Başlangıç > ucnokta'dan > BİLİM ve LAİKLİK…

BİLİM ve LAİKLİK…


BİLİM VE LAİKLİK: Türkiye, ortaçağ yalanlarıyla bir yere varamaz!

“Bizim üyelerimiz henüz karşıt görüşleri dinlemeye hazır olmadıkları için öneri kabul edilememiştir”. Karşıt görüşleri dinleyemeyen bu üyelerin çoğu profesör veya doçent. Aradan 15 yıl geçti. O zamanki öğrenciler profesör oldu. Fakat bunlar hâlâ karşıt görüşleri dinlemeye hazır değiller! Çünkü dinlerlerse ezberleri bozulur, inançları sarsılır!…

 

 “Üniversiteler Nereye Gidiyor” başlıklı yazımda, “Laikliğin türbana indirgendiğini, karşısına da mayo veya mini etek giymenin, ya da içki içmenin konulduğunu” bildirmiş, oysa “laikliğin, eleştirel akılcı-bilimsel düşünce” demek olduğunu öne sürmüştüm (CBT 1136/15, 26 Aralık 2008).

Laikliğin türbana indirgenmesi, mayoya, mini eteğe ve özellikle içkiye pek sıcak bakmayan halkımızı gericilerin kucağına itmektedir.

Mart başında Vatan gazetesinde, “Türkiye Nereye Gidiyor” başlıklı bir seri röportaj yayımlandı. Görüşlerine başvurulan, çoğu liberal veya İkinci Cumhuriyetçi düşünürler, bilim insanları, köşe yazarları vb. genellikle on yıl sonra Türkiye’nin daha geriye gitmiş olacağını kabul ediyorlar. Fakat bunun korkulacak bir şey olmadığını öne sürüyorlar. Sayın Ataol Behramoğlu’nun yazısında belirttiği gibi, “bunu bir yazgı olarak kabul edip içselleştirmişler…” Engellenmesi olanaksız, yaşamak zorunda olduğumuz bir süreç olarak görüyorlar.

Bu süreç, güzel olmasa da yaşamak zorunda olduğumuz, gerçekten geçici bir dönem mi olacaktır? Laikliği bilim bakımından, daha doğrusu eleştirel akılcı-bilimsel düşünce yönünden ele alacak olursak, başımıza neler gelebileceğini daha iyi öngörebiliriz. TÜBİTAK’ ta yaşanan son gelişmeler üzerine bu konuyu açmamız gerekir.

TARİHİN SONSUZ KANITLARI

Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olmasıyla din devlet ve toplum üzerinde belirleyici olmaya başladı. Dinin bunu başarabilmesi için, o zamana kadar belirleyici olan Antik Yunan bilim ve felsefesiyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdı.

Bu engeli aşabilmek için kilise babaları, çatışma yerine uzlaşmayı seçtiler. Aslında amaçları uzlaşmak değil, onu yozlaştırarak işlerine geldiği gibi kullanmaktı. Bu amaçla Antik Yunan filozoflarının öğretileri esas alınarak dini dogmalar türetildi. Bu şekilde “Patristik” felsefe, yani kilise babalarının felsefesi ortaya çıktı. Bu felsefe, yaşam ve doğa üzerine değil, ölüm ve öbür dünya üzerine kurulmuştu. Yaşamı, öbür dünya için bir sınav olarak gören bu felsefede, doğal olarak bilimin yeri yoktu.

Kilise babalarından Aziz Ambroise, “doğanın niteliği ve durumu üzerinde tartışmak gerçek yaşamda, yani öbür dünyada bizim ne işimize yarar?” demiştir. “Her şeyin Tanrı’nın istenciyle olduğu, insanların sadece kulluk görevlerini yerine getirmeleri gerektiği” söylenmiştir. “Aklın, insanı inanmaktan alıkoyan bir tuzak” olduğu öne sürülmüş ve “aklı bırakıp imana sarıldığında insanın esenliğe erişeceği” bildirilmiştir.

“Tüm bilgilerin kutsal kitaplarda var olduğu veya buradan türetilebileceği” savıyla, “Hıristiyanların, putperestlerin bilgilerine/bilimlerine gereksinimleri olmadığı” öne sürülmüştür.

TÜRKİYE’DE ORTAÇAĞ YALANLARI

Sonuçta bilim düşmanlığı Greko-Romen uygarlığını ortadan kaldırmış, Kilisenin soylularla birlikte egemen olduğu, Hıristiyan şeriatının en yoğun bir şekilde uygulandığı, Avrupa’nın en karanlık dönemi olan ortaçağa girilmiştir. Ve papazlar ile soylular gönenç (refah) ve zenginlik içinde, cenneti bu dünyada yaşamaya başlamışlar, kendilerine öbür dünyada cennet vaat edilen halk ise serf/köle olmuştur.

TÜBİTAK’ta, Başkan Yardımcısı da olsa, bir kişinin gayretkeşliğinden hareketle ülkemizin Ortaçağ karanlığına gömüleceğini öne sürmek, olayın aşırı abartılması olarak düşünülebilir. Ancak, “Ilımlı İslam Üniversitesi mi?” başlıklı yazım okunduğunda, gelişmelerin bireysel sapkınlıklar veya rastlantılara bağlanamayacağı, her şeyin 1945’ten bu yana uygulanan bir plana göre yürüdüğü görülecektir (CBT 1138/9, 9 Ocak 2009).

Yukarıda örnekler verdiğimiz ortaçağ söylemleriyle, günümüzde her platformda, her zaman, hepimiz karşılaşıyoruz. Bu söylemlerin, halk arasında ağız alışkanlığıyla veya lafın gelişi söyleniyor olması önemli görülmeyebilir. Ancak ne yazık ki, bunlar üniversitelerde inanarak, bilinçli olarak söylenmektedir.

“7.4’ten ders almadınız mı?” Bu soruyu, üniversite önünde türban yasağını protesto eden kız öğrenciler, taşıdıkları pankarta yazmışlardı. Öğrenci oldukları için hadi bunları hoş görelim!.. Ancak depremin ilk günü, felaketin içinde yaşayan, acılarını daha yüreklerinde/iliklerinde hisseden insanlara, “nasıl bir günah işlediniz de Allah size böyle büyük bir felaket verdi?” diyen Teknik Üniversite profesörüne ne diyeceğiz?

Geçenlerde, akla-mantığa aykırı zırvalarla dolu, “Aile İlmihali” gibi bir kitap yazmış olan bir ilahiyat profesörüne disiplin cezası verilmesini, YÖK zamanaşımına uğratarak önledi. İlahiyat fakültelerinde, “Sünni İslam Meslek Yüksekokulu” gibi bir eğitim uygulanmakta. Hatta bu nedenle, tıp fakültelerinin yanına hastane yapılması gibi, bunların da yanlarına birer cami yapılmakta ve “uygulama camii” adı verilmekte.

Batı üniversitelerinde ilahiyat fakültelerinin karşılığı “divinity” değil, “theology”, yani “inançbilim”dir; eleştirel-aklın ışığında inançlar tartışılır. Bununla birlikte, ilahiyatçı diyelim, hadi bunu da geçelim!..Ancak, “bilim akılla değil vahiyle olur” veya “evliyalar ışık hızıyla hareket ettikleri için, aynı anda birden çok yerde görülebilirler” diyen fen bilimleri profesörlerine, ya da yaşamını kurtardığı için kendisine teşekkür eden hastasına, “ben bir şey yapmadım ki, seni Allah iyileştirdi, otur Allah’a dua et” diyen hekim profesörlere ne demeli?

BU KÜLTÜR BİLİM ÜRETMEZ

Biz bunları 90’lı yıllardan beri yazıyoruz. Rapor halinde Atatürkçü (!) YÖK başkanlarına ve bu konulara duyarlı olduklarını bildiğimiz Sayın Celal Şengör gibi hocalara gönderdik. Buna karşın, bunların sayısı giderek arttı, bizler azınlıkta kaldık.

Tarikat/cemaat kreşlerinde, okullarında, evlerinde, yurtlarında, dershanelerinde mürit olarak eğitilen bunlar, inanıp itaat/biat etmek kültürüyle yetiştirildikleri için kuşku duymazlar, sorgulamazlar, eleştirmezler ve tartışmazlar. Bu kültürle bilim üretilebilir mi?

Bir kentte yaşanmış bir olay, bunların kafa yapılarını göstermesi bakımından ilginçtir. Bunlar bir dernek kurmuşlar ve hafta sonlarında, kendi aralarında konferans tarzında toplantılar yapıyorlar. O kentteki Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Başkanı olan profesör, bu derneğin başkanı olan profesöre bir öneri götürüyor: “Bir konuşmacı sizden, bir konuşmacı bizden, istediğiniz konularda ortak toplantılar düzenleyelim. Bu şekilde aramızda diyalog başlatmış oluruz”.

Böyle bir öneri beklemediği için şaşıran başkan, “konuyu yönetim kurulunda görüşmesi gerektiğini” bildiriyor. Birkaç gün sonra yanıt geliyor: “Bizim üyelerimiz henüz karşıt görüşleri dinlemeye hazır olmadıkları için öneri kabul edilememiştir”. Karşıt görüşleri dinleyemeyen bu üyelerin çoğu profesör veya doçent. Aradan 15 yıl geçti. O zamanki öğrenciler profesör oldu. Fakat bunlar hâlâ karşıt görüşleri dinlemeye hazır değiller! Çünkü dinlerlerse ezberleri bozulur, inançları sarsılır!…

Prof. Dr. A.M. Celal Şengör, 14 Mart tarihli Cumhuriyet’teki yazısında, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı’nı çok ağır şekilde eleştirerek “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu adamı kulağından tuttuğu gibi TÜBİTAK’tan ve üniversiteden atmasını” istiyor. Sayın Şengör, kimi kime şikâyet ediyorsunuz? Kadı makamında oturanlar, sorunları “ulema fetvasıyla” çözmeye çalışıyor; sağlıklı/hijyenik besin tüzüğü hazırlayacaklarına, “helal gıda nizamnamesi” çıkarmaya uğraşıyorlar.

Ayrıca bu bir tekil (münferit) olgu değil ki atmakla kurtulalım. Yaratılış Kuramı(!)’nın sözde kanıtları olan uyduruk fosil sergisi, turneye çıkmış tiyatro kumpanyaları gibi, rektörlerin yüksek himayelerinde, Anadolu’daki üniversite yerleşkelerinde sergilenmeye devam ediyor.

Sonuç olarak, laiklik olmayınca, çarşafa girmek veya içki içememekten daha önemli olan, eleştirel akılcı-bilimsel düşünce ortadan kalkacaktır. Bilimsel düşünce olmayınca bilim üretilemez. Bilim üretilemeyince teknoloji geliştirilemez ve sömürü devam eder.

Emperyalistler, bizim kadınlarımızın çarşaf giymesinden hoşlandıkları için, “Atatürkçülüğü bırakın, ılımlı İslam ülkesi olun” demiyorlar. Amaçları sömürüyü sürdürmek. Obama’nın Başkan seçilmesi, ABD’nin Irak’tan çekilmesi, Bayan Clinton’ın Anıtkabir’i ziyaret etmesi ve ılımlı İslamdan söz etmemesi kimseyi umutlandırmasın. Büyük devletler uzun erimli planlar yapar, sadece gerektiğinde taktik değiştirirler. Bu nedenle ne ılımlı İslamdan vazgeçilmiştir, ne de BOP veya GOP çöpe atılmıştır.

 

Prof.Dr. Süleyman Çelik, Ondokuz Mayıs Üniversitesi; scelik@omu.edu.tr

Kategoriler:ucnokta'dan
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: