Posted by: ucnoktaaforizma on: 26/01/2010
Ekonomik aldatmacanın yanı sıra kapitalizmin siyasal aldatmacası da demokrasidir. Demokrasi dillere persenktir ama demokrasi anlayışı, demokrasiden beklentiler, uygulama çok farklıdır. Günümüzde demokrasi anlayışı ve uygulaması, sermayenin egemenliğine dayanan örtülü faşizmdir. Kapitalizm, demokrasi maskesi altında, siyasal açıdan kendini meşrulaştırmakta, aklamaktadır. Halkın, çoğunluğun iradesine dayandığı süsü, izlenimini vermektedir. Geniş kitleler bir şekilde güdülenmekte, güdülmektedir. Halkın oy gücü ile gerçek bir demokratik düzen kurma girişimleri, önce yerel kolluk güçleri, daha sonra da emperyalistlerin askeri güçlerince engellenir. Gelişmekte olan ülkelerde askeri darbelerden yakınılır. Askeri darbelerin ardında hangi güçler vardır? Kimler gerekli koşulları yaratır, darbe kundakçılığı yapar? Bu soruların yanıtı pek aranmaz. Düzen halkın oyu ile değiştirilmeye çalışıldığında buna izin verilmez. Kapitalizmin demokrasi alalaması sürer. Aymazlıktan kurtulup, gerçekleri görmeye çalışalım. Kapitalizmde desise, oyun bitmez…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 26/01/2010
Posted by: ucnoktaaforizma on: 25/01/2010
…”Meğerse o güne kadar ülkemi daha çok kalbimle seviyormuşum, duygularımla, reflekslerimle seviyormuşum. Oysa altı aydan sonra daha çok akılla, sağduyuyla, daha çok bilgiye dayalı sevmeye başladım. Tarafsızlık da böyle gelişiyor zaten. İlk gösterilen refleksin her zaman da doğru olmadığını gördüm…”
_________Arzuhan Doğan Yalçındağ / http://www.milliyet.com.tr/arzuhan-yalcindag-ajandamda-hem-olli-rehn-hem-oglumun-sinavi-vardi/devrim-sevimay/siyaset/yazardetay/18.01.2010/1187293/?ver=48
Posted by: ucnoktaaforizma on: 25/01/2010
Posted by: ucnoktaaforizma on: 23/01/2010
Posted by: ucnoktaaforizma on: 21/01/2010
Türkiye’de kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. Japonya’da toplumun % 14’ü, Amerika’da %12’ si, İngiltere ve Fransa’da % 21’i düzenli kitap okur iken,güzel yurdumda durum % 0,01 yani on binde bir…
Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap okuyor, bir İsviçreli bir yılda ortalama 10 kitap okuyor, bir Fransız bir yılda ortalama 7 kitap okuyor, Türkiye’de 6 kişiye yılda 1 bir kitap düşüyor…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 20/01/2010
2010 Yılı Bütçe Harcamaları_________________________:286.9 Milyar TL.
2010 Yılı Bütçe Gelirleri____________________________:236.7 Milyar TL.
2010 Yılı Öngörülen Açık____________________________: 50.2 Milyar TL.
2010 Yılı Ödenecek Faiz Tutarı_______________________: 8.8 Milyar TL.
2010 Yılı Öngörülen Dış Ticaret Açığı________________: 45.5 Milyar Dolar
2010 Yılında 13 Milyon Çalışandan Alınacak Vergi______: 42.9 Milyar TL.
2010 Yılında Alınacak Kurumlar Vergisi______________:20.0 Milyar TL.
2010 Yılında Alınacak Kurumlar Vergisi______________ :%19,0 2010 Yılında ÖTV Artış Oranı________________________:%31.6
2010 Yılında Bütçe Gelirlerindeki Artış Oranı__________:%18.2
KOBİ Dest. ve Geliştirme İdaresine Verilecek para_______:360 Milyon TL.
GAP İçin Ayrılan Para______________________________:59 Milyon TL.
DİYANET İŞLERİ İçin Ayrılan Para___________________: 2.6 Milyar TL.
2009 Yılı Top. Borc. (Kam+Merk. Bank+Özel_________: 460,1 Milyar Dolar
2010 Yılı ASGARİ ÜCRET(NET)______________________: 521,89 TL
2010 Yılı Yaklaşık 9 Milyon Emekli Ortalama Aylığı___: 660,00 TL
2010 Yılı İŞSİZ SAYISI(Res. sayı+iş aramaktn vazgeç)__: 5.000.368 kişi
2010 Yılı Ödenmeyen Kredi Kartı ve Tük. Kartı Sayısı__: 2.000.100 kişi
2009 Yılı Karşılıksız Çek Sayısı_____________________: 1.815.776 kişi
2009 Yılı Protestolu Senet Sayısı____________________: 1.718.616 Adet
Adam çok ağır hastaymış. Karısı eve doktor çağırmış. Doktor hastayı muayene etmiş. Karısı, doktora sormuş; “ Doktor evladım, Beye ne yedireyim iyi gelsin, ne yedirmeyeyim de dokunmasın”. Doktordan cevap; “ Teyze ne yedirirsen yedir, bu baş bu yastıktan kalkmaz”.
Sizlerin canınızı rakamlarla ve bu fıkra ile sıkmak istemezdim ama rakamlar yalan söylemiyor. AKP’nin İngiliz vatandaşı, yeni damat Maliye Bakanı istediği kadar rakamlara yalan söyletmeye çalışsın, mızrak çuvala sığmıyor. Kimsenin ekonomist olmasına gerek yok. Yukarıdaki tabloda, 2010 ‘da beklenen KDV artışının, ÖTV artışının, Bütçe Gelirlerindeki Artışın nasıl karşılanacağını lütfen düşünün. Bunları karşılamanın tek yolu, ZAM yapmaktan geçer. Bu yıl yeni yapılan zamlara ilaveten, Petrol ve Doğalgaz ürünlerine, motorlu taşıt araçlarına, tütün mamullerine, dayanaklı tüketim mallarına, özel iletişim vergilerine SÜREKLİ ZAMLARI beraberce görüp, yaşayacağız. Bu da belli bir gelirle yaşayan çalışanların, emeklilerin, çiftçilerin, küçük esnafın daha da fakirleşmesi demek oluyor. Aileleri ile beraber toplumun % 80 ini kapsayan bu kesim geçim sıkıntısı çekiyor ve huzursuzsa o toplumda sosyal barışı sağlayamazsınız. Demokrasiyi ve özgürlükleri geliştiremezsiniz.
Yukarıdaki rakamlar, Devletin Kurumlarının yani Hazinenin, TUİK’in, Merkez Bankasının ve Ticaret Odalarının rakamlarıdır. Doğru rakamlardır, herkesin ulaşabileceği rakamlardır.
AKP ve Sn. Erdoğan istediğini söylesin, Türkiye’yi getirdikleri konum budur. Bu ülkeyi iyi yönetemediklerinin, Türk Milletinden aldıkları emanete hıyanet ettiklerinin en büyük kanıtıdır.
Türk atasözlerinden biri; “At binicisine göre koşar” der. Peki, biz millet olarak ne yaptık?
Ata binemeyen, yardımla bindiği attan bile hemen düşen birini “SUVARİ” diye başımıza getirdik.
Kutsal dinimiz İslam; “ Emaneti ehline teslim ediniz” der. Biz millet olarak ne yaptık? Kendisine “İstanbul İmamı” dedirten birini, Tarikat şeyhlerinin dizinin dibinde oturan birini, “Demokrasi benim için amaç değil, araçtır” diyen birini, “ İslam davası için gerekirse, PAPAZ elbisesi giyerim” diyen takiyye cambazını milletin başına getirdik. Yetmedi, Devlet kadrolarının tarikatlar tarafından doldurulmasına, sadaka hırsızlarının bürokrasinin en önemli yerlerine getirilmesine, Atatürk’e ve Lâik Cumhuriyete her gün küfür edilmesine rağmen ikinci defa “ tek başına” iktidarı gene bu yeteneksizlere verdik. Ne karşılığında? Sizden çalınan paraların bir kısmı ile alınan, kömür, yiyecek ve giyeceklerin karşılığında.
Herkes düştüğü yerden kalkar. Bizde sandıkta düştük, sandıkta kalkacağız. Demokratik rejimde başka sihirli bir reçete yoktur. Herkes çevresine sahip çıkacak, fakiri, fukarayı gözetecek. Bu garibanları, seccade şeytanlarının eline bırakmayacak.
Birde en çok karşılaştığım soru; “ Peki ama kime oy verelim? Bu laf “ ben yeterince ezilmedim, yediğim kazıklar az geldi, yine AKP’ye oy vereceğim”, demektir. Köylü, Dede Erenlerden, yaptığı pekmezlerin tatlarına bakmasını ve kötüden iyiye sıralamasını istemiş. Dede Erenler, pekmezlerin bulunduğu küplere yaklaşmış ve içlerinden birini tatmış, tatmasıyla yere tükürmesi bir olmuş ve yürümeye başlamış. Köylüler seslenmişler; “Erenler nereye gidiyorsun? Daha tadacağın bir sürü pekmez var.” Dede Erenler dönmüş ve” Bundan kötüsü olamaz, diğerlerini içebilirsiniz.”
Hikâyede olduğu gibi, şimdilik tüm çevremize ısrarla söyleyeceğimiz tek söz var; AKP’ye OY VERİLMEYECEK.
Tablo yukarıda, ötesini sizler bilirsiniz.
Sağlık ve başarı dileklerimle…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 14/01/2010
Her çocuğun bir öyküsü olur, her insanın hikayesi olması gibi.
Çocukluğumuzda masallarımız vardı, devler, cüceler, kötü adamlar, haramiler, kahramanlar… gözlerimizin önünden geçer, kafamızın içinde yeni roller verilirdi, sonra onları canlandırırdık. Bizim çocukluğumuzda, yokluk içinde zenginliği yaşıyorduk. Masallarımızı büyüklerimizden duyduk, öykülerimiz arkadaşlarımız ile canlandırdık. Bizlerin çocukluğu gaz lambasının isi altında geçti, lüks yandığında bütün köyün en ışıklı evi olurdu. Eve suyu ortak çeşmeden getirirdik, içme suyunu daha uzaktan!
Bizim çocukluğumuz yokluk içinde geçti, şimdiki çocuklar ise, varlık içinde yokluk yaşıyorlar, çünkü onların masalları yok. Amerikan dizilerinin ve çocuklar için üretilen çizgi filmlerin oyuncaklarını elde etmek için hamburger dükkanına koşulur, orada verilen oyuncak için çocuk menüsü ısmarlanır ve elde edilen oyuncak hemen yan yana getirilir ve öğlene kalmadan artık o oyuncak diğer oyuncakların yanında yerini alırdı. Ta ki, oda toplanana kadar, unutulur giderdi, çünkü her gün “piyasaya” yeni bir oyuncak çıkar, çocuk onun ile özdeşleşemeden başka oyuncağı olur. Şimdiki çocukların, kendi emeğinin ürünü olan oyuncağı yoktur, dizilerin etkisi ile birlikte sarılarak uyuduğu bir tadie ayıcığı olur!
Çocukların masalları yok, o yüzden masalı olmayan çocuk, büyüdüğünde elinde silah ile çocukluğunda oynadığı oyunun kahramanı olduğunu düşünür! Tek başına dünyayı değiştirmek için fırsat kollar ama o fırsat hiçbir zaman eline geçmeyecektir. Çünkü çocuk büyüdüğünde, var olan masalıda, öyküsü de elinden alınmış olur!
Günümüzde çocukları okulla gönderdiğimizde, peşinen kabul ediyoruz, çocuklarımızın hayalleri o okulda yok ediliyor! Okul sadece çocukları oyalama, dershaneler sınava hazırlık merkezi oldu! Çocuk, yuvasına başladığında, yarışa hazır hale getirilmek için her türlü hizmet veriliyor! Henüz ana dilini tam öğrenemeden, evrensel bir dili öğrenmesi için, evrensel dil öğreten yuvalara veriliyor! Her şey çocuğun gelişimi ve geleceği için! Gelecek için çocuğun hayali çalınıyormuş, katlediliyormuş önemli değil, önemli olan gelecek!
Gelecek adı verilen hedef, çocukların çocuk gibi yaşamasını ortadan kaldırdı. Şimdi betonların arasına sıkışmış, çocuk yuvalarının bahçesindeki yapay çimlerin üzerinde kay kaya binerek vakit geçiren çocuk, çocukluğunu yaşadığını düşünemeden büyüklerin verdiği cevaplara kavuşuyor! Çocuk, çocuk gibi mantık yürütmeli normal zaman içinde, şimdi çocuk büyük gibi ve daha karmaşık mantık yürütüyor! Çocukların dil gelişimi masallardan değil, verilen eğitimin sonucunda oluşuyor! Pavlov’un köpeklerin yerini çocuklar aldı! Her sorunun yanıtı hazır!
Çocukluğumda mahalle çeteleri olurdu, kuş avlamak için sapan yapılır, ağaçlara tünemiş kuşları vurmak için atılırdı. Şimdiki çocuklar biraz daha mal için, bir akşam gidilecek diskoteğe giriş parası için etini pazarlıyor, çocukluğunu pazarlıyor!
Çocuklarını pazarlayanlar, şimdi çocuklarını pazarladıkları alana lüks araçlar ile götürüyorlarmış, her çocuğun bir pazar alanı oluşmuş durumda. Pazar alanların bazıları paralıymış, o alana götürüp çocuğun daha iyi gelecek için, iyi okula gitmesi için sınava sokuyorlarmış! Sınava giren ve başaran çocuk artık o okulun ya da dershanenin malı oluyor. Eğer verimliliği iyi ise, o çocuk bir reklam aracına dönüştürülüyor, büyük büyük fotoğrafları duvarları, reklam panolarını dolduruyor. O pazarlanan çocuk, pazarlanacak çocukları davet ediyor, tıpkı keklik kuşu gibi! Tuzağa düşen, tuzak sahibi için hemcinsini çağırır! O çağrıya kulak veren, pazarda satılacak bir keklik olabiliyor!
Kekliği düz ovada avlarlar, çocukları okulda!
____ İsmail Cem Özkan…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 14/01/2010
Ötedeki yaşamlara karışmak…, originally uploaded by fe_cob.
27 Mayıs 2009 tarihiğinde Tekirdağ/Saray ilçesi Kültür Şenliklerinde çekmiş olduğum ve çok sevdiğim bir fotoğraf…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 12/01/2010
Herkes politika yapmalı. Politika yapmak sadece dar anlamda bir ülkenin yönetimine talip olmak değildir. Politika yapmak geniş anlamda, kendi geleceğine sahip çıkmaktır. Geleceğimizin nasıl olması gerektiğini başkalarının kararına bırakmak yerine kendimizin kurgulamasıdır.
_________ DR.SÜKRAN GÖLBASI…
Posted by: ucnoktaaforizma on: 11/01/2010
Eğer görünmezse alttan “Subtitles” düğmesine basa altyazılardan Türkçe seçebilirsiniz.
Michael Shermer Amerika’da yayınlanan Skeptic dergisinin editörü. Skeptisizm, sözdebilim ve ilgili konulara dair kitapları var. Bu 14 dakikalık konuşmanın uzun versiyonu olan şu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum :
Sizlerden Gelen Yorumlar...