Başlangıç > Güncel..., Kadın ve Sorunları... > KADINA ŞİDDET ve TACİZ…

KADINA ŞİDDET ve TACİZ…


acc“Cehennemden kaçarak buraya ulaştım. Hissettiğim tek şey acıydı. Tükenmiş durumdaydım. Bugüne kadar geçen yılları hayatımdan çalınmış zaman dilimi olarak görüyorum.” Bu sözler Afrika ülkesi Ruanda’da, tam on dört yıl önce 100 gün içinde 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu’nun katledilmesiyle sonuçlanan soykırımdan kaçmayı başararak, 3 yaşındaki çocuğuyla birlikte 2000 yılında İngiltere’ye sığınma talebinde bulunan tecüvüz mağduru Stella Mpaka‘ya ait. Uzun süren hukuk mücadelesinde bir sonuç alamayan Mpaka Londra’da faaliyet yürüten Crossroad Women’s Centre’da, ‘Tecüvüze Karşı Kadın Grubu’yla  tanışmasının sonunda ve tam 7 yıl süren bir hukuk mücadelesinin ardından İngilte’de kalma izni almayı başardı…

“Kız kardeşime ve anneme kaç tane askerin tecavüz ettiğini gördüm. Korkmuştum ve eğer orduya katılırsam bunlardan korunmuş olacağımı düşündüm. Kendimi korumak istemiştim… Sadece 12 yaşındaydım ama gece boyunca diğer askerler tarafından sürekli dövüldüm ve tecavüze uğradım. 14 yaşıma geldiğimde bir bebeğim vardı. Babasının kim olduğunu bile bilmiyorum. Kaçtım…
Gidecek yerim ve bebeğime verecek yiyeceğim yok.” Bunlar ise  Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde köyü saldırıya uğrayan 12 yaşındaki Natalie’nin sözleri. Natalie’nın nerede olduğu şu an bilinmiyor…

Yukarda anlatılan iki  olay dünya çapında  hala oldukça yaygın olan kadına yönelik tecavüz ve şiddet olaylarına örnektir. Tecavüz insana yönelik şiddetin en uç biçimidir. Uzmanlar, tecavüzün, içinde damgalanmayı taşıdığı ve toplum için de ‘utanç’ olarak taşındığı için, büyük oranda gerçeğin altında belgelenmekte ve nadiren cezalandırılmakta olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuda yayınlanan raporlar ve araştırma sonuçları da durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Dünya çapında her beş kadından biri hayatlarında tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı olacaktır (WHO 1997).

İrlanda’da Dublin Tecavüz Kriz Merkezi’ne 2007 yılında başvuran kadın sayısı 320. Bu oran 2001 yılında 158 olarak kayda geçmiş. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Kadın Çalışma Grubu (NWS) raporuna göre yılda ortalama 683 bin kadın ülkede tecavüze uğruyor. Bu her üç dakikada bir kadının tecüvüze uğradığı anlamına geliyor. Güney Afrika’da her gün 147 kadın tecavüze uğramaktadır. (Güney Afrika Irk İlişkileri Enstitüsü 2003).

Fransa’da her yıl 25,000 kadın tecavüze uğruyor (Avrupa Kadınlar Lobisi, 2001).  Türkiye’de kadınların %35.6’sı bazen, %16.3’ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor (2000 yılında yayınlanan taramalar, Müslüman toplumlarda kadın ve cinsellik, WWHR Yayınları: İstanbul, 2000).

Uluslararası Af Örgütü’nün 2004 yılından beri sürdürdüğü ‘Kadına Yönelik Şiddet Kampanyası’na göre, sebebleri ne olursa olsun dünya genelinde her 3 kadından 1’i yaşamı boyunca eşinden, erkek arkadaşından ya da aile bireylerinden kötü muamele görüyor, dövülüyor, cinsel ilişkiye zorlanıyor ya da taciz ediliyor. 15 – 40 yaş arası birçok kadın kanser, trafik kazaları yada sıtma yerine toplumsal cinsiyet kökenli şiddet nedeniyle ölmekte yada yaralanmakta.  Kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70’i erkek partnerleri tarafından öldürülüyor. Her yıl iki milyon kızın cinsel organları sünnet edilme riski taşıyor.  Kişiler arası şiddetin silahlı çatışmalar bittikten sonra da kısmen de olsa silahların mevcut olması nedeniyle kadına yönelik erkek şiddeti yüksek oranda devam ediyor.  Normalde yaşıyor olması gereken en az 60 milyon kız çocuğu cinsiyet tercihli kürtaj veya erkek çocuklarından daha önemsiz olarak görüldükleri için yetersiz bakım nedeniyle çeşitli toplumlarda “kayıp”lar. (E, Joni Seager, 2003).

Kadına yönelik şiddetin önüne geçilememesinin en önemli nedenlerinden biri de, bu şiddeti uygulayanların sıklıkla kontrolsüz ve cezasız kalıyor olması.

Bazı ülkelerde bununla ilgili hiçbir yasa yokken, başka ülkelerde ise yasalar bazı şiddet biçimlerini cezalandırabilirken, bazılarını yasa dışı bırakıyor. Gerekli yasaların bulunduğu durumlarda bile birçok ülkede yasalar tam olarak uygulanmıyor. Dünyada 79 ülkede aile içi şiddete karşı hiç yasa yok (ya da bilinmiyor) (UNIFEM, Not a Minute More, 2003).

Yine aile içi tecavüz sadece 51 ülkede cezai bir suç olarak tanımlanıyor (UNIFEM, 2003).

BM Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü’nün 1994-2003 incelemesinde, incelenen ülkelerin neredeyse tamamında kolluk kuvvetleriyle ilgili sorunlar olduğu ortaya çıktı.  Dünya çapında, 2003 yılında en az 54 ülkede kadınlara yönelik ayrımcı yasalar bulunurken,  sadece 16 ülkede cinsel saldırıyla ilgili özel yasa bulunuyor; sadece 3 ülkede kendi başına kadına yönelik şiddeti suç fiili kategorisi olarak tanımlıyor (Bangladeş, İsveç ve ABD) (A, UNIFEM 2003).

Bolivya, Kamerun, Kosta Rika, Etiyopya, Lübnan, Peru, Romanya, Türkiye, Uruguay ve Venezuela’da, ceza yasası uyarınca tecavüzcü kurbanla evlenmeyi teklif eder ve kurban da kabul ederse serbest bırakılmakta. (D, Joni Seager, The Atlas of Women, 2003).

Sözde “namus” savunması (tamamen ya da kısmi olarak) Peru, Bangladeş, Arjantin, Ekvator, Mısır, Guatemala, İran, İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan, Türkiye, Batı Şeria ve Venezuela’nın ceza yasalarında yer almaktadır (A, BM 2002).

25 Kasım tüm dünyada “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanacak. Bu nedenle çeşitli paneller, gösteriler, etkinlikler düzenlenerek. İnsanların dikkatleri bu konuya çekilirken, aynı gün tüm dünyada kadınlar fiziksel ve psikolojik şiddet kurbanı olmaya devam edecek.

Ali Keskin / Açıkgazete / http://www.acikgazete.com/?action=journalist&aid=4064

  1. ucnoktaaforizma
    24/11/2008, 16:38

    Erkek Egemenliği..
    Ülkemizde giyim – kuşam ile politika arasında süregelen ilişkinin tarihi oldukça eskidir.
    19’uncu yüzyılda Osmanlı kadın ile erkek giyiminde iki yeniliğe açılmıştı.
    İmparatorluk payitahtına ‘Fas’tan ‘fes’ getirildi; Suriye’den alınan çarşaf kadın giyimine egemen oldu.
    Padişah İkinci Mahmut bir genelge yayımlayıp ordu mensuplarının fes giymelerini zorunlu kılmıştı. İkinci Abdülhamit ise saray kadınları dışında ferace giyilmesini yasaklayınca çarşaf yayılmıştı.
    Cumhuriyetten sonra fes kaldırıldı; ama, erkek giyimine müdahale eden Atatürk kadın giyimine dokunmadı.
    Ne var ki giyim – kuşam davası 21’inci yüzyılda da sürüyor, bugün Türkiye’de türban davası politikanın birincil sorunları arasında yer alıyor.
    Sayın Deniz Baykal’ın çarşaflı kadınlara CHP rozeti takması ise hem parti içinde hem dışında tartışma ve çalkantılara yol açmıştır.
    *
    Genel olarak bu tartışmalar kapsamında biçimsel dinselliğin mirasını görmek doğaldır; türban, çarşaf, peçe, burka, vesaire, kadını erkekle eşit saymayan mantığın ürünü olan ‘tesettür’ü vurgular.
    Tesettür yalnız Türkiye’de yok; bütün İslam coğrafyasında kadını örtme biçimi kimi Müslüman ülkesinde çok sert, kimisinde daha hoşgörülü biçimde uygulanıyor.
    Bizde Cumhurbaşkanı ile Başbakan eşlerinin tesettürlü olması ülkemizin son yıllardaki egemen politikasını da gözler önüne sermektedir.
    *
    Ancak Türkiye’de gerçekleri hiçe sayan garip bir siyasetle kadının tesettür boyunduruğuna alınması özgürlük davası gibi sunulmakta; erkek egemenliğinin dinsel baskıyla bütünleşmesi sandıkta oy ağırlığını sağladığından, demokratik sayılmaktadır.
    Tesettürü benimsemiş İslam coğrafyası ise bugün yeryüzünde geri, ilkel, antidemokratik, çağdışı, dinci haritayı oluşturmaktadır.
    *
    1923 Cumhuriyeti ‘medeni’ ve ‘siyasal’ haklarda kadını erkekle eşit duruma CHP iktidarıyla getirmiştir.
    Ne var ki her devrimin bir karşıdevrimi oluşuyor; Türkiye şimdi bu çelişkinin çok partili rejimde hesaplaşmasını yaşıyor.
    İstenirdi ki İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra karşıdevrim çok partili rejimde ağırlık kazanmasın; kız çocuklarımızın tümü çağdaş öğretim – eğitimden geçtikten sonra kişiliklerine kavuşup özgürlüklerini savunabilsinler…
    Ne yazık ki bu amaç gerçekleşemedi.
    Şimdi kadınlarımızın çoğu iktidarın erkek egemenliğine prim tanıyan dinci – İslamcı siyaseti altında eziliyorlar.
    Bunların içinde CHP’ye oy verenlerin sayısı bir soru işaretidir.
    Şimdi CHP Genel Başkanı Baykal çarşaflı kadınlara parti rozetini takarak tesettürlüleri partisine ve özgürlük yoluna çağırıyor.
    Ancak erkek egemenliği altında yaşayan tesettürlü seçmenlerden yüzde kaçı bu davete icabet edebilir?
    Cumhuriyet / 24.12.2008

  2. ucnoktaaforizma
    25/11/2008, 06:14

    MEDYA ve TACİZ…
    Medyada artan taciz ve tecavüz haberlerinin işleniş biçimi kamuoyunu bilgilendirme amaçlı mı yoksa pornografik amaçlı mı?…

    KADINA yönelik cinsel istismar haberleri 2008 yılında en bereketli yılını yaşadı. Hemen hemen her gün yazılı ve görsel basında tecavüz haberlerine rastlanırken giderek tecavüz ve benzeri haberler meşru hale gelmeye başladı. Cinsel istismar olaylarının medyada yer buluş şekli ise birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Habere konu olan kişilerin mağduriyet hakkını göz ardı eden medya, habercilik etiğini unuturken işin şov yönünü ön plana çıkarıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan ve medyanın büyük ilgi gösterdği, bir kadın oyuncuya tecavüz haberinden sonra, söz konusu kişi canlı yayında haber değeri olduğunu ama insan değerinin olmadığını vurguluyordu. Tecavüzü haberleştirirken mağdurun kimliğini deşifre eden ve toplumda mimleyen medya haber verme özgürlüğü yerine artık ahlak bekçiliğine soyunuyor. Taciz ve tecavüze dayalı haberlerin medya söylemi, yerini cinsiyetçi ve patriarkal bir söyleme bırakıyor. Kamoyunu bilgilendirme aşamasında medyanın nasıl bir yol izlemesi gerektiği ve tecavüz haberlerinin toplumda yarattığı algıyı Sosyolog Hülya Uğur Tanrıöver, Yazar Pınar Kür, Psikoterapist Murat Paker ve Amargi çevresinde hareketlenen Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi adına Esen Özdemir”le konuştuk.

    HAZIRLAYANLAR: CANAN AYDIN – TACIM AÇIK
    MEDİZ”DEN MEDYAYA ÇAĞRI:
    Tacize, tecavüze ortak olmayın!
    Kadınların Medya İzleme Grubu (MEDİZ), medyada yer alan tecavüz haberlerini eleştirerek “Kadınlara karşı işlenen suçlara ortak olmayın!” çağrısında bulundu.

    Kadınlara yönelik tecavüz gibi cinsel suçların medyada hâlâ pornografik reyting-tiraj malzemesine dönüştürüldüğünü, suçun işlenişine dair her tür detaya yer verildiğini kaydeden MEDİZ üyeleri, “Mağdur kadınların fotoğraflarla metalaştırarak, haklarındaki tüm detayların ifşa edildiği haberleri dehşetle izliyoruz! Başta medya mensupları olmak üzere bu toplumda yaşayan her kişi bu dehşeti sona erdirmekle sorumlu…” açıklamasında bulundu.

    MEDİZ üyeleri, tecavüz gibi suçları böyle haberleştirmenin, bu suçlara maruz kalan kadınları şikâyetçi olduğu durumda kimliğinin ortaya çıkacağı korkusuyla sindireceğini söyledi. Bu nedenle suçlunun üzerine gidilmesinin engellendiğini ifade eden MEDİZ üyeleri, bu tür haberlerin kadınlara yönelik taciz, tecavüz gibi cinsel suçları meşrulaştırdığını vurguladı.

    “SUÇ İŞLİYORSUNUZ!”
    MEDİZ üyeleri, yaptıkları yazılı açıklamada, tecavüze uğrayan bir oyuncuyla ilgili Hürriyet, Posta ve Vatan gazeteleri tarafından yapılan haberlere de işaret ederek şu noktalara dikkat çekti:

    “Örneğin 19 Kasım günü, Hürriyet’in ana sayfasında yer alan haberde tecavüze uğrayan kadını tanımamak neredeyse imkânsızdı. Kullanılan fotoğraf tüm tecavüz mitlerini (mini, dar, kırmızı giymek vb.) destekleyecek nitelikteydi, mağdurun kırmızı, dar, mini bir elbise giydiği bir resmi seçilmişti!! Fotoğrafın kime ait olduğunun anlaşılmasını engellemek yerine kim olduğunu hepimize hatırlatmak istercesine sadece gözleri kapatılarak kullanılmıştı. Haberde adeta kadının fotoğrafından da tanınmaması ihtimali göz önüne alınarak, daha önce yer aldığı dizi film ve sinema filmleri listeleniyor, üstüne bir de tecavüzün nerede ve nasıl yaşandığı tekrar tekrar tüm ayrıntılarıyla anlatılıyordu”.

    Açıklamada, bununla da yetinilmeyerek, 20 Kasım’da Esra Ceyhan’ın programına bir tecavüzcünün bağlandığı, bu tecavüzcünün işlediği tecavüz suçlarını tüm detaylarıyla anlatmasına izin verildiği anımsatıldı. “Bu konudaki hukuki ve toplumsal sorumluluklarını göz ardı eden program yapımcılarının hiçbir müdahelede bulunmadığı”nı belirten MEDİZ üyeleri, ” Hatırlatıyoruz ki, Basın Kanunu’nun 21. maddesine göre, süreli yayınlarda (…) Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinde tecavüz/cinsel şiddet olarak tanımlanan suçların mağdurların, kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılması suçtur! Tecavüzün verdiği hasarı artıracak, tecavüze ortak olacak her tür yayın da kamuya karşı bir işlenmiş bir suçtur!” dedi.

    TECAVÜZE ORTAK OLMAMAK İÇİN…
    MEDİZ, medyanın, kadınlara karşı işlenen suçlara ortak olmamak için yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

    • Kamuoyunu bilgilendirme açısından özel bir önemi ya da yararının olmadığı durumlarda tecavüz, taciz, istismar gibi suçlar haberleştirilmemelidir.

    • Tecavüz gibi cinsel suçlar kamuoyunu bilgilendirme açısından özel bir önem taşıdığında da, mağdurun izni olmaksızın yayınlanmamalıdır.

    • Özel bir önem taşıyan ve mağdur tarafından yayınlanmasına onay verilen tecavüz, taciz, istismar haberlerinde de mağdurun kimliğine dair açık ya da örtük bu kimliği deşifre edecek hiçbir bilgi verilmemelidir.

    • Tecavüz gibi cinsel suçların yukarıdaki koşullar doğrultusunda haberleştirildiği durumlarda, suçun işlenişine dair hiçbir ayrıntıya yer verilmemeli, suç reyting-tiraj gibi gerekçelerle pornografi malzemesi haline getirilmemelidir.

    • Televizyonlarda da, yine, bu suçlar haberleştirilirken aynı hususlara dikkat edilmeli, ayrıca suçun ayrıntılarıyla kurgulanmış canlandırmalarına yer verilmelidir.

    • Bu tür suçların ‘nedenleri’ suçu meşrulaştırıcı biçimde araştırılmamalı, tecavüzcülere, tacizcilere ve bunların işledikleri suçu savunan ifadelerine yer verilmemelidir.

    • Gazeteler, kadınları metalaştıran arka sayfa güzeli ve benzeri fotoğraf, görsel kullanımına son vermelidir.

    • Başta internet medyası olmak üzere tüm medya özel hayatı teşhir ve ifşaat alanı olmaktan çıkarılmalı, özel hayatı, kadınların duygusal-bedensel-zihinsel dokunulmazlığını ihlal eden haberlere yer verilmemelidir.

    ***
    PINAR KÜR
    Yazar
    Kadın suçluymuş gibi gösteriliyor
    KadIna yönelik taciz ve tecavüz olaylarında medyanın bu tür haberleri değerlendirmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Pınar Kür, sözlerine şöyle devam etti. “Bu tür haberlerin sık sık çıkması ve deşifre edilmesi kesinlikle iyi bir şey. Haber değeri taşır fakat medyasına bağlı.” Kür, yaşanan taciz ve tecavüz olaylarında yapılan haberlerde mağdurun haklarını korumanın önemini vurgularken “Devletin, yargı organlarının ve adli tabiblerin bu olaya bakışını gördüğüm zaman dehşete düşüyorum ve söyleyecek söz bulamıyorum” diyor. Türkiye’de bu tür olayların her zaman yaşandığını dile getiren Kür, “Sadece medyada yer almıyor, gizleniyor, üstüne gidilmiyordu. Şimdi üstüne gidildiği için daha çokmuş gibi görülüyor” diyor ve ekliyor: “İşleniş şeklinde sorunlar olabilir ama örtbas edilmesini hiçbir zaman doğru bulmuyorum ve sanki kadının suçuymuş gibi gösteriliyor. Yargı organları da kadının suçuymuş gibi bakıyor. Böyle gösterilmesinden de çok rahatsızım.” Son olarak mağdur edilen kadının kimliğini saklamaması gerektiğini ve çıkıp hakkını aramasının önemli olduğunu vurguluyor.

    ***
    ESEN ÖZDEMİR
    AMARGİ
    Tecavüz iki kişi arasındaymış gibi gösteriliyor
    MEDYANIN haberleri ele alış tarzını eleştiren Özdemir, “Tecavüz olaylarının farklı popülist olaylardan dolayı bir şekilde gündemde olmasından memnunuz. Ancak bu şekilde yer almamalı. Bu tür yayınlar tecavüze uğrayan kadınlar açısından ciddi bir mağduriyet alanı yaratıyor. “ diyor. Özdemir ayrıca şunları kaydetti: “Tecavüz olayları son zamanlarda arttı gibi bir algı var. Daha önemlisi haberin işlenişinde birçok sorun var. Tüm sunuş pornografik bir işleyiş şeklinde cerayan ediyor. Medya kendisinde bu hakkı görüyor. Bu tip bir habercilik anlayışı çok yanlış. Tecavüz olayları hep vardı, sadece bu günlerde daha çok yer almaya başladı. Kadının tecavüze uğradığını söyleyebilmesi çok önemli. Fakat medyanın toplumsal bir tepki yaratma adına bu haberleri yayınladığını sanmıyorum. Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Daha önemlisi haberlerde şöyle bir sakatlık var: Tecavüzü iki kişi arasında bir sorunmuş gibi aksettiriyor, oysaki bu çok büyük toplumsal bir sorundur. Çok büyük bir ataerkillik sorunudur.

    ***
    MURAT PAKER
    Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Psikoterapist
    Reyting şehveti ön planda
    Reyting şehvetiyle tacizcilerin,
    tecavüzcülerin gemlenemeyen şehveti arasında benzerlikler bulmak mümkün. Her iki şehvet de muhatabını kendininkinden farklı tercihleri, hassasiyetleri olabilecek ayrı bir özne olarak göremediği için mağdur ediyor…

    »Medyada çıkan tecavüz ve taciz haberleri izleyicinin algısında nasıl bir yer ediniyor? Haberleri izleyen/maruz kalan küçük yaştaki izleyiciler için söz konusu haberler ilerki yaşta travmatik bir süreci beraberinde getiriyor mu?
    Taciz ve tecavüz haberlerinde son zamanlarda bir artış var. Bu durum vaka sayısında bir artışa tekabül ediyor mu bunu şu an bilmemiz mümkün değil. En azından şunu söyleyebiliriz ki Türkiye’de öteden beri taciz/tecavüz olayları sanıldığından, bilindiğinden, medyaya yansıdığından çok daha fazlaydı, hala da öyle. Genel olarak muhafazakâr bir toplumun çok kirli çamaşırları olarak cinsel taciz/tecavüz vakalarının çok büyük çoğunluğu mağdurların acılı hafızalarına hapsediliyor, mağdurları dilsizleştiriyor. Dolayısıyla medyanın bu tür vakalara ilgi göstermesi bir yönüyle olumlu ve gerekli. Ancak bu durum medyaya çok büyük bir sorumluluk yüklüyor. Cinsel taciz/tecavüz, erkeklerin kadınlar üzerindeki ve yetişkinlerin çocuklar üzerindeki tahakkümünün en kristalize olmuş ve dolayısıyla en çok tahribat yaratan şekli. Bu vakaları haberleştirirken bu çarpık iktidar ilişkilerini yeniden üretmemek, mağdurları yeniden örselememek adına çok önemli. Bu haberleri yazan basın mensuplarına şu basit ilkeyi önerebilirim: Bu tür haberleri yazarken kendinizi mağdurun yerine koymaya çalışın. Mağdur sizin haberinizi bugün ya da beş on yıl sonra okuduğunda ne hissedecektir? Aynı şekilde kendinizi muhtemel genç/çocuk okurların yerine koyun. Onlar ne hissedecektir? Bunları yapamıyorsanız, mağdurun kendi kızınız, oğlunuz, sevgiliniz, karınız olduğunu hayal etmeye çalışın. Haberinizi öyle yazın. Mağdurları ve genel olarak kadınları/çocukları kollayan bir dile ve tarza ihtiyacımız var. Yoksa bu haberlerle hem yeniden örselenmelere, hem de ortaya çıkmak, şikayet etmek isteyen mağdurların sessizlikte kalmalarına yol açmak işten bile değil.

    »Taciz ve tecavüz haberlerinin medyada işleniş şekli -taraflar için- tecavüz eden ve tecavüze uğrayan paydalar için nasıl bir cinsiyete bakış zemini hazırlıyor? İnsanlarda tecavüz psikolojisi oluşturuyor mu?
    Türkiye medyasının çok önemli bir kısmı için taciz/tecavüz vakaları “tekinsiz cinsellik” şeklinde algılanıp öyle yansıtılıyor. Bu haberlerde cinselliğin ön plana çıkartılması, yazan için de okuyan için de arzu/fantazi dünyalarının kışkırtılması anlamına geliyor. Oysa taciz/tecavüz, cinsellik görünümü altında açık fiziksel ve/veya psikolojik şiddet uygulayan, iktidarın istismarı şeklinde görülmeli, öyle ele alınmalı. Bu haberler öyle yazılmalı ki bunları okuyan mağdurlar, bir de medya tarafından taciz edildiklerini değil de, toplum tarafından kucaklandıklarını, desteklendiklerini, maruz kaldıkları şiddetin deşifre edilip kınandığını, bu durumun kendi cinsellikleriyle bir ilgisinin bulunmadığını ve mahremiyetlerine azami özen gösterildiğini hissedebilsinler. Örneğin haberlerde cinsel taciz/tecavüz mağdurlarının tam isimleri değil de isimlerinin baş harfleri yazılıyor ve bu yolla mahremiyetlerinin sağlandığı düşünülüyor. Oysa özellikle verilen başka bir sürü ayrıntıyla kimlikler çok belirgin olabiliyor. Bu durumun bizatihi kendisi çok ağır bir taciz. Maalesef gemlenemeyen bir reyting şehveti gibi bir sorunumuz var. Reyting şehvetiyle tacizcilerin/tecavüzcülerin gemlenemeyen şehveti arasında benzerlikler bulmak mümkün. Her iki şehvet de muhatabını kendininkinden farklı tercihleri, hassasiyetleri olabilecek ayrı bir özne olarak göremediği için mağdur ediyor.

    »Tecavüzün medyada sosyal ve hukuki boyutları üzerinde okuru düşündürmeye yönetmek yerine pornografi malzemesi olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz?

    Daha önce de belirttiğim gibi meselenin böyle bir boyutu var maalesef. Medya bu tür haberlerde cinsel ayrıntılara, grafik tanımlamalara girmeye çok teşne. Bu çok sakıncalı bir durum, kesinlikle olmaması gerekiyor.

    »Bu tür haberlerin medyada yer alması bir süre sonra toplumda bu durumun doğal algılanışına neden olabilir mi?
    Taciz/tecavüz haberlerinin medyada yer alması değil ama daha önce belirttiğim tarzda, çarpık iktidar ilişkilerini yeniden üretir ve mağdurları yeniden örseler tarzda ele alınması ve ek olarak yargı-adli tıp ekseni üzerinden mağdurlar yerine faillerin kollandığına dair bir algının yerleşmesi, toplumun zaten epeyce zedelenmiş olan adalet duygusunu daha da yıpratır ve tabii taciz potansiyeline sahip insanların özdenetimlerini gevşetebilir. Taciz/tecavüz durumlarında çok net sınırların çizilmesi ve bu sınırlara tutarlı bir şekilde uyulması, bu suçların azaltılması konusunda en kritik faktörlerin başında gelir. Her halükârda, büyük çoğunluk bu olayları doğal karşılamaz, kendine göre başetme yolları, önlemler geliştirir. Türkiye’nin bugünkü ikliminde en olası başetme tarzları daha fazla muhafazakârlaşma ve sanıkları/suçluları yargıya teslim etmek yerine linç etme şeklinde tezahür edebilir. Oysa tacizleri/tecavüzleri minimuma indirmek için tam tersine ihtiyacımız var: Cinsiyetçilikten arınma, erkek ve yetişkin tahakkümüne son verme, her şeyin metalaşmasına karşı direniş ve radikal bir yargı reformu.

    ***
    HÜLYA UĞUR TANRIÖVER

    SOSYOLOG – MEDYA ELEŞTİRMENİ

    Medya pornografiye hizmet ediyor

    »Tecavüz olayları medyada işlenirken toplumsal ve hukuksal yanının daha fazla irdelenmesi gerekirken pornografik bir işleyişe mi önem veriliyor?
    MEDİZ olarak yeni bir basın bildirisi oluşturduk. Kadınlara karşı işlenen tüm bu konulara değinirken tüm bu suçlara ortak olmamak için medyanın ne yapmasını belirten bir ortak bildiri hazırladık.

    Tecavüz gibi cinsel saldırı suçlarının haberleştirilmesini iki ayrı yönüyle görmek lazım. Bunun birinci aşaması hukuksal olandır. Hukuksal olan cinsel saldırı haberlerinin yanı sıra her tür habercilikte hukuk ilkelerine uymanın gerektirdiği her alanda zaten dikkat edilmesi gereken hususlardır. Haberleştirme söz konusu olduğunda farklı bir söylem alt düzeyde de olsa kendini gösteriyor. Medya, kadın haberlerinde daha vahim olarak ikinci bir cinsel saldırı gücü halini alıyor.

    »Yani bu durumda habercilik tecavüze ortak olmuş oluyor.
    Son örneğimizdeki kişi görüşmesinde iki ayrı terimle belirtmiştir. “Ayrıntıları anlatmayacağım ve hiç kimseye masturbasyon malzemesi vermek isetemiyorum” diyor. Çok doğru yapmış. Bu açıklama o kişinin bilinç düzeyini gösterir. Bu son vakadan söz ediyorum ama pek çoğunda bunu görmemiz mümkün. Cinsel saldırı haberi yapılırken birkaç şeye dikkat edilmesi gerekiyorsa bunlardan en birincisi haberin gerçekten haber değerini kim belirliyor gerçeğidir. Gerçekten çok öyle habercilerin kendisi belirlemiyor. Haber değerini belirleyen kimdir ve nedir bakmak lazım. Tecavüz ve cinsel saldırı haberlerine baktığımızda haber değeri gerçekten bir kamuoyunu bir aydınlatma, uyarma olası başka suçları engelleme gibi bir gerekliliğe hizmet edecekse bu tür haberlerin haberleştirilmesi gerekir.

    »Buna insan hakları gazeteciliği diyebilir miyiz?
    Kesinlikle. Hemen eklemek isterim, benzer olaylarda bir hukuksal problem var ise genel insan hakları konusunda da buna dikkate dilmesi gerekir. Suçları kanıtlanmamış insanların deşifre edilmesinin çok yönlü, ağır sonuçları var. Zaten cinsel taciz ve tecavüze uğramış mağdur olmuş bir de deşifre edilmiş ve pornografik malzeme edilmiş olarak sunularak büsbütün mağdur ediliyorlar. Diğer yandan da linç ediliyorlar vs.

    Bu haberler yapılmalı mı? Kamu yararı var ise yapılmalı. Kamu yararı olduğu nasıl anlaşılır? Tabii ki o da medyanın gazeteciliğin meslek ilkelerine bağlı.

    »Taciz ve tecavüz olaylarının medyada sunumunda sosyolog olarak sizin öneriniz nedir?
    Gazeteciler bunu nasıl organize ederler bilmiyorum ama; diylim ki böyle bir haber yapıyoruz diğer tüm koşullara uyarak işlenen haberin altında bir küçük çerçeve içinde cinsel saldırı ağır bir suçtur, cinsel saldırıya uğrayanın utanması, çekinmesi gerekmez, cinsel saldırı karşısında sustukça ve şikâyet etmedikçe çoğalmaktadır, cinsel saldırıya uğradığınızda acilen yapmanız gerekenler gibi yol gösterici bir pusulayı yanına koymak gerekir. Ayrıca olayın bir haber değeri olsa bile mağdurun mutlaka iznini almak gerekir. Kesinlikle mağdurun deşifre olmasını engelleyecek her türlü önlemi almalı. Yalandan gözünün üstüne bant atmakla, oynadığı bütün dizileri ismini sıralamakla olmuyor.

    »2008, bu anlamda taciz ve tecavüz olaylarının daha görünür olduğu bir yıl mı?
    Gerçek sayısal verilere dayanan araştırmalar olmadığı için hiçbir şey diyemiyorum. Bu çok genel bir eğilimdir. Ama toplumda şiddet giderek artıyor. Mesela diyorlar ki 2008’de cinsel saldırılar arttı. Bunu polise yapılan başvurulara dayanarak diyebiliyoruz. Aslında polise yapılan şikayet arttı. Polise şikayetin artması da sevindirici, insanlar en azından konuşmaya başladı demektir.

    Medya bir yönüyle toplumun kendisine tuttuğu ayna gibi.

    »Gazetelerde cinsel istismar haberlerinin artması, Türkiye’deki gazetelerin tabloid gazetelere izlemesi/benzemesi sonucunu çıkarıyor mu?
    Daha görünür oldu dersek, evet doğru. Bu iyi mi? Belli bir yere kadar iyi ama bazı ilkere uymazsak sonuçları vahim. Haberin saldırının kendisi kadar zarar verdiği ortada. Ayrıca kadınlara karşı şiddet/tecavüz olaylarının haberleşmesinde müthiş bir provakasyon var. Söz konusu olan haberinin yanına mümkünse en dokelte, mümkünse kırmızı mini etekli fotoğraf kullanılıyor. Bütün pornografik fantazyalar içinde bunun: Dar etek, kırmızı etek, mini etek. Örtük olarak, tırnak içinde yollu.

    »Medyada bu haberler olştururken feminist bir bilince ihtiyaç var mı?
    Kadınlar dövülmesin, ‘haydi kızlar okula’nın ötesine geçmesi lazım. Haydi kızlar okula, arkasından arka sayfa güzeli. Olmuyor bu. Baba beni okula gönder, arka sayfada da, haftasonları yemek pişirmeyi çok seviyorum diyen bir kadın.

    »Medya ve toplum birbirini mi karşılıyor? Medya halkta bu kadar egemen mi?
    Bir tek gazete olsa, bir tek dergi olsa, bir tek internet sitesi olsa belki değil. Asıl önemli olan inanılmaz bir biçimde metinler arası paslaşma. Yani, metinlerin her biri o olguyu çoğaltmaya yardım ediyor. Herkes Cengiz Semercioğlu okumuyor ama herkes Esra Ceyhan Seyrediyor. İkisini seyretmiyorsun ama ayda bir çıkan bilmem ne dergisini okuyorum. Ötekisi internete bakıyor. Birbirlerini besliyor ve bütünsel bir söylem çıkıyor.

    »Medya ve toplumda kadının yerini nasıl yorumluyorsunuz?
    Deyim yerindeyse bu mücadele her alanda verilmeli. Krizle iligili bir haber yapılıyor. 2 kg hamsiden 4 kişilik ailesine nasıl beş kap yemek yaptığı ana haber bültenlerinde vardı. Krizi süsbanse etmekte çare bulmakta kadınlara kaldı. Yani diyeceğim o ki deyim yerndeyse bu mücadele her alanda verilmeli.

    Bir devlet düşünebiliyor musunuz, kendi kanunuda diyor ki; sen 9-17.00 arası çalışacaksın. Çocuğun var 8.00-12.00 saatleri arasında okulda. Ben devlet memuruyum düşünün 6 yaşındaki çocuğumu saat 12.30’da ders bitince okulun kapısına koyuyorlar. Ne olacak bu çocuk? Öyle bir devlet anlayışı olur mu? Kadını eve mahkum ediyorlar. Bütün bunları başımıza açan kutsal aile. Hem aile bütün kötülüklerin “baba”sıdır…

    ____ 24.11.2008 Birgün Gazetesi…

  3. 26/11/2009, 04:18

    bravo harika bir makale

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Şebzindedâr

writings of a night watcher

Evrim Teorisi Online

Evrim hakkında herşey...

Virginia Woolf

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir.

ODILA BLOGGER by OAS

Turkish Geeks on Life & Politics...

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Facebook adreslerimiz: http://www.facebook.com/ata.fecob - http://www.facebook.com/pages/fvco/107464239362228

Komeleya Çand û Integrasyon a Kurd Luzern

Kürdischer Kultur und Integrationsverein Luzern/Mythenstrasse7,6003 Luzern

DemokratHaber/iDeA

Bağımsız Haber Ve Düşünce Platformu / demokrathabertr.wordpress.com

eren@home ~ $

Açık Kaynak, Linux, Programlama Dilleri, Amatör Telsizcilik gibi konular üzerine düşünceler

Ata FE COB

"En büyük yenilgimiz, bir alternatif fikrini kaybetmiş olmamızdır." ___Michael Lebowitz

Şüpheci Melek

Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir

WordPress.com

WordPress.com is the best place for your personal blog or business site.

CHP SULTANGAZİ

"Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde 'HAYIR' diyebilme yetisidi" E. Fromm. ________“12 Eylül’de ‘HAYIR’ oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun” KILIÇDAROĞLU

%d blogcu bunu beğendi: