelen dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönüye farklı yemek çıkarıldığı için okul müdürüne bu ayrıcalığın nedenini sorabilirken bugün üniversite düzeyindeki öğrencilere yönetimde söz hakkı verilmemesi, Devletin bir ayıbıdır.
Kaldı ki bu talebin hukuki gerekçeleri de bulunmaktadır. 2001’de Türkiyenin de dahil olduğu Bologna Süreci, 2001 Prag ve 2003 Berlin bildirileri ile öğrencilerin yükseköğretim yönetişiminde ortak olduğunu öngörmektedir. Türkiyenin de imza attığı bu açık taahhütlere rağmen öğrencilere bu hak halen verilmemiştir.

70’li yıllardaki kaos ortamına dönüş olur mu?

Türkiye öğrenci olayları bakımından öteki ülkelere göre çok acı bir dönem yaşamıştır. Sonradan daha iyi görülmüştür ki, bazı güçler, 68 öğrenci olaylarını, tasarladıkları bir yönetim biçimini hayata geçirebilmek için kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu politikaları gereği gençliği bölmüşler, onları birbirleriyle vuruşturmuşlar, bu yolla yaratılan kargaşa ortamında Türkiye askeri bir yönetime sürüklenmiştir. Bu süreç sonunda ülke çok şey kaybetmiştir.
Konuşan gençliğini, özerk üniversitelerini kaybetmiştir. Daha da önemlisi sağcısıyla-solcusuyla hepsi yurtsever olan beş binden fazla evladını kaybetmiştir. O günleri yeniden yaşamamak için geçmişten ders alınmalıdır. Ankarada yaşanan yumurta eylemi gibi olaylar bahane edilerek genç-liği susturmak için; onları ait olmadıkları örgütlerle ilişkilendirme ya da gençliğin karşısına başka bir gençlik grubu çıkarma yanlışına düşülmemelidir.
Bunun yerine, daha akılcı, daha gerçekçi, daha pedagojik çözümler üretilmelidir. Öğrencileri polis gücüyle sindirmeyi öngören, onları kamplara ayıran bir yaklaşım hiç de arzu edilmeyen sonuçlar doğurabilir ve bu durumda korkulan başa gelebilir.

Gençlik susturulabilir mi?

Parlamenter sistemle yönetilen bir ülkede genç-liğin, korkuyla, disiplin cezalarıyla, polis gücüyle susturulamayacağına biz 68 kuşağı olarak tanık olduk. Yapılan her baskı, her haksızlık yeni olayları körükler, konuşan ve direnen öğrenci sayısı kar topağı gibi giderek büyür. Yirmili yaşların genç-liği her zaman idealisttir. Bedeni zayıf da olsa yüreği güçlüdür, gözü karadır. Ülke sorunlarını kendi sorunlarının önünde görür.
Gururludur, haksızlığa karşı isyankârdır. Onları anlamak için susturmak değil, konuşturmak ve dinlemek gerekir. Gelecek için umutlarını arttırmak gerekir. Unutulmamalıdır ki onlar, bizim çocuklarımız, bizim gençlerimizdir. Prof. Dr. İsa EŞME

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: