Başlangıç > Güncel..., ucnokta'dan > SAVAŞIN ANATOMİSİ… GAZZE’DE ÖLÜM MİSKET OYNUYOR…

SAVAŞIN ANATOMİSİ… GAZZE’DE ÖLÜM MİSKET OYNUYOR…


Bir yanı deniz, iki yakası İsrail, diğer çıkışı da Mısır olan 1.5 milyon insanın mülteci yaşamlar sürdüğü, abluka altına alınmış küçücük bir coğrafya…

Otomatik tüfekleri, el bombaları, ilkel füzeleri, sapanlara yapışmış taşları ve inançlarının çelik yeleğine bürünmüş cesaretleriyle işgale direnen 15-20 bin arasında radikal dinci militan…

Yapabildikleri, düştüğü yerde bekledikleri tahribatı yapamayan füzeler atmak… Kendilerini öldürmeye gelen İsrail askerlerinden olabildiğince esir almak… Ve hiç kabul edilir olmasa da geçmişte olduğu gibi intihar eylemine girişmek!..

Karşılarındaki güç ise dünyanın en iyi üç ordusundan biri… Son teknoloji savaş araçlarıyla donatılmış, korunaklı askerler… Etkili silahlar taşıyan uçaklar ve helikopterler… Bir militanı yok edebilmek için on çocuğunu da acımasızca öldürmeyi göze alabilen pilotlar… Yaşamın ambargo ve duvarlar arkasına hapsedildiği sokaklarda önüne geleni deviren devasa tanklar…

Orantısız güç ve ABD desteğiyle yürütülen bir devlet terörü!..

Filistin’de yaşananlara ister “terörün altyapısını çökertme” denilsin isterse de Siyonizmi yok etme direnişi!.. Oysa 42 yıldır süren bu kavganın içinde sarsıcı tek bir gerçek var; bebekler ve çocuklar yani masumlar alçakça katlediliyor!..

İşte Filistin!.. İşte Gazze gerçeği…

Şiddet, kan ve kaos; kuşatılmış bir kentin anatomisinde imdat çığlıklarına yol açıyor!.. Bebeklerin cılız sesi Gazze’nin soğuk duvarlarına çarpıp geri dönüyor!.. Kanlı emzikler küçük kefenlere madalya oluyor!..

Dünya ne yazık ki bu utanç verici sahneleri seyretmekle yetiniyor.

____________ Ucnokta…

Kategoriler:Güncel..., ucnokta'dan Etiketler:
  1. ucnoktaaforizma
    08/01/2009, 04:58

    Cumhuriyet 07.01.2009

    Kanayan Filistin…

    Birleşmiş Milletler ve NATO, ABD’nin çıkarlarını savunan dernek haline gelmiş. Bu insanlık ayıbı bir gün ezilen halkların kuracağı yeni insanlık anlayışı ile yeniden inşa edilecektir. Yoksul halklar emperyalizmi mutlaka dize getireceklerdir. Bunu Atatürk, yıllarca önce görmüş ve halkların uyanması için önderlik etmiştir.

    Orhan ÖZKAYA

    Emperyalist İsrail’in Gazze’ye son saldırısı ve yarattığı vahşet, tam anlamıyla Filistin halkına karşı uygulanan bir soykırım suçunu oluşturuyor. Sorun, 19. yüzyıl sonlarından başlayarak 20. yüzyıl başlarında bölgeye, yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, bu topraklar üzerinde 1948 yılında İsrail Devleti’nin oluşturulması ile ilgili. Filistin’de bir Yahudi topluluğunun oluşturulması 19. yüzyıl boyunca yükselen bir seyir izlemiştir.

    Osmanlı Devleti, Filistin’de Yahudi yerleşimini arttırmayı planlayan Siyonist harekete karşı daima ihtiyatlı bir politika takip etmiştir. II. Abdülhamid, Siyonizmi siyasal bir sorun olarak görmüş ve Yahudilerin kitlesel olarak Filistin’e yerleştirilmelerinin imparatorluk içinde yeni bir milliyetçilik akımı ya da başka deyişle bir ‘Yahudi sorunu’ doğurmasından endişe duymuştur.

    Siyonist hareketin lideri Theodar Herzl 1901 yılının Mayıs ayında II. Abdülhamid’e gelerek, 1492 yılında İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen Yahudi göçmenlerin Osmanlı Devleti tarafından kabul edildiğini hatırlatmış ve Filistin’e yerleşmek için toprak istemiş, fakat reddedilmiştir.

    1936’da bir araya gelen Arap liderleri Yahudilere karşı mücadelede önderlik edecek Arap Yüksek Komitesi’ni kurarlar ve genel grevle ulusal bir ayaklanma başlatırlar.

    Bunun üzerine Filistin’e gelen bir komisyon, Yahudilerle Arapların aynı devlet içinde yer almasının mümkün olamayacağını, Filistin’in bölüştürülmesi gerektiğini öneren Peel Raporu’nu kabul eder. Daha sonra İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, ‘Balfour Deklarasyonu’ olarak bilinen mektubu, 2 Kasım 1917’de Siyonist lider Lord Rothschild’e göndererek, İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını destekleyeceğini açıklar. Siyonizm, politik bir hareket olarak 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

    İlk etapta, diyasporadaki Yahudilerin durumunun iyileştirilmesi ve ‘geri dönüş’ fikrinden ibaretti. ‘Halkı olmayan bir ülkeyi, ülkesi olmayan bir halka devredin…’ diyen, ‘Israel Zangwill’ Filistin’de Arap varlığını inkâr eden Siyonist hareketin tavrını açıkça ortaya koyar.

    1956 II. Arap-İsrail Savaşı’nın ardından dokuz yıl boyunca Mısır’la İsrail arasında ciddi bir problem yaşanmadı. 1964’te FKÖ’nün kurulması ve Suriye’de Nasır’ın görüşlerini benimseyen Baas Partisi’nin iktidara gelmesi, bunalımı yeniden başlatır. 13 Nisan 1975’te Hıristiyan Falanjistlerin Filistinlilerin bulunduğu bir otobüsü taraması üzerine Lübnan iç savaşı patlak verir.

    Merkezi hükümetin zayıflaması Filistinli örgütlerin Lübnan’daki etkisinin artmasına neden olur.

    İntifada: 8 Aralık 1987, Filistin’de İsrail işgaline karşı topluca başkaldırma niteliği taşıyan intifada hareketinin başlangıç tarihidir.

    Filistinliler aleyhine sonuçlar doğuran barış görüşmeleri ve Sabra-Şatilla Katliamı’nın ardından FKÖ’nün Lübnan’dan çıkarılması, Filistin halkının tepkisinin büyümesine neden olur. İntifada olarak adlandırılan ayaklanmanın ilk adımı 7 Aralık 1987’de atılır. Yom Kippur Savaşı: 1967 Savaşı’nda büyük bir yenilgi yaşayan Mısır, Suriye ve Ürdün, 1973 yılında Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvvetlerine saldırdı. 6 Ekim 1973 günü başlayan bu savaş altı gün süren 1967 savaşının yarattığı tepkinin bir sonucudur.

    İsrail Altı Gün Savaşı’ndan, işgalindeki toprakları yaklaşık üç kat genişleterek çıkar. Golan Tepeleri, Kudüs’ün tümü, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Gazze İsrail’in eline geçer.

    Filistin halkı üzerinde, İsrail’in acımasız Siyonist ideolojisini uyguladığı yayılmacı ve soykırım politikası, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Yapay bir devlet olarak, Osmanlı döneminde Arap halktan aldığı topraklar üzerine kurulan İsrail Devleti, Filistin halkının kendi topraklarından kovmak için elinden gelen saldırıyı, emperyalist savaş uygulamasını, ABD, AB ve İngiltere gibi diğer emperyalistleri arkasına alarak onlarca yıldır sürdürmektedir.

    Sonuç

    Son Gazze işgaliyle, Filistin halkının artık direnecek genç insanı tükenmek üzere. Analar kaybettikleri çocuklarının yerini doldurmaya çalışıyorlar ya da kendileri geçiyorlar.

    İsrail, aklına estiği zaman, askerlerine bir taş atıldığında, bütün Filistin bölgesini yerle bir ediyor. Tam anlamıyla, Siyonist bir terör uyguluyor. Artık Filistinlilerin barınacakları evleri, barınakları kalmamış durumda.

    On yaşından büyükleri ya tutsak alıyor ya da öldürüyor. Hapishaneler işkencehanelere dönüşmüş durumda. Dünya insanlık tarihi sayfalarını bu vahşete kapatmış, görmezlikten geliyor. Ne BM’nin temel insan haklarından sayılan yaşama hakkı ne de bir devletin işgalcilerin zulmü karşısındaki çaresizliği karşısında duyarlı davranılıyor.

    Artık analar şaşkınlık içinde oraya buraya koşuşturup duruyor. Kaybettikleri ço- cuklarının, eşlerinin yerine kendilerini İsrail’in devlet terörüne karşı kalkan etmişler. Gözlerinden yaş akmaz olmuş. Bütün gözyaşları tükenmiş, akacak yaş kalmamış… İsrail kafasına koyduğu an Filistin’in bir ucundan girip öbür ucundan çıkıyor. Yıkmadık, tahrip etmedik yer bırakmıyor. Tanklarla ezmedik Filistin toprağı bırakmıyor.

    Birleşmiş Milletler ve NATO, ABD’nin çıkarlarını savunan dernek haline gelmiş. Bu insanlık ayıbı bir gün ezilen halkların kuracağı yeni insanlık anlayışı ile yeniden inşa edilecektir. Yoksul halklar emperyalizmi mutlaka dize getireceklerdir. Bunu Atatürk, yıllarca önce görmüş ve halkların uyanması için önderlik etmiştir.

  2. ucnoktaaforizma
    09/01/2009, 15:51

    Gazze Katliamı, BOP’ta Bir Kilometre Taşı…

    -İran ve Suriye, “ABD ve AB’nin bölgedeki karşıtları”.

    -Hamas, İran ve Suriye’ye yakın.

    -Ve İsrail, Hamas’ı bölgeden (ve dünyadan) çoluk çocuk, yaşlı demeden silmeye çalışıyor.

    -AB, İsrail’e “pasif destek” veriyor.

    İsrail Gazze’de, Batı’ya (ve emperyalizme) karşı çıkanlara saldırıyor. İsrail’in ABD ile işbirliği olmadan Gazze’yi silme girişimine ancak çocuklar inanır. Kimileri de, AB’nin yaptığı gibi, “iki taraf arasındaki savaştan” söz ediyor.

    Gelelim en başa; Hamas Batı’nın besleyip desteklediği bir örgüt değil miydi? Aynen El Kaide gibi, Saddam gibi…

    Batı emperyalizmi önce tehdit öğelerini üretiyor, maşa olarak kullanıyor, sonra da yok ediyor. Bu oyunun kuralları ve aktörleri Türkiye’deki “ilgili çevreler” tarafından çok iyi bilinir.

    Türkiye’de siyasal ve bürokratik çevreler de, oyunun içinde değiller mi?

    -AKP’nin nasıl ve niçin iktidara getirildiğini artık bilmeyen kalmadı. Cilt cilt kitaplar yazıldı, belgeler yayımlandı.

    -Bunlar ABD, İngiltere ve İsrail ile stratejik ortaklık içine girdiler. İmzaladıkları belgeler, üstlendikleri misyonlar, aldıkları nişanlar ve yürüttükleri uygulamalar bunun en açık kanıtları. Kendileri de defalarca “ikrar ettiler”.

    İran yerine Hamas…

    İsrail’in Gazze’ye saldırısı Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır. İşe önce Kuveyt’ten başladılar. Sonra Irak ve Afganistan geldi. Arkasından PKK’yi, Lübnan’ı, Gürcistan’ı hareketlendirdiler. Türkiye’yi “içerdeki uzantılarıyla” denetim altına almaya başladılar. 2008’de Pakistan’ın parçalanması için girişimler sürdü.

    -Türkiye’de bir başbakan, “Ben BOP’un eşbaşkanıyım” diyor.

    -Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Amerikalılarla, “içeriği açıklanmayan çok özel anlaşmalar yapıyor”.

    -Irak’ın kuzeyinde ABD, İngiltere ve İsrail’in güdümünde bir kukla devlet kuruluyor.

    -Ankara, bu kukla yönetimi tanımaya doğru yönlendiriliyor.

    -Türkiye içinde Talabanici ve Barzanici lobiler kuruluyor.

    -Türkiye’nin yanında, İran ve Suriye’ye yönelik iç operasyonlar başlıyor ve PEJAK harekete geçiriliyor.

    Ve şimdi de İsrail aynen Lübnan’a 2006’da saldırdığı gibi, bu sefer Hamas’ı bahane ederek Gazze’de bir soykırım başlatıyor.

    Bunlar bir bütünün parçalarıdır. İsrail’in Gazze’ye saldırması sadece bir Filistin, bir Hamas meselesi değildir. Aynı zamanda BOP’un icraatında, kilometre taşlarından biridir.

    Saldıran tarafta yalnız İsrail yok. ABD ve AB de bu tarafta. Hatta Batı emperyalizminin bölgedeki işbirlikçi Arap ülkelerini de İsrail’in yanında saf tutanlar olarak kabul etmek gerekir. İsrail’e karşı ortak bir karar bile çıkartamadılar.

    Türkiye içindeki oligarşi buna dahildir.

    -BOP’a destek verenler, “biz de projenin içindeyiz” diyenler…

    -Son yıllarda ABD ile “çok özel anlaşmalar yapanlar”…

    -İsrail’den ve Yahudi lobilerinden madalya alanlar…

    -İsrail askerlerine ve silahlarına Türkiye’nin kapılarını açan siyasiler…

    -Bütün bu gelişmelere arkasını dönerek üç maymunu oynayan milletvekilleri, İsrail’in Gazze’ye saldırısına katkı yapmışlardır. Meclis’ten İsrail’i kınayan bir karar bile çıkartılamıyor.

    Gerçek taraflar kimler?

    Artık asker, sivil herkesin açık açık söyleyerek kabul etmek zorunda kaldığı üzere PKK, ABD ve AB’nin desteklediği bir örgüttür. Onun için silinemiyor. Tam silinecekken Batı, Türkiye’de yönetimi değiştiriyor, “projeye destek verecek yenilerini iktidara getiriyor”.

    Türkiye PKK ile çatışma haline sokuluyor; “ya terör ya Kürdistan” dayatması Batı tarafından masaya getiriliyor.

    Hamas ise ABD (ve AB) karşıtı; İran, Suriye ve birçok Müslüman çevreden destek görüyor. Türkiye’den de önemli bir desteğe sahip.

    Ve İsrail Gazze’de, Hamas’ı bahane ederek katliama başlıyor.

    Gazze’de taraflardan biri İsrail diğeri Hamas olarak sunuluyor. Bu büyük bir hatadır. Bir tarafta Batı emperyalizmi diğer yanda Ortadoğu’nun ezilen halkları var. Gerçek taraflar bunlardır.

    Barzani’nin en yakın (ve stratejik) dostları İsrail ve Amerika. Gazze savaşında Barzani tabii ki İsrail’in yanında duruyor. Gelelim Türkiye’ye; Türkiye’de BOP konusunda destek veren siyasiler, bürokratlar, akademisyenler, iş çevreleri ve gazeteciler Gazze katliamında İsrail’i hazırlamışlar ve bu noktaya getirmişlerdir. Onlar da bu suçun ortağı oldular.

    1 Mart tezkeresine “evet” kampanyası açanlar, bugün İsrail’in Gazze’de işlediği suçu, Irak’ta Türkiye’ye işletmiş olacaklardı.

    Ama başaramadılar…

    BOP’a destek veren oligarşik düzen yerine katılımcı demokrasi kurulmadan Türkiye ve bölgede sorunlar çözülmeyecektir. Sömürgeciler düzenlerini, yarattıkları sorunlar üzerine oturturlar.

    http://www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali

  3. ucnoktaaforizma
    11/01/2009, 05:29

    SAVAŞIN ASIL SEBEBİ…

    ŞENGÜL HAMİD / AÇIK GAZETE MISIR – Filistinliler, İsrail’in kuruluşundan bu yana ‘Arap, müslümanlık ve insaniyet’ kavramları adına; batı devletlerine karşı duran en bahtsız halk olarak kabul edildi…

    60 yıl evvel başlayan bu cefa, günümüze değin kanlı birşekilde uzanırken; tarih sayfalarına da ‘Arap Milliyetçiliği’ ve bu topraklardaki çaresiz halkı kullanarak, Arapların olası barış şanslarını zedeleyen malum ‘Din Örgütleri’ kavramlarını da tekrar tekrar şekillendirerek ekledi.

    Gerçekte, kökeni Firavunlara kadar uzanan Mısır’lılar veya aslı Fenikelilere kadar dayanan Lübnan’lılar gibi, değişik temellerden yükselen bu farklı ülkeler, ‘Arap Kimliğini’ gururla taşıyor.

    Peki bu kimliği yaratıp, güçlendiren ne?
    Din mi? ( Bu noktada, çoğunluğu müslüman olmasına rağmen, değişik inançlara sahip Arapları da hatırlayalım… )
    Dil mi?
    Onların ‘onsuz’ yapamayacağı ‘emperyalist batı’ mı?
    Yoksa eskimeyen hasım İSRAİL’ ın ta kendisi mi?

    ***

    Arap Milliyetçiliği’nin Başlangıcı…

    İkinci dünya savaşı sona erdiğinde, Amerika Birleşik Devletleri ‘dünyanın en büyük ekonomik gücü’ durumuna ulaştı. O dönemde, Amerika, askeri güç ve prestijiyle buna katılan Sovyetler Birliği ve İngiltere, Avrupa ve Ortadoğu’nun kaderini kontrol altına almaya karar verdi. Bu amaç doğrultusunda, Birleşmiş Milletler 1948’de İngiliz’lerin Filistin topraklarındaki kontrol gücüne son vererek ‘bu bölgede, sadece yahudilere ait olabilecek bir yerleşim alanı oluşturmaya’ karar verdi: İsrail .

    Bu gelişmeler sırasında, bağımsızlıklarına henüz kavuşmuş olan müslüman Pakistan ve Endonezya, kendi içişleriyle uğraşırken; İran’ da İsrail’in kuruluşunu uzaktan takip etmekle yetiniyordu. Diğer taraftan, Mısır, Irak, Suriye ve Sudi Arabistan, bu yapılanmadan dolayı ‘politik bir yenilgi’ duygusuna kapıldı. O güne değin, müslüman, hristiyan ya da yahudi Araplar için ortak olarak kabul edilmiş kültürel değerler, böylece, yıkılmaya başladı.

    Gerek ‘Sosyalist-Marksist’ müslümanlar, gerekse yahudiler, batının, İsrail oluşumuna ihtiyaç duyuş sebebinin farkındaydı: Petrol.

    Durumdan hoşnut olan yahudiler, kendilerine, Amerika ve Avrupa’dan eklenen destek ve katılımlarla, yeni ülkelerine hızla yerleşmeye başladı.
    Hatta İsrail lideri Ben-Gurion, daha fazla arazi edinme karşılığında önerdiği ‘maddi tutar ve West Bank’ın Filistin’lilere ait olacağı’ sözüyle, Ürdün Kralı Abdullah’ın desteğini kazandı. Bunu takiben, bazı Filistin’lilerin arazileri, yüksek fiyatlar karşılığında, yahudiler tarafından satın alınmaya başlandı.
    Bu gelişmelere karşı çıkanlar da vardı elbet…’Böyle bir oluşumun, diğer Arapları, Avrupalılara ve yahudilere karşı saldırganlığa yönelteceğini’ savunanlar, haklı da çıktı sonuçta …Buna rağmen, bölgedeki İsrail karşıtı ilk ayaklanmalar, İngiltere’nin de desteğiyle kontrol altına alındı.

    ***

    Aynı Zamanda Mısır’da ise…

    Kendi politik geçiş süreci içinde bocalayan Mısır’da 1952’de son Osmanlı Kralı Faruk’un tahttan indirilmesi, ülke için büyük bir dönüm noktası oldu.
    Askeri akademide tarih profesörlüğü yapmış, devrim lideri Gamal Abdel Nasser, halk desteğini usta bir manevrayla arkasına aldı: Osmanlı dönemi paşaları ve toprak ağalarının, mal-mülk ve arazilerini, halka mal edeceğini açıklayan Nasser, ülkede ’sınırlı arazi reformunu’ başlatti. Böylece, el koyulan arazilerin bir kısmı, fakir çiftçilere dağıtılırken, devrimci lider, milli kahraman durumuna ulaştı. Diğer yandan, ‘Arapların, tarih boyunca kazandığı zaferlerin ve islamın, erken döneminde bilimsel gelişmelere olan katkısının Avrupa’yı nasıl etkildiğini’ içeren mesajlarıyla, Nasser, Arap dünyasında da taraftarlar kazanıyordu. Nasser’ın 1956’da Anglo-Amerikan etkisine sırt çevirerek, Süveyş Kanalı’nı Mısırlı’lara mal etmesinin ardından, ‘İsrail konusunda zaten kızgın olan’ Arap dünyasında ‘lider’ konumuna gelmesi kaçınılmaz bir sonuç doğurdu:
    ‘Tüm Arap ülkelerini bir çatı altında toplayabilmek ve bu ülkeler arasında dayanışma yaratabilmek amacıyla’ Mısır ve Suriye 1958’de ‘Birleşik Arap Cumhuriyeti’ yapılanmasını oluşturdu. Yemen, Lübnan, Sudi Arabistan ve Irak’ın da desteğini kazanan bu ideoloji, ‘tek Arap milleti, tek Arap birliği kimliğini’ nihayet yaratmış oldu. Buna göre, bu kimlik, sadece müslümanların değil, diğer dinlere de inanan, tüm Arap ülkelerindeki vatandaşların ‘ortak kimliği’ olmalıydı. Nihayet, kendi modernleşme yolundaki bu oluşum, ‘emperyalizme ve kapitalizme karşı, milliyetçi’ propagandalarıyla kitleleri etkilemeyi başardı.

    Nasser’ın, çoğunluğu peşinde sürükleyen etkisi, entellektüel kitle tarafından tedirginlikle izlenirken; diğer yandan, unutulmuş olan ‘fakir ve dinci’ halk kesimi arasında ise yeni bir yapılanma doğdu: Müslüman Kardeşliği Grubu.

    ***

    Müslüman Kardeşliği….

    ‘Modernleşme ve onun şeytani güçleri karşısında’ yer alan felsefesiyle islami kuralları uygulamayı ilke edinen grup, Kuran-ı Kerim’i de anayasaları olarak kabul etti. Grubun Mısır’daki doğuş ve başarısının temel nedeni ise ‘yaşam koşulları iyi olup sol ya da milliyetçi kanadı temsil eden azınlığın ‘materyalist’ olarak görülmesi; halk çoğunluğunun fakir ve eğitimsiz olması; dinin mağdur durumdaki halk için koruyucu tek öge olarak kabul edilmesi ve bu boşluğu dolduracak bir alternatifin henüz bulunmaması’ oldu.
    Günümüzde hala, dönemin Müslüman Kardeşliği Grubu Lideri Sayyid Kutb tarafından yazılmış olan kitap (İng. adı, Milestones) radikal kitleleri etkilemeye devam ederken, Müslüman Kardeşliği ideolojsinin de temelini olusturuyor: ‘Hz. Muhammed Arap olduğu için, tüm Araplar ‘müslümanlık çatısı altında’ birleşmeli…Bu birliğin korunabilmesi için Kuran-ı Kerim ilkeleri takip edilmeli…’
    Böylece diğer yönetim sistemlerine alternatif olarak ortaya çıkan ‘din kardesliği felsefesi’ ülke sınırları ötesine de uzanarak, çoğunluklar tarafından ‘dini bir mesaj, politik bir organizasyon, ekonomik bir çözüm yolu ve sosyal bir ideoloji‘ olarak kabul edildi.

    Diğer yandan, bazı radikal grupların, ‘Arap milliyetçiliğini, din ve cihad ideolojisyle birleştirmesi’ ise birçok kişi tarafından benimsenip, gelişerek, destek buldu.

    ***

    Ve böylece, temelleri Mısır’da atılan bu ‘yaşam felsefeleri’, dünyanın her neresinde olursa olsun, tüm insanları ‘bir şekilde’ etkilemeye devam ediyor.

    Gerçek olan şu ki, ‘emperyalizm, petrol ve İsrail’ Arap milliyetçiliği’ni önemli ve hassas bir kimlik durumuna getirdi. Eğer, o dönemde, İsrail oluşturulmasaydı, bu kimlik, bu kadar büyük bir önem kazanıp, güçlenmeyecek; Fransa ve İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle, sıradan bir yaşam tarzı haline gelecekti. Ve bu kimlik, sadece içinde bulunduğu ülkenin sınırlarına ait kalıp ‘kendi ulusallık bilinciyle ve kendi ülkelerinin içişleriyle meşgul olan’ sakin bir milliyetçilik olacaktı.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: