Başlangıç > Yazarlar / düşünceler... > AYDINLARIN İHANETİ…

AYDINLARIN İHANETİ…


Aydınların ihaneti…
İRAN halkı çağdaşlaşmak istiyor, çırpınıyor, yırtınıyor, sokaklara dökülmüş çığlık atıyor…
Türkiye yobazlaşıyor…
(……..)
Seçim sonuçlarına bakılırsa elbet orada da çoğunluk ilkel-çağdışı yaşamdan mutlu… Sorgulamadan-düşünmeden, zihin yormadan, aklı ve medeniyeti ret ederek mollaların peşine takılmış gidiyor…
Ama İranlı aydınlar buna razı değil…
Türkiye ise kendi aydınlarının ihaneti ile İranlaşıyor, bir kez olsun dönüp bakın…
Televizyonlarda-gazetelerde yedi yıldır dincileşme sürecini toplumun gözünden gizleyen, örten… Tam tersine o sürece yol açıp destek verenler kimlerdi?…
Türk aydınları...
Dincileşme hareketinin lideri Tayyip Erdoğan’a şirin gözükmek için yarışanlar… Kimin Cumhurbaşkanı olduğu artık iyice anlaşılan Abdullah Gül’ün sofrasına koşanlar…
Tarikat kökenli iktidar sözcülerine köşe açanlar…
Cemaat kültürünü için için, yavaş yavaş, güya belli etmeden topluma içirenler…
Özel sohbetlerde “Türkiye kötü günlere gidiyor” deyip, ama ekranlarda ya da gazete sayfalarında “İyi şeyler de oluyor…” diye başlayıp, iktidara yalakalık yapanlar…
Tüm AKP grup toplantılarını canlı veren, ama cumhuriyet mitinglerini görmezlikten gelenler…
Kimdi bunlar?…
Türk aydınları...
Zengin aydınlar, üç kuruşluk çıkarları için cumhuriyet kültürünün silinip yerine ılımlı İslam’ın konulmasına göz yumuyorlar…
Akademisyenler, bir unvan, bir ikbal için…
Bürokratlar bir masa…
Siyasetçiler bir koltuk uğruna…
Eski solcular, yorumcular, köşe yazarları, editörler, kimi sivil toplum önderleri, ya korkularından, ya yalakalıklarından…
Böyle oldu sonuçta…
İran aydınları dahi sokaklara dökülmüş çağdaşlığın kapısını ararken, Türkiye’yi çağdışına savurdu:
Aydınların ihaneti...
_________________________________________
Bekir Coşkun / Hürriyet…
  1. ucnoktaaforizma
    23/06/2009, 16:34

    SAĞNAK / NİLGÜN CERRAHOĞLU

    Tahran’da Ölmek…

    “Korkma, korkma; biz hepimiz beraberiz!” (Natarsid, natarsid, ma ba hamim natarsid!)

    Sıcak İran yazında tarih yazan isyancıların en kahredici sloganı bu.

    İran gibi bir ülkede on gündür, her gün meydanlara çıkmak, çıkabilmek cesaretini gösteren kadınlı erkekli göstericilerin ‘korkuyla’ bir başlarına nasıl derinlemesine bir hesaplaşma ve mücadele içinde olduklarını; tek tek korku kodlarını yenebilmek uğruna nasıl birbirlerinin sıcaklığına dayandıklarını ve yan yana birbirlerinden güç aldıklarını, birbirleriyle nasıl et tırnak olduklarını; tek cümlede ifade eden, tek cümleye sığdıran; yüreğe değen, yürek yakan sözler bunlar…

    Sokaklarda binlerce insanın ağzından koro halinde yükselen dev bir “nida”ya dönüştüklerinde; bu kez halklarını yıllar yılı “korku” üzerinden, “korkuyu” kullanarak esir alan zorba liderlere “korku salan” bomba etkisinde güç halini alıyorlar…

    İstibdat yöntemlerinin iktidarları açısından kilit değerini çok iyi bilen “zorbalar”; yaralı bir hayvan gibi artık İran’da korkuyor. Bunun için artık halka ateş açıyor.

    ‘Özgürlük çığlığı’ Nida!

    Korkusunu henüz tam alt edemese de o “korkuyla mücadele etme” noktasına gelen bir halktan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

    İran işte şimdi böylesine can alıcı bir yol ayrımında…

    Geçen akşam; “Al Jazeera” ekranlarında konuşan bir İranlı gazeteci olanları 30 yıl önce şahı alaşağı eden gösterilerle karşılaştırırken aradaki farkı -özetle- şöyle değerlendirdi:

    “Arada çok büyük fark var!” dedi: “O zaman zincirlerimizi kırmak adına bir ‘özgürlük’ talebimiz yoktu. Tek arzumuz şahtan kurtulmaktı. Bugün farklı bir şey istiyor, özgürlük talep ediyoruz…”

    Şah karşıtı gösterilere katılan bir kuşağın temsilcisi babacığının yanı başında, içindeki “korku canavarıyla” mücadele ede ede işte sokağa çıkan Nida bu “özgürlük talebi” adına şehit oldu. İranlıların “özgürlük talebinin şehidi” ve “simgesi” haline geldi.

    Nida’nın elindeki pankartın üzerinde yazan sözcük de şuydu:

    “Özgürlük!”

    İran isyanının bundan böyle diğer adı o; “Nida” olacak.

    “Nida” adını her anışlarında İranlılar bir “özgürlük çığlığı” duyacak, “Nida” sesinden bunu anlayacak…

    Üzerinde o sıradan blucin, ayağında tüm yaşıtlarının giydiği jimnastik pabuçlarıyla; sıcak bir Tahran asfaltında “alçak bir besic kurşununun” hedefi olan “Nida” ile yerkürenin dört bir yanındaki hemcinsleri “özdeşlik” kuracak…

    İster Müslüman dünyadan gelsin, ister gelmesin; ister İran’ın girift rejiminin, girift mücadelesinin ayrıntılarına vâkıf olsun, ister olmasın; global köyün en uzak köşelerinde “YouTube” dan Nida’nın son anlarını izleyen hemcinsleri, o asfaltta kendilerinden bir parçanın hedef alındığını düşünecekler ki geçtiğimiz cumartesi itibarıyla Tahran’da adı “Nida sokağı” olarak bilinen “özgürlük yolunda” ceryan eden tam da bu…

    İslamcı rejimin “halkı sindirmek, pusturmak, korkutmak, yıldırmak” amacıyla örgütlediği “milis güçleri “besic”ler; göstericilerle yüz yüze, karşı karşıya yapılan bir çatışma sonucunda Nida’yı kazara ve hedefini şaşan bir serseri kurşunla öldürmedi.

    Ya nasıl öldürdü?

    Kalabalık arasından bilinçli biçimde -İran’da “özgürlük arayışının” simgesine dönüşen- “bir kadını hedefleyerek”; çatıların üzerinden özel olarak denkledi….

    ‘Hepimiz Nida’yız!’

    Aynı burada, bizdeki “Cumhuriyet mitinglerinde” olduğu gibi…

    İran gösterilerinde de yediden yetmişe kadınlar faal çünkü. Bariz biçimde ön saftalar. Ve “özgürlük” talebinin bir numaralı temsilciliğine soyunmuş durumdalar.

    İsyanı söndürmek için bundan böyle zamanla yarışa çıkan “Ahmedinejad milisleri”; Nida örneğinde gördüğümüz gibi belli ki öncelikli olarak artık “kadını”/” kadınları” hedefliyor…

    Bunu; Nida’nın son anlarında yardımına koşan bir doktorun internet sitelerinde gene yazdıklarından anlıyoruz:

    “Babasının yanındaki genç kıza, bir besic civar çatılardan özel olarak ateş etti!” diyen doktor sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Kızın doğrudan doğruya ‘kalbine’ ateş açan milis; belli ki onu net görüyor; seçiyordu. Doktor olduğum için hemen müdahale ettim. Ne var ki kurşun kızın kalbinde patladığı için, tüm göğsüne dağılmıştı. İki dakikada kurban öldü. (YouTube’da gördüğünüz) bu görüntüleri, yanı başımdaki arkadaşım çekti. Lütfen bunları dünyaya yayınız…”

    Ahmedinejad, ne yaptığının ne kadar farkında bilemiyorum ama “besic”leri aracılığıyla Nida’nın kalbine sıktığı kurşun; hepimizin göğsünde, tüm kadınların yüreğinde patladı.

    nilgun@cumhuriyet.com.tr

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Evrim Teorisi Online

Evrim hakkında herşey...

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: