LİBERAL EKONOMİ ve LİBERAL DEMOKRASİ NEYİN MASKESİ?…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 03 Oct 2008
1980′li yıllardan itibaren Özalcı politikalara yavaş yavaş destek vererek liberal ekonomi ve liberal demokrasiyi savunduklarını söyleyenler şunlardan oluşuyordu:
1) Eski Marksistlerin, sosyalistlerin ve sosyal demokratların ”bir bölümü” .
2) Liberal görüşü en baştan beri savunan ”yeni liberaller” .
3) Eskiden ”muhafazakâr cephede” yer aldıkları halde ”yeni liberalizme” transfer olanlar.
4) Esasta ”irticayı” benimsedikleri halde demokrasiyi ve liberalizmi bir merdiven gibi kullanmak isteyen bazı İslamcı siyasiler.
Bölücülerin ve kimi sermaye çevrelerinin sözünü bile etmiyorum. Onlar oldum olası liberalizmi, emperyalizmin uzantıları olarak sürekli kullandılar.
1980′li yıllarda Özalcı politikalar, bazı eski solcuları, İslamcıları, muhafazakârları ve gayri milli sermaye çevrelerini birleştiren ”bir mozaik” olmuştur. Bu misyonun 1980′li yıllardaki yapısı, 1990′lı ve 2000′li yıllarda değişikliğe uğradı. İslamcı siyasiler öne çıkarılmaya başlandılar. 28 Şubat 1997 olayı, bu hareketi tetiklemiştir.
Serbest piyasadan beklenenler
Bütün bu çevreler neden liberal politikaları savunuyorlar? Ve neden liberal politikalarla demokrasi arasında bir bağ kuruyorlar?
Soğuk savaş biterken ”liberal ekonomi-liberal demokrasi” söylevi, Batı kapitalizminin ve uzantılarının pazarladıkları politik bir ürün haline getirildi.
Neydi liberal ekonomi, liberal demokrasi söylevinin kerâmeti?
1) Sınırların iktisadi olarak liberalleştirilmesi (açılması), yabancı malları ve şirketleri iç piyasaya egemen hale getirecekti.
2) Ulusal olmayan ama ”liberal ve tek yanlı kurulan” dış bağlar ile ABD, AB ve IMF’nin siyasi, bürokratik, kültürel ve askeri önerilerinin (ve dayatmalarının), Türkiye’de egemen olmasına yol açacaktı.
-
- İslamcı siyasiler bunların başında geliyor. 28 Şubat’ın getirdiği engeli, liberal ekonomi ve liberal demokrasi sayesinde aşıyorlar. Önce onların desteği ile işbaşına geliyorlar, sonra sisteme nüfuz ederek denetimleri altına alıyorlar. Hatta cemaatleri vakıf haline dönüştürme olanağını, liberal ekonomi ve liberal demokrasi sayesinde elde ediyorlar.
-
Liberal uygulamalar, İslamcı oligarşinin maşası haline dönüşüyor. Yaşasın liberal ekonomi, yaşasın liberal demokrasi diye çığlıklar atmaya başlıyorlar. Tabii buna, ”yaşasın Batı baskısı” sloganını da eklemek gerekir. K. Irak’ta Kürtler ”yaşasın ABD” derken bizim İslamcılar, ”yaşasın Batı baskısı” diye çığlık atıyorlar.
-
O zaman liberal ekonomi ve liberal demokrasi şu sonuçları doğuruyor:
-
- İslamcı siyasiler önlerindeki Cumhuriyet, devlet, hukuk, Atatürk ve ordu engellerini bu ”liberal demokrasi” sayesinde aşıyorlar.
-
- Tüm ulusal varlıkların liberalleşme ve özelleştirme adı altında yabancılaştırılması, ”ulusal güçleri zayıflatırken gayri milli ve dini cepheyi güçlendiriyor.”
-
- İslamcı siyasiler, ”Din her şeyin üzerindedir; bütünlüğümüzü ancak ümmetçi bir yapı ile sağlayabiliriz” demeye başlıyorlar. Ulus-devlet, Atatürk milliyetçiliği, Cumhuriyet felsefesi, sosyal devlet ve gerçek demokrasi arayışının yerini; ümmetçiliğin egemen olduğu bir düzene dönüştürme çabaları alıyor.
-
- AB ve ABD ile kurulan ”tek yanlı bağlar” , Cumhuriyete, ulus-devlete, gerçek demokrasiye ve Lozan’a karşı dış desteğin artmasına yol açıyor. Çünkü adı geçen iç çevreler ile dış güçlerin hedefleri bütünleşiyor.
-
- Cumhuriyete karşı, Türkiye’nin ulus-devlet kimliğine karşı, ulusal bütünlüğüne karşı, Atatürk ilkelerine karşı, Cumhuriyet kanunlarına karşı işbirliği yapmaya başlıyorlar.
Demokrasi adına diyerek…
Ve bütün bu gelişmeler liberal demokrasi ve liberal ekonomiyi sihirli sözcükler haline getiriyor.
Ambalajı iyi yapılmış bu siyasi pazarlama ile gerçek demokrasi yerine ortaya çıkan sonuçlar şunlar:
1) Ümmetçi bir sosyal ve siyasal yapıya doğru hareketlenme, kadrolaşma: Tarikatların, cemaatçiliğin, ‘’sosyal devlet sistemi yerine” ikame edilmesi.
2) Ekonominin ”yabancılaştırılarak” tarımda, sanayide, ticarette yabancı dev tekellerin egemenliğinin ortaya çıkarılması.
3) AB’ye alınmayacak olan Türkiye’nin ”görüşme süreci içinde, AB’nin ve Batı kapitalizminin denetimi altına sokulması” arzulanıyor.
Türkiye’de bugün liberal ekonomiyi ve liberal demokrasiyi savunduklarını söyleyen çevrelerin her birinin özel bir hesabı bulunmaktadır. Ümmetçiden bölücüye, işbirlikçi sermayeden işbirlikçi medyaya kadar…
Soğuk savaş sonrasının bu boyutu, iki Türkiye’yi daha keskin bir biçimde karşı karşıya getirmeye başlamıştır. Bu ayrışmada, liberal ekonomi ve liberal demokrasi özel bir misyon üstlenmiştir. Bu misyon, Türkiye’nin yeniden sömürgeleştirilmesidir…
Erol MANİSALI... 06 Cumhuriyet
Etiketler:
1980'li yıllar,
ümmetçilik,
bölücülük,
iktisadi libarelleştirme,
IMF,
işbirlikçi medya,
işbirlikçi sermaye,
Liberal demokrasi,
Liberal ekenomi,
sömürgeleştirme,
Ulusal sermaye
Sizlerden Gelen Yorumlar...