Başlangıç > Güncel Türkiye..., Güncel... > Hayırdan Önce, Evetten Sonra

Hayırdan Önce, Evetten Sonra


Halk oylaması sürecinde, yapılan mitingler ve toplantılar açısından en büyük özverili çalışmayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Türkiye Gençlik Birliği’ne (TGB) bağlı gençler yapmıştır

Afganistan’da Hizb-i İslami örgütünün lideri İslamcı terörist Gülbeddin Hikmetyar‘ı hepimiz anımsarız. Bu teröristin dizinin dibinde Türkiye Cumhuriyeti başbakanının çekilen resmini çok iyi biliriz. Hikmetyar’ın dizinin dibinde resim çektiren başbakan, “veciz sözleriyle” de gündeme oturmaktadır. İşte sözlerinden örnekler;

* Ata’ya saygı durusunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (12.5.1994 Hürriyet)
* Bütün okullar İmam Hatip yapılacak. (17.9.1994 Cumhuriyet)
* Milli Piyango zulümdür. (29.9.1994 Hürriyet)
* 10 Kasım’da yaygara kopartıldı. (14.11.1994 Hürriyet)
* Elhamdülillah şeriatçıyız. (21.11.1994 Milliyet)
* Yılbaşına karşıyım. (19.12.1994 Sabah)
* Ben İstanbul’un imamıyım. (8.1.1995 Hürriyet)
* İmamlar da nikah kıysın. (9.5.1995 Milliyet)
* Ben Meclis’in dua ile açılmasından yanayım. (8.1.1996 Milliyet)
* Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır. (5.2.1996 Akit)
* Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür. (6.3.1996 Hürriyet)
* İçki yasaklansın. (1.5.1996 Hürriyet)
* Ben tekkeye değil, dergaha gittim. (22.1.1997 Gözcü)

Başbakanın 1996′da yaptığı bir konuşma var. Bu konuşma, 21 Ağustos 2001 tarihindeki tüm gazetelerde yayımlandı. Şimdi o konuşmadan alıntılara bakalım:

* “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, ‘Devlet dine karışır’ diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!..”

# “Hem laik ve Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.”

# “Ben Müslümanım, diyenin tekrar yanıma gelip bir de aynı zamanda laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hâkimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ lafı koskoca bir yalan!.. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.”

# “Yahu bu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı otuzu aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliği ile tutacağız.”

# “Türkiye Cezayir olur mu, diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allah’ın izniyle!.. Şimdi artık millet yalnız aktörleri değil, senaryoyu da değiştirmeye talip!.. Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz. Bu düzenin koruyucusu olamayız; bu mümkün değil. Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar.”

# “Türkiye kendine din olarak Kemalizm’i almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir… Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum.”

# “Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi Müslüman-Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor… Ayağa kalkacağız.. Işıkları göründü, Allah’ın izniyle kıyam başlayacak!..”

# “Doğumevlerinde yalnız kadın doktorlar çalışacak!.. Öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var; şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek…”

Başbakan, 2004 Kasım ayında Erzurum’da bir çiftçiyi, “Yahu bu millet yatıp kalkıp hep size mi çalışacak?” diye azarlamıştı. 2005 Eylül ayında YÖK Başkanını eleştirirken, (kafasını göstererek) “Burası basmıyor. Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor.” demişti. 2005 Ekim ayında Siirt’te yurttaşların doktor istekleri üzerine “Doktor getirip de çiviyle çakacak halimiz yok.” demişti. Başbakan, 2005 Aralık ayında İzmir için “gavur İzmir” imasında bulunmuştu. 2006 Şubat ayında da, Mersin’de kendisini protesto eden çiftçiye: “Artistlik yapma, lan terbiyesizlik yapma, hadi ananı al git buradan.” diyerek azarlamıştı. 2006 Eylül ayında Balıkesir’de katıldığı bir açılışta şunları söylemişti: “Canım kardeşim, bakınız askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değildir.

Başbakan, 11 Eylül saldırısı sonrası ABD resmi belgelerinde “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist” diye anılan Suudi işadamı Yasin El Kadı’ya sahip çıkmış ve kefil olmuştur. “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız, parayı veren düdüğü çalar.” diyen başbakan, özelleştirme adı altında, ulusal değerlerimizi yok pahasına, yakınlarına ve yabancılara peşkeş çekmiştir. 4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilirken, bu olaya siyasi iktidar sessiz kalmıştır. Sahte ve hayali belgelerle yurtseverler tutuklanmış ve Silivri zindanındaki yargılamaları eziyete dönüşmüştür.

Terör örgütünün başına “sayın”, şehitlere “kelle” diyen başbakanın iktidarında, 19 Ekim 2009 tarihinde terör örgütü PKK militanları, Habur sınır kapısından ülkemize giriş yapmıştır. Bu teröristleri karşılamaya gelenler arasında milletvekilleri, hükümet temsilcileri ile devletin üst düzey yöneticileri de bulunmuştur ve Öcalan posterleri ve PKK bayraklarıyla, halaylarla ve çiçeklerle karşılanmışlardır. Emperyalist güçlerin baskısıyla, siyasi iktidar, KKTC’nin Rumlara teslim edilmesine, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına, Ermenistan sınır kapısının açılmasına yönelik gizli pazarlıklar yürütmüştür. PKK terör örgütünün başıyla gizli görüşmeler yapılmış ve halk oylaması sürecinde ateşkes sağlanması için işbirliğine gidilmiştir.

Başbakan, halk oylaması sürecinde Çorum’da yaptığı konuşmada, Çorum’luların İskilipli Atıf Hoca’yla gurur duyduğunu söylemiştir. İstiklal savaşında Mustafa Kemal için isyankardır, katli vaciptir diyen İskilipli Atıf Hoca; “Yunan askerleri, padişahımız efendimizin daveti üzerine gelmişlerdir, onlara saygılı olalım” diye yazılar yazan bir vatan hainidir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak, asılan bu vatan hainiyle nasıl gurur duyulabilir?. Bu vatan hainleriyle gurur duyanların amacı, Mustafa Kemal Atatürk’ten intikam almaktır.

Bütün bunların yanında başbakanın İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı yaptığı döneme ilişkin TBMM Başkanlığı’na ulaşan ve dokunulmazlık zırhının kaldırılması istenen fezlekelerde “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamaları yer almaktadır. 1994 yılında İstanbul Anakent Belediye Başkanı olmasından, milletvekili seçildiği 2003 yılına kadar geçen sekiz yılda 84 suçlamanın kayıtlara alınmış, bunlardan yalnızca birinden beraat etmiş, hakkındaki 20 suçlamadan “Rahşan Ecevit’in affı” ile kurtulmuş ve diğer 63 suçlamadan ise dokunulmazlık sayesinde şimdilik kurtulmuştur.

Yukarıda sıralanan söylemleriyle ve yaptıklarıyla, başbakanın öncülüğündeki AKP iktidarı, sekiz yıldır Türkiye’yi işsizlik, açlık, yoksulluk ve yolsuzluk sarmalında yönetmektedir. Siyasi iktidara bulaşan deniz feneri davası, bir türlü çözümlenememektedir. Tarım ve hayvancılık yok edilmiş, çiftçi emeğinin karşılığını alamaz olmuştur. Yatırımlar durmuş, sanayi can çekişmektedir, atölye ve fabrikalar kapanmaktadır. Ülkeyi pazarlamakla yükümlü olanların yaptığı özelleştirme talanıyla ulusal varlıklarımız ve üretim tesislerimiz tek tek satılmaktadır. Terör her geçen gün can almaktadır. İnsan hakları hiçe sayılarak, baskı ve yıldırma politikaları sürdürülmektedir. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşan siyasi iktidarın yaptığı sivil şeriatçı darbe sonucunda toplumsal muhalefetin hapsedildiği bir ülkede, demokrasinin varlığından söz edilmesi mümkün değildir.

Emperyalist ABD’nin büyük işgal projesi olan Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olmakla övünen bir başbakandan ve Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu tescillenen bir siyasi iktidardan, ulus adına, ülke adına olumlu bir şey beklemek yanlıştır. Böyle bir iktidar tarafından yapılan ve halk oylamasında %58 oyla kabul edilen anayasa değişiklikleri, ülkemizi sıkıntılı, karanlık ve zor bir sürece sokacaktır.

Halk oylaması sürecinde, yapılan mitingler ve toplantılar açısından en büyük özverili çalışmayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Türkiye Gençlik Birliği’ne (TGB) bağlı gençler yapmıştır. Toplumun tüm kesimleri bu özverili çalışmaları görmüş ve övgüyle karşılamıştır. Ancak bu kampanya sırasında özellikle siyasi partiler tarafından anayasa değişikliklerinin içeriğinin daha iyi anlatılamaması bir eksiklik olmuştur. AKP’nin polemiklerine uyularak, anayasa değişiklik paketinin açıklanması unutulmuştur. Toplam 52.051.828 kayıtlı seçmen olmasına karşın, 13.682.663 seçmen (%26) oy kullanmamıştır. Sonuçlar, sandığa giden 38.369.165 seçmenin (%74) oylarıyla belirlenmiştir. AKP, eşit olmayan bir kampanya yapmış ve demokrasiden söz edilmesinin zor olduğu bir süreci çalıştırmıştır. Tehdit ve şantajla oy satın alarak, devletin olanaklarını kullanarak, baskıcı bir tutum sonucunda ve belki de 2007 yılından beri alışık olduğumuz bilgisayar hileleriyle bu sonucun alınması normaldir. Bazı seçim bölgelerinde, devletin güvenlik görevlilerinin “mükerrer oy” kullandığı belgelenmiştir.

Halk oylamasında “hayır” için çalışanların, eksikliklerini görmeleri, hatalarını sorgulamaları, daha etkili söylem kullanmaları ve örgütleriyle birlikte çalışmanın önemini anlamaları gerekmektedir. Ancak yapılan tüm baskılara karşılık alınan %42 “hayır” oyu, azımsanacak, küçümsenecek bir oran değildir. Bu oran karşısında halkı aptallıkla ve paraya satılmakla suçlamak, ülkeden gitmeyi düşünmek, umutsuzluğa kapılmak gibi söylemler suçu kendi üzerinden atıp, rahatlamak ve gerçeği görememektir. Ülkemizin geleceği için var gücümüzle çalışmalı, halkı aydınlatma görevinde ısrarlı ve kararlı olmalı ve gelecek günler için umutlu olmalıyız. Unutmayalım ki, bu topraklar bizim yurdumuz, cumhuriyet onurumuz, Atatürk büyük önderimiz, ilkeler ve devrimler geleceğimizdir.

Önümüzdeki süreçte başbakanın teşekkür ettiği okyanus ötesinin isteğiyle başkanlık sistemi ile federasyon için yeni anayasa hazırlıkları devreye sokularak, ülkenin bölünmesine ve parçalanmasına yol açma çalışmaları başlatılacaktır. Terör örgütü başı ve üyeleri için mutlaka bir af düşünülmesi gündeme gelecektir. Bu denemeyi iki kez dolaylı bir şekilde af çıkartarak yapmaya çalıştılar ama başaramadılar. Kıbrıs, Ermenistan ve Heybeliada Ruhban Okulu konusunda ABD’nin ve AB’nin istediği adımlar hayata geçirilecektir. Başbakan yüksek yargının Alevi olduğunu dillendirmişti. Bu söylemin ardında, Türk – Kürt çatışması planlayan emperyalist güçlerin, Alevi – Sünni çatışmasını da planladıkları anlaşılmaktadır. BOP’un eş başkanı olan başbakan, bu söylemleri ile bu projeleri uygulama görevi yapmaktadır. Bu anayasa değişikliği BOP’u hiçbir engele takılmadan uygulayabilmek için yapılmıştır.

Yandaş medya daha da büyüyerek, tarafsız kalanları da yutacaktır. Siyasi iktidar yargıyı ele geçirerek, kendi yolsuzluklarını gizleyecek ve ülkemizin tüm ulusal varlıklarını eşe, dosta, emperyalist güçlere satacaktır. Önlerinde yargısal bir engel kalmayacaktır. Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk dört maddesinin değişikliğini bile gündeme getirebileceklerdir. Siyasi iktidar, kendilerine karşı olan ve “darbeci zihniyet” olarak adlandırdıkları aydınları, sahte ve belgesiz suçlamalarla Silivri zindanlarına kapatmak için yoğun çalışmalarda bulunacaktır. AKP iktidarında yapılanları düşündüğümüz zaman, olay çok net açığa çıkmaktadır: AKP ya deliğe süpürülecektir, ya da aldığı görevi yerine getirecektir. Görevini yerine getirmek için her türlü yolu denemektedir. Ve denedikçe, ABD ve AB emperyalizminin tam desteğini almaktadır.

Siyasi iktidarın dikensiz gül bahçesi yarattığı bu anayasa değişikliğinden sonra, örgütlü mücadele ile bu karanlık günler de aşılacaktır. Çünkü Temmuz 2011 tarihinde yapılacak genel seçimler, ülkemiz için yeni bir umut olacaktır. Bu umut için şimdiden güçlerimizi birleştirip, örgütlü olarak çalışmalara başlamak gerekmektedir.

Suay Karaman/Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri

  1. 22/09/2010, 08:26

    ERGİN YILDIZOĞLU
    Referandum Sonrası ‘Evet’çi ‘Entelektüeller’in Dramı
    Referandumdan “evet” çıkartmak için büyük çaba gösteren liberal, sol liberal yazarların sinirleri yatışmıyor. Birileri onlara, referandumun bittiğini, isteklerinin yerine geldiğini söylese iyi olur. Artık sakinleşebilirler.
    Bu tiplerin görevi, ülkede sol olarak bilinen kesimi özellikle sosyalistleri referandumda AKP’nin peşine takmaktı. Bu görevi başaramadılar, AKP’nin demokratikleştirici bir güç olduğuna sosyalistleri inandıramadılar Kürt hareketini boykot kararından vazgeçiremediler. Ama bu görevlerini yerine getirmek için başvurdukları savları, sonuç vermemesine karşın ısrarla, “hayır” cephesinin morali bozuk, travma yaşıyor gibi fantezilerle birlikte tekrarlıyorlar. Realiteden gittikçe uzaklaşan histerili bir ruh hali var karşımızda. Büyük olasılıkla “bu işi beceremedik, peki şimdi bize ne olacak” korkusu enerji veriyor bu hırçın ruh haline.
    Evet, peki şimdi bunlara ne olacak? Önlerinde tek seçenek var; girdikleri yolda ilerleyerek AKP ile sol arasında bir yerde duruyor taklidi yapmaktan vazgeçip açık seçik AKP propagandisti, demagoglar olmaya yönelmek… Bu yolculuğun ilk örneklerini de görmeye başladık sanıyorum.
    Halka güveneceksin kardeşim!
    Evet konusunda ikna edicisi tüm savlar tükendikten sonra sıra popülist demagogların en çok başvurduğu, ucuz ve gerici bir sava gelmiş anlaşılan.
    Bir yazar adeta bir ültimatom verir gibi açıklıyor, “İşçiler, köylüler, çalışanlar, alt sınıflar; büyük çoğunluğuyla 1982 Anayasası’nın demokratik yönde değiştirilmesi yönünde oy kullandılar. Bu solcular açısından umarım bir anlam ifade eder… Halkın sağduyusuna bir kez daha tanık olarak, geleceğe daha olumlu bakabileceğimiz bir döneme girdiğimize inanıyorum. Uzun sözün kısası: Halka güveneceksin kardeşim!”
    Kısacası, eğer halka evet demiyorsan “halk düşmanı” sayılabilirsin!
    Aktardığım satırlar, solcu bir geçmişe sahip, hâlâ sosyalist olduğunu iddia eden bir yazara aittir. Yazarın yaşamına bakınca, kolaylıkla, “bu saçmalıkları savunamayacak kadar mürekkep yalamış olması gerekmez mi” diye düşünebiliriz. Peki ama neden şimdi ayan beyan yanlış ve gerici olduğunu bilmesi gereken bahaneleri bize satmaya çalışıyor?
    Aynı düzeye inerek şöyle cevap verebileceğimizin bile farkında değil. “Biz de halka güveniyoruz, ama evet diyenlerine değil. Geride kalan yüzde 42’sinin sağduyusuna… Ne yani bunların sağduyusu, AKP seçmeninin sağduyusundan daha mı az değerli?”
    Neyse biz daha ilginç ve yararlı sorularla devam edelim. Örneğin, AKP yanlısı seçmeni iradesini halkın tümünün iradesinin yerine ikame etmek olanaklı mı? Halkın iradesi denen şey gerçekten halkı oluşturan çokluğun iradesi sayılabilir mi? Halk diye homojen bir şey var mı? Her sosyalist halkın “bir çuval patates” olmadığını bilmez mi?
    Halk denen şey aslında bir sınıflar karmaşıklığı değil mi? Sınıflar karmaşıklığı her zaman belli hegemonya ilişkileri içinde hareket etmez mi? Bu hegemonya ilişkilerini destekleyen hâkim fikirler, toplumsal yapının dağılmaya başladığı, çok özel kopuş, altüst oluş anları dışında hâkim sınıfların fikirleri değil mi?
    Bunun böyle olması için çok geniş, yaşamın hemen her anına nüfuz eden bir medya, ideolojik aygıtlar ağı yok mu? Medyanın, toplantı salonlarının vb. yüzde 99.99 egemen fikirleri üretenlerin mülkiyetinde değil mi? Bu güç ilişkileri bu referandum sürecinde bir kez daha açığa çıkmadı mı?
    Diğer bir deyişle, “sağduyu”, gerçekte, “yapıyı” koruyan sağ bir duyu değil mi?
    “Halka güveneceksin kardeşim” demek, bu sağduyunun “doğru olanı” temsil ettiğini kabul edeceksin demek değil mi? Felsefe, ekonomi politik, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimleri, psikanaliz vb. teorik alanları terk edeceksin, çoğunluğun sağduyusunu, doğrunun (örneğin evrim teorisini değil de yaradılış teorisinin) tek ölçüt olarak kabul edeceksin demek değil mi?
    Diğer bir deyişle eleştirel düşünceyi gömeceksin, teoriden vazgeçip, egemen güçlerin saptadığı doğrularla, yani kanaatlerle yaşamayı kabul edeceksin, “yapıya”, tümüyle teslim olacaksın…
    Artık kızmak bile olanaklı değil bu insanlara. Teslimiyetin boyutları karşısında, hüzünlü bir iç çekişten başka bir şey kalmıyor geride…
    erginy@tr.net
    http://erginyildizoglu.blogspot.com

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: